Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Gerçeklerin Okları

Gece Gündüz
A A

Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Gerçeklerin Okları

(…)

Köye gitmeye karar verdim fakat hâlâ gitmek için hiçbir şey yapmıyorum. Bir makine gibi çekirdek çitleyip dizi izliyorum. Arada kitap okuyorum. Çoğunlukla uyukluyorum. Ne bir eşyamı paketledim ne de gidince ne yapacağımı planladım. Şehirde kalacakmışçasına geçiriyorum günlerimi. Aynı başıboşlukta boğuluyorum.

Bırakıp gitmek zor geliyor. Baktığınızda hiç de mükemmel bir hayatım yok. İki gün evvele kadar çok mu huzurluydum ki? Buradaki hayatım terk etmek için vazgeçilemeyecek bir yer mi? Hayır. O zaman da yaşadığım günden memnun değildim. Bugün de memnun değilim. Ama gene de kıpırdayamıyorum. Köyde geçireceğim günlere tercih ediyorum buradaki yaşamımı. Buradan çok da memnun olmamama rağmen neden gitmiyorum ki? Hatta köy buradan daha iyi gelecek bana. Oranın havası, sakinliği, herkesten uzaklığı bana çok daha iyi gelecek. Belki geçmişimle barışacağım bile. Ailemin hatıraları ile sevdiğim tarafından terk edilmişliğim ile barışacağım. Akrabalarım bana kol kanat gerecek. Arkamda güç hissedeceğim.

Fakat korkuyorum. Alışkanlığımı terk etmekten korkuyorum. Alışkanlığımı bırakıp da yeni bir nefes almaya korkuyorum. Belki de sırf bu yüzden yeni adımlar atamıyorum. Yeni kişiler tanıyamıyorum. Yeni meskenler edinemiyorum. Alışkanlığıma ve geçmişime saplanıp kalmışım.

Bu çöplükten başımı çıkardığım anda, yeni sulara daldığım anda, kendimi küçük bir çocuk gibi hissediyorum. Annemi, babamı özlüyorum o an. Kardeşime sarılıp da uyumak istiyorum. Küçük bir çocuk gibi başımda güvenli bir alan olsun istiyorum. İstiyorum ki hiçbir keser çıkaramasın beni çakıldığım bu tahtadan. Çivi çiviyi de sökemesin. O tahtada tahtakuruları ile yaşayayım.

***

Ne kadar sürecek bu? Ne kadar ötebileceğim kendi çöplüğümde? Üstelik kendi ötüşümden de sıkılmaya başladım. Yeni sesler istiyorum. Detone de olsa, çığırtı da olsa yeni sesler istiyorum. Korka korka da olsa çıkmalıyım buradan. Köye gitmek belki şu an çok büyük karar benim için. Fakat ufaktan da olsa yeni bir ortama girmeliyim. Korkularımın tasması altında havlayamam. Korkudan gebersem de, gözyaşları içinde boğulsam da dış dünyaya açılmalıyım.

Önce cesaretimi toplayacak küçük adımlar atıp sonra köye gideceğim.

***
Hâlâ birilerinden medet umuyorum. Bu sefer de köye gidip de akrabalarımın bana kol kanat germesinden, arkamda güç hissetmekten bahsediyorum. Akıllanmayacağım. Hiç akıllanmayacağım. Köye gitmeyi erteledim. Ne zaman kendi başıma yettiğime karar verirsem o zaman gideceğim.

Şu an bir kuş yavrusu gibiyim. Yumurtanın içinde henüz… Kabuğu çatlatamazsam göt kadar yerde geberip gideceğim. Kabuğumu kırarsam eğer gökyüzü olacak meskenim. İçimde amansız bir güç hissettim. Sadece küçük bir adım atsam, o cesaretle birçok şeyi yapabileceğim.

Kabuğumu kırayım da uçmayı sonra öğrenirim. Çünkü benim şu anki derdim uçamamak değil.

***

Yalnızım. Bir konserindeyim. Aslında çok uzun zamandır istiyordum bir konsere gitmeyi. Belki de iki ya da üç yıldır… Erteledim. Adım atamadım.

