Beşir Fuad Üzerine

Gece Gündüz
A A

Beşir Fuad Üzerine

Biraz daha kaybolurken satırlarda, son dakikalarının hazzını yaşıyordu yazar. Bir yazar böyle mi olmalıydı? ”Bir insan nasıl yaşarsa öyle ölür.” sözüne mazhar olmak mıydı derdi? Yoksa bilime katkı sağlamak için kendini feda edercesine yapılan bir yiğitlik mi? Ya da tamamen bunların ardında gizli olan başka bir gerçek mi?
1852 senesinin İstanbul’unda doğmuş bir yazardır Beşir Fuad. Fakat çocukluk yıllarının bir kısmı Suriye’de geçmiştir. Burada, Cizvit mekteplerinde, eğitim almıştır. Cizvit’te Fransız ekolü hâkimdir. Bu durumdan kaynaklanmış olacak ki Beşir Fuad, pozitivist ve materyalist bir insandır. Onun pozitivist ve materyalist oluşu, bütün dünya görüşünü kaplamıştı. Ona göre her şey somuttan ibaretti. Kalp, yalnızca kan pompalamaya yarayan bir organdan öteye geçmiyordu onun için… Diğer yazarlar ve düşünürler gibi hayali bir tasviri yoktu kalp için. Bu da onun kendi kalbini, kendi durdurmasına vesile kılmaya götürüyordu. Yavaş yavaş ama emin adımlarla… Evet, emin adımlarla! Çünkü yıllar öncesinden Ahmet Mithat Efendi’ye yazdığı mektuplarında bunun sinyalini vermişti.
İki yaşındayken kızılcık hastalığından vefat eden oğlu Namık Kemal ve ırsî bir hastalıkla boğuşan annesi onun beynini kemirmektedir. Daha sonraları annesini hastaneye yatıracaktır. ”Toplum ne der?” endişesi de onu germektedir. Çünkü annesi vefat ederse yüklü miktarda mirası Beşir Fuad’a kalacaktır. Çok geçmeden annesi hastalığından dolayı vefat eder. Peki, neydi bu hastalık? Beşir Fuad’ın annesinin hastalığı, günümüzde paranoya olarak bilinen bir ruh hastalığıydı. Doktorlar bunun genetik bir hastalık olduğunu söylemişlerdi. Zaten fene ilgisi olan Beşir Fuad, kalıtım hakkında bilgiye sahipti. Dolayısıyla bu hastalığın ilerleyen dönemlerde kendisinde çıkmasından da korkuyordu. Cinnet geçirip ölmek istemiyordu. Ölümünü kendi istediği bir zamanda kendisi ayarlamak istiyordu. Hem de daha önce hiç yapılmamış bir şekilde; o hissiyatı yansıtarak ve kayıt altına alarak…
Tarihler 5 Şubat 1887’yi gösterdiğinde, soğuk bir İstanbul akşamı Beşir Fuad, Cağaloğlu yokuşunun hemen yanındaki evine gider. Kararlıdır, bunu yapacaktır. O an beyninden geçirdiklerini bilemiyoruz. Acaba bir an olsun vazgeçmek istedi mi? Veyahut hayatı son bulacağı için, bundan sonra başka bir hayat da olmayacağı için, mutluluğun zirvesini mi yaşıyordu, bilemiyoruz. Ama ikincisi muhtemeldir…
Gelelim intihar anına… Kimi kaynaklara göre kendine kokain enjekte edip bileklerini usturayla kesmiş. Hatta daha öncesinde bir hayvan üzerinde kokain miktarını ölçmüş. Çünkü hemen ölmek istemiyordu. Bütün bunları yazıya geçirebilmek için yavaş yavaş, usulca ölmeliydi. Bundan dolayı da o miktarı iyi ayarlamalıydı. Bu durum ne kadar doğrudur bilinmez ama bileklerini kestiği kesindir. Kan akarken bileklerinden dalga dalga, Beşir Fuad’ın kaleminden de şunlar süzülüyordu:
” Ameliyatımı icra ettim, hiçbir ağrı duymadım. Kan aktıkça biraz sızlıyor. Kanım akarken baldızım aşağıya indi. Yazı yazıyorum, kapıyı kapadım, diyerek geriye savdım. Bereket versin içeri girmedi. Bundan tatlı ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı.”
Beşir Fuad’ın aktıkça sızladığını söylediği bu kan, yaşamıdır aslında… Onun arada kalışları, topluma ve dünyaya ayak uyduramayışıydı. Öyle ya cenazesinin kadavra olarak tıbbiyeye verilmesini istemiş fakat yakın çevresi bunu bile yerine getirmemiştir.
Hepimizin içinde bir Beşir Fuad hissiyatı var. Bunalıma giren, çözümü farklı yerlerde arayan… Ya da hangi ruh hâlinde olduğunu tespit edemeyen… O zaman Enis Batur’un dediği gibi :
Bir zaman da böyle geçti, pusula
Durmadan döndü ve durmadan durdu:
Şimdi buradayım kâğıtla kalem
Arasında titrek, kararsız, bir sınır
Varsa beni benden ayıracak, tam da
Kanın mürekkebe dönüp kuruduğu yerdeyim
– Beşir Fuad, yanlış kardeşim benim.

Büşra

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...