Çocuk

Gece Gündüz
A A

Çocuk

Koşar adımlarla bakkala yöneldi çocuk. Bu saatte bakkala göndermek de neyin nesiydi bilmeden. Sokak lambalarının loş bir ortam yarattığı mahallede, etrafındaki her sesi duymaya hatta duyduğu her sesten korkmaya hazır bir şekilde, içinden kendisine bir şeyler söyler vaziyette ilerliyordu.

Babası içki istemiş, mahalle bakkalı da tanıdık diye oğluna vermeyi alışkanlık haline getirmişti. Henüz 7 yaşında bir çocuğun içki almaya gitmesini zihninizin süzgecinden geçirin önce tabii geçirebilirseniz ve saat 1’de 7 yaşında bir çocuğun uyanık olmasının neden bizlere hiç garip gelmediğini açıklayın kendinize. Ya da sizlerdeki herkes gibi göz yummaya devam edin ve yazıyı okumayı bırakıp, hakkımda ne boş şeylerle yazıyor demeye başlayın.

Okumaya devam ediyorsanız eğer devam edelim.

Oğluna kıyamayan annesi her gece ahşap pencerenin başında yaklaşık 10 dakika kalbi yavaş tempoda atar vaziyette bekler ve sokağın başında oğlunu görünce yüreğine su serpermiş. Kocasına yalvarıyormuş hep ama onu gidip kendi içkisini almaya bir türlü ikna edemiyormuş. Adamımızın sebebi basit ve kendince çok doğruymuş; “Benim ayyaşın teki olduğumu görse mahalleli, bir sözüme kulak asar mı sonra, ciddiye alırlar mı laflarımı!”

İçki içmeyi utanılacak bir şey sanan adamın beyni sadece bir et yığınından ibaretmiş aslında ama kendini düşünüyorum sanıyormuş. Düşünsenize oğlunu gece yarısı dışarı yollayan birisi hakkındaki kanaatiniz ne olur? 7 yaşındaki oğlunu… Dışarı yollamayı da geçelim ve şöyle söyleyeyim; 7 yaşında bir çocuğun elinde bir şişe bira görseniz çocuk içiyor diye mi düşünürsünüz yoksa evdekilerden birine almıştır kesin diye mi?

Bunları da boş verelim ve o geceye geri dönelim şimdi. Çocuk dışarıdan bakkal gibi görünen tekel bayiye vardığında kepenkler inmek üzereymiş.

Hikâye saçma sapan bir yazım sıralamasıyla ilerlemeye devam ediyor maalesef. “Doğrudan olay gecesini anlatmak biraz anlaşılmaz olur mu acaba?” diyerek biraz da bugünden önceki geceleri anlatalım ve insanlığımızdan daha fazla utanalım. Bu gece yarısı bakkala gitmeler babası işten kovulup kendisini içkiyle teselli etmeye çalışmasıyla başlamış. Bir gece, iki gece derken bakkal yani tekel bayide çalışan adam çocuğun vücudunu ellemeye ve sesini çıkarmasın diye de eline şekerler, çikolatalar falan verip çocuğu yaptığı şeylerin oyun olduğuna ikna etmeye başlamış. 7 yaşında bir çocuğu kandırmak ne yazık ki çok kolaymış. Çocuğun canı başlarda pek yanmamış ama bu iğrenç oyun o saf bedende morluklar oluşturmaya başlayınca çocuk ne olduğunu bile bilmeden utanmaya başlamış, kendisini çaresiz ve bir başına hissetmiş ama içten içe kendisine olanların bir oyun olduğunu söyleyerek kendisini avutmayı seçmiş. Annesi vücudundaki morlukları görüp babasına söylüyor, adam her zaman içinde bulunduğu o umursamaz tavırla “Sokakta oynarken olmuştur.” diyerek geçiştiriyor ve hayatına, ki hayat denilir mi bilinmez, devam ediyormuş. Anne oğluyla konuştuğunda ise başka bir şeyler olduğunu hissediyor ama gözlerini kaçırıp “Sokakta oynarken düştüm.” diyen oğlunun üstüne gidemiyormuş. Çocuk her gece eve dönerken “Bir kez de ben içsem şu içkiden ve babamın beni dövdüğü gibi onu ve tekel bayideki adamı dövsem.” diye içinden geçirip duruyor ve şişeleri kırmadan babasına ulaştırarak dayak yemekten kurtulmayı düşünüyor, tekel bayide oynanan o iğrenç oyun yüzünden de gözyaşlarını döküyormuş karanlıklar içindeki sokağa.