Bu ertelemelerim hep korkaklığıma dayanıyor. Alışkanlıklarımı kırma korkusu… Yeni adımlar atma korkusu… Kaçtım hep. Bir sonraki basamağa ayaklarım takılır da düşerim, dedim. Geleceğe zıplamak, büyümeye zıplamak zor geldi. Kaçtım. Her şeyden. En ufak konserden bile. Bir okul çıkışı kendi kendime sinemaya bile gitmedim. Bir kafeye gidip çay ısmarlamadım kendime. Evime gittim doğruca. Oyalandım. Dizi izledim. Uyukladım. Sosyal medyada takıldım. Öncelikle bunu yenmem lazımdı. O yüzden bugün kaçmak istemedim. Kararlıyım. Çünkü bu korkaklığımı atmadıktan sonra istediğim şeyleri de yerine getiremeyeceğim. Yalnızlığın klozetinde birinin sifonu çekmesini bekleyeceğim. Sonrası da boktan nefes alışları… Pis kokulu hayaller…

***

Neşeliyim biraz. İçimde garip ve yabancı olduğum bir güç var. Dünyayı kucaklayacakmışım gibi. Sanki elimde bir kılıç var da önüme gelen korkunun kellesini uçuruyorum gibi. Korkularımın üzerine gidiyorum, evet ama biraz erken gitmişim galiba.
Gülümsedim.
Çünkü konserin başlamasına daha çok var. Dışarı çıkmayı istemiyorum. Burada kalıp savaş meydanının kokusunu çekmek istiyorum. Bira içip kutlamak ve eğlenmek istiyorum. Kendimi ödüllendirmek…

***

İnsanları izleyip telefonuma notlar alıyorum. Birazdan bir ön grup çıkacak. Onlar çıkınca bir bira söyleyeceğim. Birkaç tane garson geziniyor ortalıkta ama ben özellikle kadın olandan isteyeceğim. Çünkü kadınlarla konuşma konusunda adım atmak istiyorum. Konuşmak dedimse illa onu çenemle ayartmayı kastetmiyorum. Birayı aldıktan sonra teşekkür etmek bile benim için bir adım. Belki küçük bir espri bile yaparım. Fakat yapamayacağımı da biliyorum. Birayı alacağım ve sesim titreyerek bir teşekkür edeceğim. Ardından gözlerine bakmaktan bile korkacağım. Sonra o başka bir müşterinin yanına gidecek. Ben de biramı yudumlayıp içimde kılıç kalkan savuracağım.

***

Ön grup indi. Birazdan bir bira daha isteyeceğim. İki tanesi şu an için yeterli olacaktır. Eğlenmek istiyorum. Müzik eşliğinde bira içip korkularımla yüzleşmeyi istiyorum. Yapamadığım şeyleri yapmak istiyorum.

Normal olmak istiyorum.

***
Biranın etkisinden yazacağım şeyi unuttum. İlk savaş iptal oldu. Kıza elimi kaldırdığımda başka bir garsonun dikkatini çektim. Erkekten aldım. Kendimi deneyemedim.

Şimdi ikinci birayı isteyeceğim.

***

Elimi kaldırdığımda görmedi. Sesimi de duyuramadım. İçimi bir utanma kapladı. Etrafımdakilere rezil rüsva olduğumu düşündüm. Sonra etrafıma göz attım. Kimse beni umursamıyordu. Herkes kendi halindeydi. Kimisi sevgilisiyle cilveleşiyor kimisi arkadaşıyla sohbet ediyor kimisi de karşı cinsi kesiyordu. Fakat ben kimsenin umurunda değildim. Utanmama hiçbir sebep yoktu. Lakin içimdeki utangaçlık ve eziklik duygusu gitmedi. Aslında bu his de benim kendi yarattığım bir durumdu. İçimde kendimi öyle bir hale sokuyordum ki insanlar da beni öyle görüyormuş gibi geliyordu. Oysa kendimi ben şekillendiriyordum.

Fakat kimseyi kandırmaya ve boş umut dağıtmaya gerek yok. Gerçekçi olmak lazım. Çünkü bunları bilmek yetmiyor. Bu durumun ayırtında olmak yetmiyor.  Bunları uygulamaya dökmek zaman alacak. Defalarca aynı şeyleri yapmam, defalarca korkularımın üzerine gitmem gerekecek. Onları yenmeye alışana kadar da içimdeki bu eziklik ve utanma duygusu gitmeyecek.

Daha sonra ben bile anlamayacağım yendiğimi.

***

Başarıya o kadar açım ki her şeyi, her savaşı kazanmak istiyorum. Böyle bir şey imkânsız. Kimse hayatının her alanında başarılı değildir. Önemli olanı bulup onunla savaşmalıyım. Önüme gelene kılıç sallarsam asıl darbe için gücüm kalmayabilir. Üstelik lüzumsuz savaşları kaybetmem yerle bir olmuş özgüvenimi daha da yerin dibine sokabilir.

