Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Ölüm

Gece Gündüz
A A

Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Ölüm

Ölümden korkuyorum. Baktığınızda herkes korkar ölümden fakat ben iliklerime kadar hissediyorum ölümü. Bu durum ilk başlarda bana motivasyon sağlıyordu ama bu aralar paranoyaklaşmaya başladım.

Henüz hiçbir şeyi tamamlamadım. Ne tumturaklı öğretmen olup gönüllere dokundum ne de kitap basıp fikirlere. Oksijen tüketmekten başka hiçbir işe yaramadan ölüp gitmek istemiyorum.

Bu korku da yeni yeni cereyan etmeye başladı. Herkesin alabileceği bir haber aldım. Hiç tanımadığım birisi kanser olmuştu. Normalde “Hadi ya, öyle miymiş?” deyip ahlayıp vahlamakla geçeriz. Çok yakın akrabamız değilse en fazla birkaç gün üzülür sonra da o kişiyi ancak cenaze haberi aldığımızda hatırlarız. Fakat bende böyle olmadı. Birden kendimi onun yerine koydum.

Öğleden sonra test sonuçlarını öğrenmek için hastaneye gidiyorsun, sonuçlar açıklanınca acı haberi alıyorsun. İleri safhada olduğunu öğrendiğinde gözlerin doluyor ama kendine hâkim oluyorsun. Sonra doktordan biraz moral konuşması dinliyorsun. Ama dedikleri bir kulağından girip öbür kulağından çıkıyor. Hangi hastaneye sevk ettiklerini, ne zaman gideceğini bile hatırlamıyorsun. Aklına çocukların geliyor. Ben öldükten sonra ne yaparlar, diye düşünüyorsun içinden. Aslında kendi ölümünden çok çocuklarının harap olacağına üzülüyorsun. “Hayır” diyorsun “onlara bu acıyı yaşatamam.” Ama içinde zehirle yaşadığını fark ediyorsun. Eşini düşünüyorsun. “Bu zamana kadar beraber geldik sorunların üstesinden” diyorsun. Eşinin virüs boyutuna girip de kanserle savaşamayacağını fark ediyorsun. Çareyi gene Türk hekimlerinde aramakta görüyorsun.

Canın acıyor. Yok olmak fikri çok ağır geliyor. Daha bir gün önce dolu dolu güldüğünü anımsıyorsun. Toprak kokusu çalıyor burnuna. Sonra toprakta çürüyeceğini, hiç olacağını fark ediyorsun. Daha önce tadına bakmadığın şeyin ufaktan kokusu geliyor: hiçlik.

Birden kendini okulda buluyorsun. Teneffüs vakti. Çocuklar cıvıl cıvıl oynamakta. Belki de hiçbirinin düşünmediği tek şey o anda: ölüm. Belki de hiçbirinin lügatında yok öyle bir kavram. Her şeyden habersiz koşturmakla ve enerjilerini dışarıya atmakla meşguller. Belki de bacağına kendi öğrencilerin dolanıyor. Hastaneye gideceğini söylediğin için “Geçmiş olsun öğretmenim” diyorlar. Grip gibi bir şeysin onlar için. O an ağlayamazsın. Saklıyorsun acını. Gülümseyerek teşekkür ediyorsun. Ve olabildiğince çabuk geçiyorsun sevgi sellerini.

Sanki bir anda takatinin gittiğini hissediyorsun. Tırabzanlara tutunma ihtiyacı duyuyorsun ve koridorda duvarlara dokunarak çaresizce yürüyorsun.

Öğretmenler odasına girdiğinde öğretmenlerden biri espri yapıyor, birkaç kişi gülüyor. Kimisi köşeye çekilmiş dedikodu kaynatıyor. Kimisi velisinden dert yanıyor, kimisi öğrencisinden. Bir sonraki derse hazırlanıyor kimisi. Kimisi de bir önceki dersin ne kadar güzel geçtiğinden dem vuruyordur. Hiçbirinin ağzında olmayan tek şey: ölüm.

En yakın arkadaşını görüyorsun. Kenarda çay içip oturuyor. Yanına oturuyorsun. Ardından ağlamaya başlıyorsun. Gözyaşların az daha aksa belki de hasta hücreleri de dökecek ama olmuyor. Duruluyorsun. Ve çevrendeki herkesin seni izlediğini fark ediyorsun. Belki de pişman oluyorsun ama yapacak bir şey olmuyor artık. Kabullenmekten ve dökülmekten başka çaren kalmıyor ve orada kanser olduğunu ilan ediyorsun. Gözlerindeki vahameti görüyorsun. Hatta kimisi acıyor. Hiçbir şeyi umursamıyorsun. Sadece şunu istiyorsun: bu durumdan kurtulmak, yok olmamak.