İşte bu gece yine çocuğun geleceğini bilen tekel bayideki o iğrenç adam, çocuğun geldiğini görünce kepenkleri indirip dükkânı kapatmış. Çocuk babasının istediklerini almadan eve giderse başına ne geleceğini biliyormuş ve bunu adam da biliyormuş ne yazık ki. Çocuk adama içkileri versin diye yalvarmış ama adam pek oralı olmamış başlarda. Sonra da o iğrenç teklifi yapmış çocuğa. Çocuk adamın onun elbiselerini çıkarmasını istemesine şaşırmış, korkmuş ama babasının atacağı dayaktan daha çok korkutmuş ve kabul etmiş çaresiz. Adam kepenkleri yarısına kadar kaldırmış ve çocukla beraber içeri girince tekrar indirmiş. Çocuk hayatı boyunca acısını hissedeceği bir işkenceye, adamın tabiriyle oyuna, kukla olmuş o gece. Vücudundaki morluklara ruhunda oluşanlar eklenmiş ve onlar zamanla da geçmeyecek türdenmiş, eline birkaç lira ve istediği içkileri vermiş adam ve evine yollamış çocuğu. Ayakta zor durur vaziyette dükkândan çıkıp, yüzünü yukarı hiç kaldırmadan yürümüş tüm yolu çocuk. Aldığı paralara bakıp hıçkırıyor ve gözyaşlarını elbisesinin koluna silip devam ediyormuş yürümeye. Ve sonraki günde aynı olay ve bir sonraki gün de.

İşte tam bu anda hayat daha ne kadar iğrenç olabilir diye sorun kendinize ve tam bu son noktadır herhalde, bunu yapan insan olamaz demeye başlayınca durun çünkü daha bitmedi hikâye.

Çocuk bu işkenceyle yaşayamıyor, sokağa çıkmak, okula gitmek istemiyor olmuş. Yine bu iğrenç gecelerden birisinde elinde şişelerle çıkmış dükkândan ve o, içip ben de döveceğim düşüncesine sarılmış tüm ruhuyla. Biraz uzaklaşıp açmış şişelerden birisini, kendisini ne kadar zorlasa da yarısına kadar bile getirememiş ufacık bedeni. Başı döner, vücudu sızlar vaziyette kalkmış ayağa ve dükkânın yarım açık kepenklerinden sessizce içeri girmiş. Adam üstünü daha yeni giyiyormuş ve çocuk aniden saldırmış adama. Adam aldığı ilk darbe sonrası neredeyse gülecek kadar iğrenç bir ifadeyle bir tokat atmış çocuğun yüzüne. Yere düşen çocuğun ayağa kalkmasına fırsat vermeden bir tane de tekme, sonra bir tane daha vurmuş. Kepenkleri indirmiş sonra ve daha yarısını giydiği elbiseleri yeniden çıkarmış. Çocuğa o kadar büyük bir şiddet uygulayıp, o kadar sapıkça şeyler yapmış ki o gece, o ilk darbenin intikamını canıyla almış elinden.

Tabii bir de evde içki bekleyen bir baba ve oğlunu bekleyen bir anne varmış bu sıralarda. Annesi; “Oğlum gelmedi, git bir bak.” deyip duruyor, baba diye yazmaya utandığım adam ise; “Gelsin ben ona ne yapacağımı biliyorum.” diyormuş. Saatler ilerlemiş ve kadın oğlunu aramak için sokağa çıkmaya kalkınca adam ayaklanmış.

Sizce o zaman neden kalkmış adam. Karısını gecenin bir yarısı sokağa çıkarması onun namusunu tehlikeye sokar endişesiyle elbette ama ne yazık ki namussuzun önde gideni olduğunu o da herkes gibi biliyormuş. Adam gidip tekel bayiye bakmış önce ama dükkân kapalıymış, sonra yol boyu karanlık köşelere bakmış ve sonunda harabe bir evin çöplerle dolu bir yanında bulmuş çocuğun çıplak bedenini. Polisi çağırmışlar önce, sonra konu komşu toplanıp ağlamış beraberce. Anne her damlasıyla bir kez daha öldüğü gözyaşlarını; baba ise, bence yalandan, evlat sevgisini akıtmış gözlerinden. Katilin kimliğini bulmak polis için zor olmamış ama onun yardımcısını bulamamışlar. Annesi oğlunun soğuk bedenini buz gibi toprağa koyarken başına gelenleri düşünüp, kendisini suçlayıp durmuş. Babalığı sadece gen bağı sayesinde olan adam üzülmüş pozları yapıp etrafta dolanmış bir süre, sonra başka bir tekel bayi bulup başlamış yeniden içmeye.

Sonra ne mi olmuş? Sonra kahretsin ki herkes bir şey olmamış gibi hayatına devam etmiş, gözü yaşlı bir anne ve küçücük bir beden eksikle.

Burak Acar

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...