Peki, bu seferki savaşım ne?
O kızdan bira almak.
Yanıma çağırmak ve sesimi duyurmak değil.
O yüzden bira almaya ve onunla normal bir diyalog kurmaya odaklanmalıyım. Terk ettim masamı ve yanına gittim. Gözlerine baktım. Korkmadan. Bunu hiç tahmin etmedim. Gözlerine bakıp istedim biramı. Ardından teşekkür ettim. Ses tonum beni tatmin etti.

Konser başlıyor.

***
Bir konserde bağıra bağıra şarkı söylemenin keyfini o kadar unutmuşum ki…
İçimdeki küfü, kiri pası söküp atmayı…
Sesim kısılasıya kadar bağırmayı…

Konser anında ses sistemlerinden ötürü kendi sesimizi bile duymuyoruz ya, işte o müthiş bir özgürlük. O an İstediğimizi istediğimiz şekilde söyleyebiliriz. Ve ben de sesim kısılana kadar “Yalnızım!” diye bağırdım. “Sendin düşmanım!” diye bağırdım. İçimdeki korkağa seslenmiştim. Müziğin içindeki melankoliyi sesimle beraber bağıra bağıra uzay boşluğuna gönderdim. İçimdeki enerjinin aktığını hissettim. Hafiflediğimi… Gittikçe kanatlandığımı…

Konser bittiğinde ben de bittim. Dayak yemiş gibi hissettim kendimi. Şarkıların yumrukları altında ezilmiş…

Müziğin içindeki o dram, o melankoli ruhumu karartmadı. Yanlış aktarmayayım. Sesin gırtlakta şekillenip kolonlardan çıkması gibi benim ağzımdan dökülen her şarkı sözü de barındırdığı hissi içerimden söktü aldı.

Çişim var. Biraz çakırım. Eve gidip uyumak istiyorum.

***
Dünya bizim plan yapmamız için fazla çok bilinmeyenli. Saat gecenin körü. Şu an hiç planlamadığım bir yerdeyim.
Bir arkadaşımla karşılaştık konserde. Üniversite birde aynı sınıftaydık. Hatta iyi arkadaştık. Sonra ben dersleri geçemeyince ortak derslerimiz gitgide azaldı. Ve ben artık iyice geçemeyince o benden evvel okulu bitirdi. Ben de pek insanları arayıp sormayınca incelen yerin takati hepten kalmadı. Ve koptuk gittik.

Konser bitiminde lavaboda karşılaştık. Çok saçmaydı. Sarıldık ellerimizi bile yıkamadan. Sonra bir bira da onunla içtim. Evi yakındalardaymış. Davet etti.

Şimdi onun evindeyim. Sohbet ettik bol bol. Eskileri andık. Arkadaşlarımızın kulaklarını çınlattık.
Az evvel uyumaya çekildi. Kalakaldım kendimle. Üstelik biraz çakırım. Elimde kılıçlar. Nereyi kanatacağım belli değil.

***

Vakit gecenin bilmem hangi peki… Belki de sabahın olmasına çok az kaldı. Müzik açmadım. Öylece düşünüyorum. Sarı bir ışık yanıyor odada. Bir masanın başındayım. Aklıma yine O geldi. Bunca şeyin ardından…

Yaklaşık altı ay oldu sesini duymayalı. Yaklaşık bir yıl oldu cismini görmeyeli. Neden onu hatırladım? Neden onu özledim? Oysa bitti her şey. Benim ayrılık şiiri söylemekten dilimde tüy bitti. Aramızda yaşanma ihtimali olan ne varsa bitti. Sonra… Benim aşka inancım da bitti.

Aklımda hâlâ o var. Resmine bakmayı istiyorum. Sosyal medyadan fotoğraflarına bakmayı istiyorum. Karşıma koyup dudaklarını izlemek istiyorum. Sesini hatırlamaya çalışıyorum. Acaba diyorum şu an olsa ne derdi? Ya da ne konuşurduk… Kesin bilgece laflar ederdi.

Neden onu hatırladım bu vakitte? İçkiden mi? Zannetmiyorum. İnsan, yalan söylemez içince. Evet aslında kabul etmek gerekiyor. Hâlâ unutamadım onu. Hâlâ seviyorum. Çok saçma. Çoooook saçma. Ama seviyorum. Böyle içince arkasına saklandığım kalkanlar iniyor bir bir.
Gerçeklerin okçularına atış serbest!

Şimdi, köye değil de onun yanına gitmeyi istiyorum.

Can Cafcav

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...