Şûrîde

Gece Gündüz
A A

Eskiye dönmek isterdim. Mesela 10 yıl öncesine. Yeni başlamışım yazmaya, kelimeler zihnimde daha dipdiri. Gülüşlerim hiç kırılmamış, gözlerimden yaş en fazla 2 dakika akıyor, ellerim hiç yorulmamış, dizlerim sadece düştüğümde kanıyor. Sabahın 7’sinde uyanmışım uykudan, mevsimlerden yaz, yatağımda dört dönüyorum erken uyandım diye; salona koşuyorum, televizyonu açıyorum, Şirinler daha yeni başlamış televizyonda; mutfağa gidiyorum, ellerime erikleri dolduruyorum, musluğu açıyorum, su hiç yosun tutmamış, hiç vücuduma vurmamış soğukluğunu. Hem mutlu hem korkak şekilde parmak uçlarıma basa basa, elimdeki sular yere damlaya damlaya en sevdiğim odanın kanepesine atıyorum çocuk ruhumu. Reklamlar bitiyor, başlıyor en büyük sevincim.

Eriğin suyu kollarımdan akıyor, kollarım ki şimdiki gibi yalnız değil. Saçlarım öyle bir dağılmış ama şimdikiler gibi yıpranmış değil. Kalbimin atışını şimdi bile anımsıyorum, âşık olduğunla aynı his. Yarasız, yaşsız, umursamaz çocuk hayalleriyle bağlıyım güne. Bazen Şirinler bitince bir daha başlardı araya reklam koymadan, o zaman en mutlusu olurdum dünyanın. Şimdiyse bir şeyi bitirince kaç ay sürüyor yeniden başlaması. Kaç taze baharı devirip sokuluyoruz kanepe minderlerine; sahi kaç sabah minnet ediyoruz televizyonun ışığına. O gün tekrar başlamamıştı Şirinler; annem uyanmış, çayı koymuş kahvaltı hazırlıyordu; annem koyunca çayı bir başka oluyor, ben onun gibi çay koyamıyorum. Benim çayım hep acı oluyor. Acı söyleyen, acı yazanın çayı niye açık olsun ki?

Anne, şimdi çok büyüdüm ben, sığmıyorum artık yatağıma. Sığmıyorum çocukluk hayallerime ve yine sığmıyor şimdi şiirlerim o deftere. O gün yazdığım şiirin başlığı, “Sevgisiz İnsanlar”dı; hâlâ hatırlıyorum dizelerini. Yıllar, kelimeleri değiştiriyor da başlıklar hâlâ aynı; hâlâ büyük, kalın puntoyla yazılmış Sevgisiz İnsanlar. Sevgi ne demek ki? Eski gülüşlerimi istiyorum tekrardan anne, güldüğümde sahiden çıkan gamzelerimi istiyorum. Saçlarımın dalgasının başımda dans edişini, ellerimi bir ele uzatırken sonsuz güvenmeyi istiyorum.

Şimdiyse uzadıkça uzuyor cümlelerim, zihnim kısaldıkça uzuyor bedenim. Ellerim, artık yok olmak istiyor dünyanın merkezine; dünya neresi, sahi ben neredeyim? Sabah erken uyanmak istiyorum ama uykusuz bir şekilde. Sabahın köründe, hayallerime öyle koşmak istiyorum; o erikten istiyorum, senin koyduğun çaydan istiyorum anne. Ben artık çay sevmiyorum. Ben eskiden neyi sevdimse şimdi sevemiyorum. Ben artık sevmeyi beceremiyorum. Bir tek yazmayı biliyorum, bir tek başımın dikine gitmeyi sevmeyi… Eskiden rengârenk resimler çiziyordum; şimdiyse hep karanlık resimlerim. Ellerim hep zifiri siyah boyalara gidiyor. Hep karalanmış resimler seviyorum. Düz çizgi bile çizemediğim günlere dönmek istiyorum; her şeyi mükemmel yapmak isterken mutlu olmak için bozduğum şeyler yapmak istiyorum. Şimdiyse her şeyi yapmak beni yoruyor; dümdüz çizgiler çizmek, kendimi ifade ettiğim yazılar yazmak, şiirleri saçmalamadan kaleme almak; mükemmel olmak istemiyorum ama mükemmel oluyor her şey. Ben yine yazdığım şiirlere “Komik olmuş ama yine de güzel şiir…” demek istiyorum. “Kötü ama çok acı var…” demek istemiyorum artık.

Tüm kalemlere aynı derdim; şimdiyse bir kalem, çok farklı duyguları yazabiliyor. Eskiden pembeydi duvarlarım, şimdiyse kazınmış; güçsüz bıraktım odamı. Pencerelerim eskiden büyüktü bedenime göre; şimdi ben bu koca odaya sığamıyorum. Dokunmak istediğim o tavan var ya; şimdi eğilince sırtım değiyor anca. Televizyonlar sabah 7’de Şirinleri vermiyor; her saniye çizgi film izleyebiliyor çocuklar artık. Hiçbir hayalin tadı kalmadı. Pamuk şekeri, eskisi gibi ne pembe ne de tatlı. O dev deniz, şimdi benim gözyaşlarım kadar bir şey kalmış.

Daha ne yapabilirim büyümemek için; geceleri kaç gözyaşı dökmek gerek silmek için geçmişi. Şiirlerimin hangisi anlatıyor şimdiyi? Ben yazmayı öğrendiğimden beri kelimeleri sevmiyorum; okumayı öğrendiğimden beri beyne kazınan dizeleri saplıyorum göğsüme; konuşmayı öğrendiğimden beri hep acı şeyler duyuyorum, ne zaman sağır olacağım? Daha kaç gece gerek hayallerimin mahvolması için?

Eski resimler anlatıyor hâlâ umudun olduğunu ama insan, eskiye dönemiyor. Artık o televizyon hiç öyle hayallere boyamıyor ekranını; erikler artık eskisi gibi güzel değil, onunla da oynuyorlar. Eski resimleri süsleyen ne bir gülüş var salonda ne bir çerçeve. Vücudumun yara olan her yanı, geç iyileşiyor artık; yara bandı kapatmıyor çoğu yarayı, kanadıkça kanıyor. Vücudumda hiç dikiş yokken ruhumun kaç söküğünü dikip kapattım, hatırlamıyorum. Kaç geceyi sabahsız bıraktım, ellerimi kaç kere annemin tenine dokundurdum?

Şirinevler’de Şirinlerin yaşadığını sandığım güne dönmek istiyorum ben. Isparta’nın yurt dışında olduğunu sandığım günlere. Oyun oynamaktan yorgun bedenimi, atmak istiyorum kanepe minderlerine, yazmaktan yorulan ruhumun uykusuz bedenini değil.

Nasıl becerebiliyorsunuz bir insanı eskitmeyi? Nasıl bekliyorsunuz yaşamasını kalbini kırıp parçaladıktan sonra. Hayallerime dönmek istiyorum artık; Sevgisiz İnsanlar şiirini okumak istiyorum bağıra bağıra geleceğe. En baştan öğrenmek istiyorum yazmayı. Kelimelerin ne anlama çıktığını unutmak istiyorum. Eksilmek istemiyorum gündüzden. Yetmek istiyorum kalbime, yetişmek istiyorum sabahlara; kalemi bırakıp yaşamak istiyorum artık.

Ben hep büyüdüm, bir tek size yetemedim.

Büşra Topal

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...