Elif De Kim?

Gece Gündüz
A A

Elif De Kim?

Gökyüzü, hüznü siyaha çalıyordu; ben, saatim sana beş varken kalkıp ölüme gidiyordum. Neden böyle bir son hazırlamıştım kendime; “Ben ki doğum gününde hiç mum üflememiş, hiç dilek tutmamış bir çocuk, bunlar benim ne haddime?” diye durup durup düşünüyordum.

Sokak kapısının önüne gelmem 2 saatimi almış gibiydi, düşüncelerim o kadar derinleşti ki bıraksam onlar ezip geçecekti bedenimi. Kapıyı açıp dışarı çıktım, sonra kapının tüm kilitlerini kilitledim tek tek, dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkarken bunu yapar mı herkes, bilemedim. Mavi ayakkabılarımın artık pek beyaz olmayan bağcıklarını bağladım, sonra bir ıslak mendile tozunu silmeye çabaladım. Elimi attığım her şeyin daha kötü olduğu gerçeği belirdi ayakkabılarımda, aldırmadım ve geceye ilk adımımı attım.

Ben, geceleri sokağa hiç çıkmamış ruhumu ölüm kokulu sokaklardan geçirmeye korkar vaziyetteyken; ay, üzerime bir spot ışığı gibi vuruyor ve yerimi belli ediyordu kötü düşüncelere. Gölgemden bile kaçamaz vaziyetteydim bu gece. Kimsesiz sokaklarda tüm gözler üzerimdeydi. Bu gece son olacaktı ama nasıl olacak diye düşünür bir vaziyette eskittim kaldırım taşlarını. Eminönü’nden galata yakınlarına kadar gelmiştim sanırım. Gece benim için ölüm melodileri çalmaya başlamıştı ve bunun bedelini epey ağır bir şekilde ödeyecektim.

Yürümeye devam ettim sonra, sokaklar kalabalık olmaya başladıkça daha yalnız hissettim kendimi, daha yalnız sonra. İstiklal Caddesi’nde tramvay sesi duymadan yürürken garip hissediyor, tanıdığım insanları görüyor ama tanıdığıma emin dahi olamıyordum. Yüzleri anlamsız boş bir tebessüm içinde elindeki birasını yudumlayan tanıdıkları geçtim bir bir. “Bu sokakların benden daha çok yaşanmışlığı vardır.” dedim içimden, sonra bir daha susturamadım içimdeki sesi. Beni sürekli eleştiren, beceriksizliğimi korkaklığımı her an gün yüzüne çıkaran iç sesim, gece kadar karanlık bir hâl almış bana kendimi nasıl öldüreceğimi anlatmaya koyulmuştu. Aslında onun da aklına ilk gelen denize atlamaktı ama buna karar verip yaparken vazgeçeceğimi hesaba katmamıştı. Oysa ben ölmek için o kadar uzun süredir düşüyordum ki bu düşünceleri kendi kendimden bile saklamayı öğrenmiştim.

Sizlere az önce iç sesimin de bir aklı olduğunu söylemiş olabilirim, çünkü bu kadar iyi, kötü fikri akılsız bir şey yaratamaz diye düşünüyordum. Gece söyledikleri kadar uzun mu, bunu ilk kez test edecektim. Bir saatten fazla süren yolculuğum sonucunda neredeyse gelmiştim mezarlığa, gündüzleri 3-5 kişinin uğradığı; geceleri ise in ile cinin top oynadığı ve yüzlerce insanın da onları izlediği bu diyara. Ölüme giden yolda mezarlıktaki ölülerden korktum ve adımlarımı hızlandırdım. Biraz sonra vardım, üzerinde tam bir yıl öncesinin tarihi yazan bir mezar yerine.