Bu olayı yaşayan kişi sanki bendim. Her hissi iliklerime kadar hissettim. Yok olmak, hiçlik, çaresizlik, halsizlik… Ne yemek yiyesim geldi ne su içesim. Hiçbir şey okuyamadım. Hiçbir şey dinleyemedim. Hiçbir şey izleyemedim. Ölüm her şeyime sirayet etmişti.

Belki de fazla empatinin kurbanıydım. Belki de kendimi başkasının yerine haddinden fazla koydum. Ama o an benim de kanser olmamak için hiçbir sebebim olmadığını fark ettim. Gerçekten hiçbir neden yok. Hemen yarın ölmemem için hiçbir neden yok.

Henüz hiçbir şey yapmadığım için kendime kızdım. Sonra da çalışmayı salık verdim kendime. “Ölmeden önce neyi yapmayı istiyorsan onu yap. İlham perilerini siktir edip yarım kalan romanının başına otur. Hiçbir bahanen yok yarım kalması için.”

Böylelikle yarım kalan işlerimi halletmeye başladım. Ama bu korku beni bu kadar kolay bırakmadı.

Tüm ölüm haberleri bu kadar sarsmasa da özellikle zihnimin dinç olduğu zamanlar adlığım ölüm haberleri bana ölümü düşündürtüyor. Mesela az evvel komşu köyden birisinin intihar ettiğini öğrendim. Kafamda kimi senaryolar döndü. Oturup karanlığı izledim. Sonra kafamda aynı düşünceler döndü:

Yarın ölsem gitsem benden geriye hiçbir şey kalmayacak. Yaşamaya geldim de ne yaptım? Arkamda ne kaldı? Eğlendim mi doyasıya? İsteklerimi yerine getirdim mi? Yoksa korkup sustum mu? Oturduğum yerde oturmaktan başka bir bok yapmadım mı?

Dünyadaki en çok eğlenen insanı da çağırsak “Ben çok eğlendim artık doydum” demez. Ki ben de doyduğumu hissetmiyorum. Dünyadaki en başarılı insanı da getirsek “Yeter artık ben başardım, kendimi tamamladım” demez. Bana da hiçbir şeyi tamamlamışım gibi gelmiyor. Dolayısıyla ölmeyi hiç ama hiç istemiyorum.

Belki de ömrümde ilk kez sağlıklı yaşamak istiyorum. İdeal kiloda olayım. Yediğime içtiğime dikkat edeyim. Sigara içilen ortamda bulunmayayım. Alkolü fazla kaçırmayayım. Dengeli besleneyim. Spor yapayım. Trafikte, sokakta, evde en kötüyü düşünüp ona göre tedbir alayım. Fakat yaşamak, ne kadar planlanabilir ve ne derece kontrol altına alınabilir, burası da ayrı muamma. Ama benim bu tedbirleri almaktan başka yapabileceğim bir şey yok. Eşeğimi en sağlam kazığa bağlamayı istiyorum.

İstiyorum ki söyleyeceklerimi sakınmayayım. Siyasilerden, üst makamlardan korkmayayım. Asi de olsa fikirlerimi içimde çürütmeyeyim. Doğru bildiğimi söylemedikten sonra neye yarar ki yaşamak.

Kendimi yazarken anlamlı buluyorum. Bu yüzden bol bol yazacağım. Benden geriye bir şeyler kalsın. Açtığım bloğa yeni şeyler eklerim belki de. Sövmem gerekenlere söverim. Sevmem gerekeni severim. Bilmiyorum, belki de bu düşüncelerin tesiri kalmayacak üç gün sonra. Ama belirsiz aralıklarla bir yıldır devam eden bir şey bu korku. Kolay kolay bırakmayacak peşimi. Üretmeliyim. Belki birilerine yardımı dokunur. Birilerinin işine yarar. Üstelik ürettikçe bir şeyler var etmenin huzurunu duyarım ve ölüm döşeğindeyken pişmanlığım az olur. Ölümün zıttının yaşamak olmadığını fark ediyorum.

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Can Cafcav

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...