At, Avrat, Silah – 2. Bölüm

Gece Gündüz
A A

At, Avrat, Silah – 2. Bölüm

Zûhal’in babası ile annesi köy yerindeki çoğu kişi gibi görücü usulü evlenmiş. Ama babası annesine çok derin bir sevgi beslermiş. Diğer köy erkânı gibi dediğim dedik kesilmez, ona da danışır, her işte beraber hareket ederlermiş. Zûhal de halasından falan öğrenmiş bunları ama tüm bunları hep gururla ve kendi görmüş gibi anlatırdı.

İnsanoğlunun başından kara bulutlar eksik olmaz ya. Anneleri, Kemal’in doğumu sırasında ölmüş. Bu yüzden babaları Kemal’i sevmemiş hiç. Bir günden bir güne ne başını okşadığını görmüşler ne de güzel laf ettiğini. Hatta sürekli Kemal’in hatasını aramış. Ve bulduğu her hatasında haşlamış Kemal’i. Aralarında dedeleri olmasa döverken öldürebilirmiş bile. Dedesi kol kanat germiş biraz. Ama ne kadar babanın yerini alabilir ki? Zûhal, hep şaşkınlıkla anlatırdı bu kısımları. Halalarının anlattığı adam uçmuş gitmiş, yerine taş gibi sert biri gelmişti.

Evvelden de düzenli olan babaları, iyice sertleşince bir disiplin abidesi olmuş çıkmış.

İnsanı aşırı disiplin karşısında iki seçenek bekler; ya o disipline ayak uydurur ve disiplin dışı hiçbir şey yapmamaya çalışır ya da disiplinin her kuralını özellikle çiğner ve disipline inadına karşı çıkar. Zûhal ilk seçenekten ilerlemiş. Kemal ise ikinci…

Zûhal, babasının dediklerini ikiletmeden yapar, evdeki bir annenin üstlendiği sorumlulukları üstlenirmiş. Aynı zamanda okulunu da aksatmaz, derslerine de düzenle çalışırmış. Okuldaki başarısını da ardına alınca babasının gözüne hepten girmiş. Bazen annesinin manevi yükünü de sırtlanır babasının fikir danışmanlığını da yaparmış.

Kemal, görmediği sevginin farkına varınca bu sevgiyi kazanmanın yollarına düşmüş ilkin. Ablasını kıskanırmış. Hem de çok. Onun gibi sevgi görmek istemiş. Çocukluk aklı… Bakmış olmuyor, o da kazan devirmiş içinde. Babası ile bilerek zıtlaşmaya başlamış. Neredeyse her konuda… O ne derse zıttını yapıyormuş. Dayak yiyeceğini bile bile…

Ergenliğe girip de vücudu da irileşince babasından intikam almaya çalışmış. Onun sevdiği ne varsa ona zarar vermeye koyulmuş. Babası, sudan bir sebepten ötürü Kemal’i; Kemal de sırtında sopa kıracak kadar Zûhal’i dövermiş. Ona ne kadar değer verdiğini biliyormuş çünkü. Onu hırpalamanın babasına ne kadar zarar vereceğini biliyormuş. Ve bu intikam isteği, bir gün tacize kadar varmış. Sebebi ne olursa olsun güzeli değil de kini seçen Kemal, dedesinin de ömrünün sona ermesinden ötürü babasından bir meydan dayağı yemiş ve evlatlıktan reddedilmiş bir halde, evden atılmış.

O günden sonra Kemal’in ne yaşadığını bilmiyor Zûhal. O anları da pek anmak istemiyor. Ama nasıl olduysa çok zengin olmuş. Şu an, sanayide bir yedek parça dükkânı var. Büyük… Ama asıl parayı oradan kazanmadığını sağır sultan bile biliyor. Pislik işlere kılıf uydurmuş anlayacağınız.

