Bekleme Salonundan Kaçan Şair: Nilgün Marmara

Gece Gündüz
A A

Bekleme Salonundan Kaçan Şair: Nilgün Marmara

Yirmi dokuzunda toprağa koyulan bir can için ne söylenebilir ki, yirmi dokuz yıla kaç acı, kaç anı sığabilir ki diye düşünüp küçük bir sayfa ayırmak hata olabilir mi? Marmara’yı tanımadan bunu yapmak büyük bir hata olur.

“ Her insan bir odalık ve bir, yalnızca bir aynalıktır. Ancak bu odanın ve aynanın dehlizlerini bilmek önemli.”

Öncelikle Nilgün Marmara’ya takılan o özel isminden başlayalım, zaten bu isimin hikâyesini öğrenmek onu tanımamızda önemli bir adım olacak. Zelda ona Cemal Süreya’nın taktığı bir isimdi ama neden böyle seslenmişti Süreya, işte asıl önemli olan kısım bu çünkü hikayesini bilmeyenler için basit, anlamsız bir isim Zelda.

“ölmeyecektim

katilim yoktu,

katilim çok…”

Peki, nereden geliyor bu Zelda? Zelda Sayre’den geliyor desem yine pek anlaşılır olmaz diyerek biraz daha detaylı tanıtalım gerçek Zelda’yı. Yaşamın kurallarına uymadan yaşayan çılgın bir kadın, eşine sadık, âşık ama sıklıkla onunla tartışan bir insan, bir yazar ve bir ilham kaynağı Zelda bana göre. Kimilerine göre de başarılı bir erkeğin hayatını mahveden kadınlara en iyi örnek. Scott Fitzgerald’ın olağan dışı yazma yeteneğine âşık olmuş Zelda. Aralarında kavga eksik olmasa da o eşinden eşi de ondan kopamamış bir türlü. Zelda tıpkı Nilgün Marmara gibi şizofreni teşhisiyle baş başa kalmış ancak bu hastalık da onları ayıramamış. Bu kadar tutkulu yaşayan, ruhu bunalımlarla boğuşan, âşık ama bir türlü mutlu olamayan Zelda, Cemal Süreya’nın gözlemleriyle Nilgün Marmara’nın üstüne yapışmış, onun kişiliğini yansıtan ve belli bir yaşanmışlık barındırdığı için çok özel hisler taşıyan bir isim.

“Yüzü olmayan bir palyaço, elleriyle olmayan yüzünü örtüyor ve ağlıyor. İçeriden ağlıyor ve ölüyor. Zaman yüzünü eskitemez çünkü yüzü yok.”

Etrafımda sürekli acıyı, aşkı yazan özel şairler olsa çok mutlu bir ruh hali içinde olmazdım sanırım, Nilgün Marmara’nın manik depresif ruhu da pek mutlu olmamış zaten. Bazen çok zeki olmak insana acıyı getirir beraberinde, tıpkı Zelda’ya getirdiği gibi. İnsanların iç yüzünü görmek, yozlaşmış dünyanın temelinin ne kadar çürük olduğunu bilmek buraya ait olmama duygusuyla sarmak bedeni bir bekleme salonunda gibi hissettirmiş kendisine. Hayatın neresinden dönülürse kardır demiş arkasında “Kuğu Ezgisi” şiirini ve yazdıklarının yayınlanmasına izin veren notunu bırakıp yaşama karşı ölümü seçmiş Zelda.

“Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok ve bunlara mal ettirici biricik güç, inancım yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben yalnızca buna inanabilirim, ben.”

Yazdıkları onun ölümünden sonra yayınlanmış olsa da hep bu işin içindeymiş Marmara. Nasıl mı? Şairlerle dolup taşan bir ev düşünün ve bu evde bunlarla ilgisi olmayan birinin yaşama ihtimalini. Marmara şairlere küçük bir hanımefendi gibi dost olmuş, onlara evini açmış, dertlerini dinlemiş ve huzur vermiş. Cemal Süreya, Ece Ayhan ve daha nice önemli yazarla dost olan bir insanın yazılarının onlara benzemesi garip olmaz aslında ki Zelda’nın da ilk yazdıklarında bu etki belli oluyor ancak hasta, hapsolmuş ruhundan akan gözyaşlarını herkesten gizli ve farklı bir şekilde akıtmış ki kağıtlara, ruhu gökyüzüne yükselmişken arkasındaki dostlarına büyük bir miras hediye etmiş.

“ Azımsanmayacak kadar ölmüşüm!

Azımsanamayacak denli ölüyüm!

Geliyorlar, bu evde doğan- yeni bir ölümü görmeye; koşarak, düşe kalka yuvarlanarak, sürünerek… Nasıl olursa olsun; görmek için bu eski dostların yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kıvılcımlarını— geliyorlar! Uyuyan arzunun düşün imgelemenin anlağın belleğin leş kokularını duymaya geliyorlar. Ölüm sessizliği, toz ve küf kokan evden ayrıldıklarında seviniyorlar canlıyız diye.”

