Ayça

Gece Gündüz
A A

Ayça

Bazen anlamlı şeyler yazmak istiyor insan; elinde bir tükenmez kalem, bir beyaz kâğıt önünde. Düşünceleri derin değil sığ; sevgi, bir tahtakurusu misali ama böcek olanı değil; neydi şu batan gemi, Titanik, hah ondan kalan parçalardan biri. Öyle eşsiz işte sevgi dedikleri. Canlıyken de ölüyken de herkes tarafından bilinecek kadar önemli.

Şimdi o sevgi, bu sığ cümlelerin içinde kayboluyor, anlamsız. Anlıyorum ben de. Oysa kaldırma kuvveti var deniyordu gözyaşlarının. Kim ne derse desin gözyaşlarından denizler üretilmiyor ve tuzlu su, içme suyuna dönüşmüyor. Benim beynim çok çalışmıyor sonra. Sen geliyorsun, beynim gidiyor. Ellerim yok, yüzüm eskimiş bir arabanın egzozuna boğuluyor. Nefesim deniz kokuyor ama bu şehirde deniz bulunmuyor ve halk, simitlerini kargalara atıyor. Sesler duyuyorum sonra gecenin uçsuz bucaksız saatlerinde, saatler benden kaçıyorlar. Saatlere sövmek yersiz, sevmek yersiz.

İnsan, takip etme isteğiyle var oluyor ya da öyle güzelsin ki peşin bırakılmıyor. Konuşmak zor diye bu saçma beyaz kâğıda yazıyorum, kâğıdın üzerinde dirseğim çürüyor; ellerimde mürekkep, ellerimde kan. Ne yazdığını hatırlamadığım bir yazıya devam ediyorum ve sana asla ulaşmayacağından emin odluğum yazıya… “İnsan ne garip…” diyorum ya da ben, problemlinin tekiyim. Şimdi içimden bu kâğıttan bir gemi yapmak geçiyor, binmek üzerine ve bir buzdağı bulmak. Bu kâğıttan gemiyle efsane olmak geçiyor içimden, ölünce bile hatırlanmak.

Sonra bir filmde anlatılmak istiyorum; sana yazdığım kelimeleri, başka bir adam başka bir kadına söylerken sana da isabet etsin birkaçı. Kalbinden vurmasın ama dayanamam, ölü bedenim bile dayanamaz acı çekmene. Bir denizin, yok yok bir okyanusun ortasında, elimde bu kâğıtla bir buzdağına çarpmak mantıksız gelmiyor. Söylemişlerdi aslında, âşık adama söz geçmiyor, üşüyorum. “Üşümek, bir devrin başlangıcı olmalı…” diyorum.

Sonra mesela sen üşüme diye İstanbul geri verilse Bizanslılara, kabul. Sana, bir devri kapatacak gücü vermek istiyorum, anla; anlayamazsın asla. Sözlerimin sana ulaşmayacağını unutuyorum, beni bağışla. Bir rüya içerisinde anlatırım belki sana. Rüya görmeyen bir adamın rüyasına girmen bile beni sevmenden büyük bir ihtimal, anlasana. Sevmek saçma, sevmek aptalca. Sana tapan insanlar görüyorum sokaklarda, dualarda adın geçiyor, en günahkâr benim dininde… Cennet de cehennem de benim ama cennetine hiç giremiyorum, hiç göremiyorum güzel yüzünü. Günahları, sevaplarını döven bir adamın çırpınışlarıydı bu kelimeler ama kâğıt bitti, kalem yazmıyor zamana ve sen, hiç okumayacağın bu yazı için beni bağışla.

Burak Acar

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...