Evet, pislik işler… En az benim kadar pislik… En az benim kadar çöp kovası… En az benim kadar çürümüş domates… Ne farkım vardı ki benim ondan da ona laf ediyordum? O da silah taşıyordu. Ben de… O da yasa dışı işlerdeydi. Ben de… Hem de yasa dışı yollarla bir organ bulmak için… Ben de az belenağrı değildim. Kendimden iğreniyordum. Şu bir kere bile tetiğini çekmediğim silahı kafama dayayıp çekmek istedim ama yapamazdım. Yaşatmam gereken biri vardı: Zûhal. Resmi, bir meteor gibi düştü zihnime. Onun yaşaması için göze almıştım bunları. Doktorun “Organ bulunmazsa pek vakti yok,” dediği için… Ailemizdeki hiç kimse ile doku uyuşmadığı için… Çünkü o, belki de dünyadaki en yaşaması gereken insan olduğu için. Çünkü ona âşığım. Çünkü insanlığın onun insanlığına ihtiyacı var.

Âşık olmak yeterli bir sebep mi? Katil olmak için… Bir can hırsızlığı için… Her türlü deliliği yapabilir insan. Rot balans ayarı yoktur. Şanzımanı dağıtmıştır. Ama gene de bu yaptıklarının hata olduğunu değiştirmez. Ben gerçekten bu kadar midesiz şeyleri yapabilecek miyim? İçimde ta arkalardan bir ses “Hayır!” diye bağırıyor ama gözümün önüne Zûhal gelince “Evet!” diyordum. Ne pahasına olursa olsun yapacağım. Kemal ile de didişmeyi bırakıp işime baksam iyi olacak.

Kemal geldi yanıma. “Bir sıkıntı çıkacağını zannetmem enişte. İçini ferah tut. Basit bir takas işi. Malı alıp gideceğiz. Sen arabanın yanında beklersin ilk. İşaret verdiğimde şu iki koltuğun arasındaki çantayı getirirsin.”

Kafamı salladım.

Başladık beklemeye. Üzerime baktım. Ne ayağımdaki kundurayı yakıştırdım kendime ne takım elbiseyi ne de şu osuruktan tabancayı. Ben, bu değildim ama kendimden de koşar adım kaçmıştım. Sırf âşık olduğum için…

Bir an duruldum.

Her şeyi sırf Zûhal için yapıyordum. Sırf onun için. Kendimi çar çur edişim onun içindi. Fakat yaptığım işler hiç de aşık bir adama yakışacak şeyler değildi. Uyuşturucu işlerine sırtını dayamış bir adamla sırt sırta vermiştim. Üstelik Zûhal’e bunca acı yaşatmış adamla. Aşk insanın ömrünü heba etmezdi. Etmemeliydi. İnsanın ömrüne değer katmalıydı. Ölecek ama. Ben burada kalıp çok para kazanmazsam, merdiven altı bir yerden böbrek bulmazsam ölecek…

Ölmemeli.

Düşünemiyorum. Hiç sağlıklı düşünemiyorum. Ne yapsam acaba? Ne yapsam içimdeki huzursuzluk gider? Ne yapsam? Peki… Zûhal olsa ne yapardı? Bu yollarla elde edilen bir organı hayatta kabul etmezdi. On yıl acı çekmeyi göze alır gene de etmezdi. Hele o paranın Kemal’in yanında çalışıp da kazandığımdan haberi olsaydı… Belki benden nefret bile edebilirdi.

Kemal’in a… koyayım.

Zûhal’e bunu yapamazdım. Zûhal’e bunları çektiren insandan medet umup da saçma salak işlere girişemezdim. Buradan kaçıp gitsem? Beni öldürürler. Sonuçta Kemal’in pis işleriyle ilintili şeyler biliyorum. Üstleri beni bitirir. Ama kalıp da Kemal’in işlerine çanak da tutamam. Bunu hem kendime hem de Zûhal’e yapamam. Buradan kurtulmamın tek yolu var: Kemal’i öldürecektim. Peki, bu ne kadar etikti?

İşler öyle bir raddeye geldi ki artık etik metik yoktu gözümde. Ya burada kalıp Kemal’in işlerine yardım edecektim ya da onu vuracaktım. Başka çıkar yol yoktu. Hem pislik bir insandan kurtulmuş olurdu dünya. Mesela bu teslimatı yapmış olsam bir sürü insanı uyuşturucu ile buluşturmuş olacağım. Daha çok insan zarar görecek. Madem Zûhal’i yaşatamıyorum… Madem bir halt ettim buraya gelerek… Kemal’i öldürüp kurtulacaktım. Onu öldürüp hem Zûhal’in intikamını alacak hem de kendime yaptığım bu eziyete bir son verecektim. Artık her şey netti:

Kemal’i öldürecektim.

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Can Cafcav

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...