 

Şüphesiz ülkemizde yetişen önemli yazarlardan biri Nilgün Marmara ancak etrafında fazla erkek olması ölünce dedikodu malzemesi olarak insanların diline düşmesini sağlamış ne yazık ki. Bıraktığı eserleri gölgelemiş bir süre ismi üzerine çıkan haberler ama ailesi, eşi ve dostları bu çirkin ifadeleri yalanlamış. Hem bir erkeğin fazla kız arkadaşı olsa bu ithamlar konuşulur muydu bilinmez elbette. Karanlık ruhlarını bir türlü anlamamıştı Zelda insanların ve yine o kalbi kötü insanlar kötü ithamlarda bulunuyordu onun hakkında.

“Şimdi herkesin, o dönemde o eve giden herkesin Nilgün’e “aşık” olduğu söyleniyor, yazılıyor. Efsanenin can alıcı bölümü burası elbette. Ben daha inanılmazını okudum internette, efsaneyi vıcık vıcık bir hale sokmak için “komplo teorisi”nin nasıl kurgulanabileceğine o anda inandım. Nilgün’ü kendisi gibi bir “müntehir” olan şair Kaan İnce’yle birbirlerine sevgili yapmışlar ve ikisinin de ölüm nedenlerini birbirine bağlamışlar ve daha… Birisine herkes “aşık” olunca aslında hiç kimse “aşık” sayılmaz. Ve herkesin aşkı “açık” olduğu için de, bu durumda, ancak “edebi” bir aşk sayılır bu. Bence.” Haydar Ergülen

Bir de “Kırmızı Kahverengi Defter” var ardında Marmara’nın. Bu defter içinde Zelda’nın günlüğü ve kenarda köşede kalan notlarını içeriyor. Arkasından bu kadar dedikodu yapılan bir kadının günlüğü yayınlanınca herkes bir yasak aşk ümidiyle yanmış tutuşmuşken Marmara gökyüzünden onlara gülmekle yetinmiş sadece.

“Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp kendime gelemiyorum, kendime bir yer edinemiyorum, kendime bir yer…”

Marmara’nın hayat arkadaşından da bahsedelim biraz. Marmara tıpkı Zelda gibi hasta bir ruha sahipmiş maalesef. Çok zeki ve entelektüel bir kişi olması da tedaviyi oldukça zorlaştırmış. Eşiyle arasındaki ilişki çok detaylı bilinmese de son anına kadar Marmara’nın yanında olmuş Kağan Önal, Zelda’yı tedavi olmaya ikna etmeye çalışmış, hastalığı yüzünden ondan uzaklaşan arkadaşlarını seyretmiş ama onu bırakmamış hatta Zelda’nın kendini sonsuzluğa bıraktığı gün ondan tedavi olacağına dair söz bile almış. Kısacası onun etrafı kalabalıkken de ruhu yalnızlıkla ve hastalıkla cebelleşirken de onu bırakmayacak kadar çok sevmiş.

“Kentlerin hava alanlarından çok düş alanlarına gereksinimi var. Yeni düş alanları yapılmalı, onlar restore edilmeli ya da tümden yok edilmeli.”

Birçok dönüm noktası olabilir hayatında Marmara’nın ama en önemlisi Sylvia Plath’ı tanıdığı o tez bence. Ortaya koyduğu sıra dışı tez, Plath’ın düşünce tarzından etkilendiğini gözler önüne seriyor. Tezde geçen ifadeler otuz yaşında intihar etmiş bir kadını, depresif bir şairi anlatıyor. Marmara tezinde Sylvia Plath’ın yaşadığı ruh halini kağıtlara o kadar güzel aktarmıştı ki yirmi dokuzunda kendini neden ölüme teslim ettiğini anlamak güç olmamış aslında. Bir hapsoluştu Zelda’nın hayatı ve ruhunu daha fazla parçaya ayırmadan bıraktı son tutunduğu dalları.

“Plath’ın narin, incinebilir ruhani varlığı ve her şeyin sürekli kirlenişinin iç karartıcı bir şekilde farkında oluşu, onu ölüme sürüklemiştir. Kadınların toplumsal bir hastalığın sonucu olan perişanlığının kurbanı olmuştur. Karmaşık düşünce yapısının yol açtığı gerilimin niteliği çözümsüzlük doğururken, yaşamının gerilimi sonsuza akar. Şiirlerini köşkünün tamiratı sırasında konan tuğlalar, intiharınıysa tam bir başarısızlık olan bu evin tamamen yıkılması olarak görebiliriz…”

Ölümü onun gibi kucaklamak ondan korkmadan üstüne yürümek hayret verici ve bunu başarmıştı Zelda. Bir kadının ne kadar güçlü olabileceğini göstermiş, ölüme doğru giderken hiç çığlık atmamıştı Marmara. Hayatın arka bahçesinden, yeni bir diyara göç ederken bizlere kahkahasını bırakacağını söylemişti yalnızca.

“Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım, otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan şöyle söz ettim: Bu dünyayı başka bir hayatın bekleme salonu ya da vakit geçirme yeri olarak görüyordu. Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde. O zamanlar görememişim. Bugün ortaya çıkıyor.” Cemal Süreya

Hayatında çok acı çekmiş bir ruha iyi gelmiş şeyler de var elbette mesela kuşlar, şiirlerinde ve yazılarında tema genellikle ölüm olsa da kuşlar geçen yazılar ve şiirler bizlere biraz umut bıraktığını da gösteriyor.

“Benden sonra kuşlara iyi bakın.”

Burak Acar

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...