Beş Dakika Daha

Gece Gündüz
A A

Beş Dakika Daha

Saat 06.38.

Masanın yanındaki biraz eskimiş, her dokunuşta kahverengi boyaları dökülen komodinin üzerindeki saat ötüyordu. Uyku sersemi, sussun diye gelişi güzel vurmaya çalıştı ancak üçüncüsünde başardı; o kötü sesi kesmeyi. “Beş dakika daha…” dedi, yarım saat sonra uyandı kendiliğinden. Kalktı yatağından. Ev terlikleri dün akşam bıraktığı gibi duruyordu. El yordamıyla düzeltti onları ve giydi ayaklarına. Koskoca evde çıkan tek ses parkeye vuran terlik sesiydi. Uyandığı sabahlar, yalnızlığını hatırlaması için yeterli oluyordu. Uyanmadığı günlerde gayet mutluydu hâlbuki. Lavaboda tek duran diş fırçasının yanına ikincisinin eklenmeyeceğini iyice kabullenmiş olacaktı ki bu artık onu üzmüyordu. Diş macununu ortadan sıkmak, onun için bir özgürlüktü. Belki de bir tutsaklık…

Geçti aynanın karşısına tam fırçaya uzanmışken eli, vazgeçti birden ”Bugün fırçalamayacağım.” dedi. Sadece serçe parmağıyla gözlerindeki çapağı aldı. Suya değmek aklında bile yoktu. Normalde banyodan çıktığı gibi her gün giyinme odasına gider, takım elbisesinin üstüne takacağı kravatı tam on iki dakika boyunca seçerdi. Bugün aynaya baktı ve giyinmeden dolabın kapağını geri kapattı. Evde kahvaltı yapmayı hiç sevmezdi. Hiçbir kalabalık kahvaltı sofrasına, kendini ait hissetmedi bu zamana kadar. Çıktı evden pijamalarıyla, onun altına bağcıkları açık bırakılmış günlük bir ayakkabı giydi. Normalde her gün uğrayıp bir simit aldığı fırından, bugün iki simit almıştı. Ardından bir vapura bindi. Denizin sesi, onu biraz sakinleştirmeye yetmiş olacak ki elindeki simitten yemeğe başladı. Bir iki ısırık aldıktan sonra geri kalanını martılara verdi. Bugün yaptığı en güzel şey, simidini martılarla paylaşmaktı sanırım.

Sabah neden işe gitmediği konusunda bir fikri olmadığı gibi, bu paspal hâlinin açıklamasını da yapamadı kendine. Vapurda kısa bir süre bunları düşündü. Kafasında hissettiği tek şey koca bir boşluktu. O boşluğu ölümle kapatabilir mi, onu düşündü daha sonra. Evi, işi, sahip olduğu ya da olamadığı her şey daha uzak geliyordu ona. Ölüm ise en yakın…

Denizin mavisinde bulmak istedi kendisini ya da koskoca dünyada kendine yer bulamamak… Bir şeyler için fazlasıyla geçti artık…

Birkaç gün sonra, en son iki sene önce görüştüğü arkadaşı odasına girdi ve yerde duran terliklere ilişti gözü. Buğulu gözlerle yatağın kenarına bırakılmış mektubu gördü ve göz yaşlarını sildikten sonra hemen okumaya başladı. Mektuptaki satırlar şu şekildeydi:

“Bütün dünya ile uzlaşmanın imkânsız olduğunu daha yolun başındayken anladım. Gün doğarken odama giren ışık, hayatımı aydınlatmaya yetmedi. Her sabah sizler gibi mutlu uyanıp hiç kırışıksız takım elbiselerimi giyip ayın sonunu zor getirdiğim bir işte, sabah akşam çalışıp kendimi işe yarar hissetmek için fazla güçsüzdüm…

Martıların bile kocaman mavilere ait olduğu dünyada, payıma düşen rengin siyah olmasını ben istemedim.

Hoşça kalın…”

Büşra Canbaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...