Lise 2’ye yeni başladığım seneydi, onun dünyama girişi. Ben sınıfın en çalışkanı olmak için ilk günden rezerve edilmiş gibi oturdum en ön sıraya. Tanıdığım bir kaç sima vardı aslında sınıfta ama ne onlar beni konuşmaya değer biri olarak görüyordu ne de ben onların yanına gidecek cesareti buluyordum ruhumda. Sonra o girdi sınıfın kapısından içeri, siyah saçları beyaz gömleğine bir forma edası yaratmış vaziyetteydi. Yüzümü arka sıralara çevirmeme sebep olacak kadar arkama, elimi uzatsam dokunamayacak kadar da ulaşılmazıma oturmuştu.

Bu sene yeni geçiş yapmış bizim liseye, sanırım başka bir gezegenden gelmişti, “Plüton olabilir.” dedi aklımın derinleri, nasılsa işten çıkarılmıştı. İlk kez bir öğretmenden başka biriyle konuşma isteği yakıp tutuşturdu bedenimi, ilk kez dersi dinlemek yerine defterime çizdim resmini. Her teneffüs en arka sıraya geçer,  o uzun siyah saçlarına kaçamak bakışlar atar ve defterime onunla gerçekleşsin ümidiyle yaratılan hayaller yazardım. Zaman teneffüslerde hızlı, derslerde yavaş akardı; yaz tatilinde ise hayat batardı.

Son sınıfa geldiğimizde 3 yıldır aynı oksijen alanında bulunduğumuzdan mutlu, eli ellerime hiç değmediği için üzüntülü yaşamaya çalışıyordum. Sonra hep beklediğim, hayalini hep kurduğum, o gün geldi çattı dünyama. Doğum günü için sınıftaki herkese doğum günü davetiyesi vermişti, bana ise düşler sokağına giriş bileti. Elleri elime değsin diye bir doğum günü hediyesi almış ve yönelmiştim evlerine. Kapının önünde doluşmuş insanlar ve arabalar garip gelmemişti bana, hatta doğum gününe ne kadar çok kişi gelmiş diyerek yürümeye devam etmiştim. Eve yaklaştıkça çığlık sesleri artmaya başlamıştı, zaten hep bensiz eğleniyor hayat da... diyerek acı bir umursamazlıkla sarmalamıştım bedenimi ve kapıyı yavaşça açıp girmiştim içeri.

Beyazlara sarılı bir beden yatıyordu salonun ortasında, üzerinde tahta saplı bir bıçak, etrafında “Elif, Elif!” diye ağlayan insanlar. Ruhumdan bir damla yaş süzüldü kalbime, gözlerim hayallerime akıttı tüm gözyaşlarımı, boğuldum hayallerimle birlikte. Biraz yaklaşıp yanına doğru eğildim, o durmuş kalbi konuşsun istedim benimle, ruhuma temas etsin ölmüş bedeniyle ama ne onun dudakları kıpırdadı ne de ben onsuzluğu inanmayı başardım.

“Hastaydı, öldü kurtuldu.” diyen sesler duydum arkamdan, 18 yaşında bir kız için söylenmesi ne acı sözlerdi bunlar, dönüp “Ölmedi.” demek istedim, yapamadım. O, öleceğini bilmiyordu, “Öleceğini bilen insan mutlu olamaz.” demek istedim; onu da başaramadım. Bir gün sonra öğle namazında koyulacaktı toprağa, yanında da beni koysunlar istedim ama Elif beni tam olarak tanımıyordu bile. İşte o zaman bu kararı aldım, her gün mezarlığa gelip konuştum onunla, arkadaş oldum ve bu doğum gününde bir sürpriz yapacağım ona.

“İyi ki doğdun, Elif.” bu sözlerime cevap almak için geleceğim yanına, senin o soğuk bedenin üzerine koyulan bıçakla, tenin tenime temas edecek ilk defa. Bu son veda sana ve tüm dünyaya. Yanına, mezarına hiç getirmediğim papatyalarla geleceğim, ne olur beni bağışla.

Evimde annemin sesiyle açıldı gözlerimin perdeleri, içimde bulunmayı beklediğim bir mezar yeri ve belli belirsiz bir isim: Elif. Elif de kimdi?

Burak Acar

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...