Saatleri Ayarlayamama Enstitüsü

Gece Gündüz
A A

“Ayar, saniyenin peşinden koşmaktır.” demiş Ahmet Hamdi Tanpınar.

Aslında bir vakittir, bu “zaman” konusunda bir şeyler yazmaya niyetliydim. Onlarca cümle yazıp yazıp geri sildim. Hiç birisi derdimi, meramımı anlatmaya yetmedi. Ne yazsam eksik kaldı.

Şimdi size bir kelime söyleyeceğim ve yıllar boyu hayatınızdan hiç eksilmeyecek. Bittiğini sanacaksınız ama sonsuzluk bile onda gizli kalacak. Hayat, bu konuda size ikinci şansı hep verecek. Uyandığınız her sabah ikinci şansınız; masanızın üzerinde, bileğinizde, duvarlarda tik tak sesleri ile hatırlatacak kendini size.

Zaman, şu çivisi çıkmış dünyada adil olan tek şey belki de. Yaşlıya da bir gün, yirmi dört saat; gence de. Parası olana da olmayana da. Eşitlikse herkese eşitlik. Önemli olan, o saniyeleri nasıl kovaladığın. Her bir saniyeye nasıl anlam kattığın. Sana sunulan bu nimeti kimlerle, nelerle harcadığın.

Yirmi dört saat birikiyor, kocaman üç yüz altmış beş gün yapıyor. Ne ilginç değil mi? Aslında hayatımızdaki tek patron biziz ama bize sorsalar nelerden yakınıp kimlerden şikayet ederiz. Bu hayatın dümeni bizim elimizde; istersek yaşadığımız her anı zindan ederiz kendimize, istersek hayatımızı gül bahçesi yapıp her sabah yeni bir gülü sulamak için uyanırız.

Otuz yaşına kadar geçen zamana, “Zaman…” demezmiş insan. Hayat, otuz yaşından sonra başlarmış. Doğru tabii. Sokakta arkadaşlarıyla misket oynayan bir çocuk için zaman, annesi yemek yemeye çağırdığında biter ya da âşık olan birine zamanın nasıl akıp gittiğini anlatmak, dibi delik bir kovayla su taşımaya benzer. Yaş geldi mi otuza, “İyi ki…” diyebiliyorsan eğer; bir sürü anı biriktirip hepsi yüzünü güldürebiliyorsa; en acı anılarını bile bir deneyim olarak görebiliyorsan işte zaman, bundan sonra akmaya başlar senin için. Hele ki yaş, elli olduğunda, gözün uzaklara daldığında aldığın derin bir nefes ile ciğerine batan bir şeyler olmuyorsa hayatın kazananı sizlersiniz.

Bir hocam vardı. Derdi ki: “Aslında hiçbirimizin vakti olmaz; zaten önemli olan, o olmayan vakitte vakit ayırmaktır.” Ne kadar da doğru söylenmiş bir söz; asıl mesele vakit ayırabilmek, o vakti karşındakine bahşedebilmek. Bu küçük anılar birikiyor da ömrümüzün altın çağını oluşturuyor, hepsi bir binayı inşa eder gibi. Tabii biz istersek… Yoksa elli yaşına gelip hayatını, bir hiç uğruna heba edip kendi yüzünü gülümsetmeyen insanlar da var. Bu da hayatın gerçeklik yüzü.

“Her dakikayı, her saati dolu dolu yaşayın…” demiyorum ama her vaktinizin bir kıymeti olsun; zamanınızın, boşa geçip gittiğini hissettiğiniz anda buna “Dur!” deyip zamanın merkezine kendimizi koymak olsun yapacağımız.

Hayat, önce günleri yakalamaktır. Sonra haftaları, sonra ayları derken en sonunda yılları devirip adına “Ömür…” dediğinizde, geçen o her anda kendinize rastlamaktır.

Büşra Canbaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...