Ben Bir Bankım Deniz Kenarında

Gece Gündüz
A A

“Kaç yaşında olduğun değil, kaç yaşında hissettiğin önemli.” derler. Güzelim ağacımın dalları ne zaman yontuldu bilmem, ilk zamanlarda bayağı albenim vardı. Cilalı görünümümle oldukça genç gözüküyordum. Sonra yağmur çamur, kar kış derken eskidim iyice. Yaşlanmış hissediyorum kendimi, eski sağlam yapım kalmadı. Kaç insana yuva oldum gece gündüz demeden, kaç kedi kıvrıldı üstüme, kaç evsiz ayakkabılarını yastık yaptı da uzandı bana… Hiçbirini yarı yolda bırakmadım şimdiye kadar. Belki bir banktan daha fazlasıydım onlar için. Kimi zaman bir sırdaş kimi zaman gözyaşlarını silmeleri için bir mendil kimi zaman ev kimi zaman koca bir vakit oldum onlara.

Benim de diğer banklardan bir farkım var herhalde, boşuna övmüyorum kendimi burada. Ben, belki de dünyanın en şanslı banklarındanım. Denize karşı bir bankım. Deniz, benim karşımda tüm gün. Baharıyla kışıyla, gecesiyle gündüzüyle… Ben ona, o da bana bakar tüm gün. Aşığız birbirimize ama kavuşamayan âşıklardan. Ne o bana adım atar ne de ben ona. Durduğumuz yerde zaman eskitiyoruz işte.

Sabah güneş doğmak üzereydi, “Bir ağırlık var üstümde…” dedim; bir de baktım ki saçı sakalına karışmış, üstü başı perişan ve bu soğuk havada üstündeki paltoyu üzerine örtü yapmış bir amca. Ayakkabısını koymuş başının altına, uyuyordu. Ses etmedim uyanmasın diye, uyanınca olan biten neyse anlardım zaten. Başının ucunda, pazar arabası gibi bir araba içinde kâğıt, kitap ve bir sürü gazete vardı. Ben bunları fark edene kadar uyandı adamcağız; önce paltosunu yokladı, el yordamıyla sigarasını bulup yaktı birini inceden. Dumanıyla birlikte adam da gitti geldi bir yerlere. Sonra dedi ki: “Nereye kadar sürer bu kepaze yaşam?” Aldı çantasını, tam gidiyordu ki elindeki sigarayı üstümde söndürdü. “Bu,sana yakışmadı…” dedim içimden. “Ben sana ev olmuşken geldin, canımı ilk sen yaktın.”

Ben, kendi acımla uğraşırken bir küçük çocuk geldi, oturdu. Ellerinde bir sürü mendil. O küçücük ellere ne kadar sığdırabilirse o kadar sığdırmış mendillerden. Arada üzerime bırakıyordu tüm mendilleri ve o küçücük ellerini ağzına götürüp nefesiyle ısıtıyordu. “Zalim dünya…” diyordum içimden, “Bu küçücük çocuğa bunları yaptıran dünya, bana neler yaptırmaz?” Çocuğun yanına bir yavru kedi yanaştı ürkek bir tavırla. Sürtünmeye başladı çocuğun ayaklarına; çocuk, aldı kucağına kediyi ve üşümesin diye sarmaladı hemen. Başını okşadı hafif hafif. Ömründe başı okşanmayan çocuk, o gün bir kedinin başını okşayıp merhamet gösterdi. “Demek ki neymiş; şefkat ve merhamet, öğrenilen bir duygu değil, insan yüreğindeki ilk tohumlarmış…” dedim kendi kendime. Çok fazla satış yapamayınca çocuk, topladı mendillerini; o önden gitti kedisi arkadan, yürüdüler sahil boyunca.

Tam baş başa kaldım kendimle derken bir genç geldi, oturdu üzerime. Kahverengi gözlü, uzun bir delikanlı… Etraf kalabalıktı biraz, o da sessizce izledi denizi saatlerce. Her kıpırdadığında gidecek zannettim ama güneşi birlikte batırdık o gün. Etrafta da kimse kalmamıştı. Açıldı bizim oğlanın ağzı ve iki kelime döküldü ağzından: “Çok seviyorum.” Ah, içim eridi o söyleyişe; bir süre sustu. Sonra yine dilinden, “Beni bırakma n’olur…” cümlesi döküldü… Zavallı delikanlıya üzüldüm kendimce. “Ah aşk…” dedim, “Sen nelere kadirsin.” Kim bu soğuk havada gelir de aşkını denize haykırır tüm çaresizliğiyle. Uğurladım o genci tüm duygularıyla…

Bir çift geldi sonra yanıma. Kızın gözleri görmüyordu sanırım; oğlan, kıza bir kitap almış, bir şiir kitabı. Onu okuyacaktı kıza. İlk olarak kızın montunun fermuarını çekti, atkısını doladı boynuna sıkıca. Yani önce onu soğuğa karşı korudu, sonra da kendi sevgisiyle baş başa bıraktı. Açtı kitabı ve okumaya başladı. “Bir gece başımızı alıp gitsek diyorum; bir deniz kenarı mı olur, bir dağ başımı olur. Kaçsak bu kalabalıktan…” Okudukça oğlan da kız da ayrı ayrı mutlu oldular. “Gerçek sevgi…” dedim içimden; “Gerçek sevgi, eksiğini fazlanla kapatabilmek de karşındakini olduğu gibi kabul edebilmek de. Eli ayağı olup hayatı kolay kılabilmek de…” Onları da uğurladım şiirleriyle.

“Eee…” dedim; “Deniz Bey, kaldık baş başa. Sen orada yalnız, ben burada yalnız. Senin hırçınlığın, dalgan, sıcağın, soğuğun kendine… Benim insanım, kedim, köpeğim kendime.”

“Hadi…” dedim; “Deniz Bey, önce ev ol bana, yosununla balığınla. Sonra şefkatli bir el ol, sar beni sevginle, okşa saçlarımı o ince uzun parmaklarınla. Sonra yüreğini elinde taşı ve her fırsatta söyle bana sevdiğini; en sonunda bana öyle cümleler kur ki her cümlen, bir şair dizesini anımsatsın şu beyhude hayatımda.”

Evet, Deniz Bey… İlk adım benden; tek sen duy istiyorum.

Çok seviyorum.

Büşra Canbaz

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...