Saklanırım Tutsak

Gece Gündüz
A A

Saklanırım Tutsak

Yazmam gerekiyor biliyorum. Aldım elime kalemimi, kalem elden düşüyor. Dışarıda hava bir değişik, yağacak desem yağamıyor, güneş açacak desem güneşte açmıyor. ”Bugün Pazar, bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.” diyen şairin satırını ”Bugün Cuma, beni ilk defa zindana koydular.” diye değiştiresim var. Zindan da ne zindan; havası hava, güneşi güneş, yemeği yemek ama nefes yok. İlk kez nefes aldığımı hissediyorum, demişti; aldığı nefesler içine dert olmuş da şimdi sıkıştırıyor her bir hücresini. Aldığı her nefes: “Beni bırak!” diye çığlıklar atıyor ama bu feryatlar nafile.

Bazı zamanlar vardır sadece o ana ait zannedersin ama aslında değillerdir, aradan haftalar geçse de aylar geçse de unutamazsın. Unutamadığın gibi hep hatırlatır sana varlığını. O zamanı özel kılan ne varsa…

Ne diyordum ben, bugün beni zindana koydular. Keşke beni değil de şu zihnimi koysalardı zindana. Beden tutsak kalır ama düşünce, hissiyat asla. Asıl mesele onlarda zaten, yüreğin yükü onlarda. Ne demişler: ”Yüreğin yükü aklı alır, adı saklı kalır.” En azından saklı kalan bir şeyler var hala. Saklı kalan bir yürek yarası, belki bir güzel göz, bir çift buğulu göz… Eğer bunlar olsaydı zindanda; insan unuturdu, insan en azından unutmaya meyilli olurdu. İyi olurdu, kötü olurdu bilemem ama en azından tutsak olan onlar olurdu. Görüş gününde biraz hatıra sunardık onlara; görünce mutlu olurlar eksik olan ne varsa ilk önce onu tamamlarlardı. Belki birkaç yıl yatar, çıkarlardı.

Bugün cuma, ben bugün zindandayım ama özgürlüğüme kavuştuğum ilk gün yine size yazacağım ve o zaman kalemim elden düşmeyecek.

Büşra Canbaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...