Yine Gelmedi!

Gece Gündüz
A A

Yine Gelmedi!

Bu sefer geleceğim diye mesaj atmadım. Aramadım, sormadım. Habersiz gidecektim. Ne diye haber verecektim? Hem versem çıkıp gelecek miydi? Hayatında biri varken deniz kenarında gülümseyecek miydi bana? Evdeki bulaşıkların çokluğundan yakınacak mıydı?

İstanbul’dan uçağa binerken içimde acayip bir heyecan vardı. İzmir’e indiğimde gece 03:00’da ateşlenen sigara dudaklara henüz kavuşmuştu. Kuzen arabayı kullanırken ben de içimden “Onun geç uyuduğu şehre geldik” diyordum, yol lambalarına sebepsiz mutlulukla bakarken. Eve geldik nihayet. Kuzen beni bırakıp gitti. Ben de valizi atıp balkona çıktım. Elimde telefon, acaba mesaj atsam mı diye Araf’ta kalmıştım. Atmadım. Yaktım bi’ sigara. İzmir’in dağlarına baktım. Ona mesaj atma ve onu görme umuduyla yattım.

Sabah uyandığımda aç karna bi’ sigara yaktım. Burası da İstanbul’a dönmüştü bir gecede. Sebebini bilmiyordum. Belki yol yorgunuydum ya da açtım. Metroya binip üniversiteye gittim. Oradaki işlerimi hallettikten sonra kuzen geldi beni aldı. Çeşmeye gidiyorduk. Yolda hala mesaj atmadığım aklıma geldi.

Dalgaları seyrediyordum. Sonunda mesaj attım. “Bu seni mutlu eder mi bilmiyorum ama ben buradayım” dedim. Önce bi’ şaşkınlık yaşadı. Cevap vermedi. Tahmin ediyorum yanakları kızardı. Sonra gelmeyeceğini söyledi. Çok takmadım. Bana olan kızgınlığından olsa gerek anlık bi’ hiddetle cevap verdiğini, Çeşme’den dönünce nasıl olursa gelir diye düşündüm.

İzmir’e geldim. Biraz dolaştım. Asker arkadaşımın yanında kaldım bi’ gece. Sabah Karaburun’a giderken bir defa daha mesaj attım. “Öğleden sonra geleceğim, görüşelim ” diye. Cevap yine olumsuzdu. Sevgilisine bu durumu açıklayamayacağını falan söylüyordu. Sinirlendim. Cevap vermedim. Moral bozukluğuyla gittim, işlerimi hallettim ve döndüm merkeze. Oturdum bi’ yerde çay içtim. Bi’ çay daha içtim. Sonra bi’ simit aldım, bi’ tane daha çay içtim. Sigaraları arka arkaya yaktım. Aradan saatler geçti. Küllük dolmuştu. Sıkıldım. Bir mesaj daha attım. Bu kez daha yumuşak, ortalama cevaplar vermişti. Gelecek sandım. Ama alakasız bi’ yerden tekrar tartışmaya başladı benimle. Onu görme umuduyla alttan aldım. Çok ses etmedim. “Telefonla konuşalım” dedim. Akşama doğru konuşabileceğimizi söyledi. Artık umutsuzdum. Masada dolu bi’ küllük ve umutlarımı bırakarak sırt çantamı aldım. Hesabı ödeyip Konak’a gittim.

Hala bi’ umut ona yakın diye oradaydım. Evdeydi ya, 5 dakikada metroyla çıkıp gelirdi. Hava rezil sıcak, canım felaket sıkkındı. Elimi yüzümü yıkadım. Nereye gideceğimi bilmeden biraz dolaştım. Yoruldum. Bir banka oturdum. “Bak ben akşam gidiyorum gel görüşelim” dedim. “Nerdesin?” dedi. Konak’ta olduğumu söyledim. O da Urla’da olduğunu söyledi. Ablalarıyla berabermiş. “Kaçta gideceksin” diye sordu. “Saat önemli değil, görüşmek istersen bi’ gece daha burada kalırım” dedim artık son defa. “Hayırlı yolculuklar ” dedi. Tarifsiz bi’ kızgınlık ve hayal kırıklığıyla kalktım yerimden. Saç diplerime kadar daldırdım ellerimi o sinirle. O an her şeyden, herkesten nefret ettim. Yıllardır sevdiğim kadının bu kadar acımasız, korkak olduğunu düşündükçe kahroldum. Yine hayal kırıklığı ve ona zaman zaman duyduğum nefret kazanmıştı.

Sevgilisini bahane etti gelmedi işte. Bekledim, çok bekledim. Estragon’nun Godot’yu beklediği gibi bekledim. Kedilerin çöpleri beklediği gibi, ona ölesiye acıkmış halde bekledim. Gelmedi. Beklemenin acısı gelmemesinin yanında hiçbir şeydi. Çantamdan Godot’yu Beklerken isimli kitabı çıkardım, okumaya başladım. Ben bu kitabı altıncı kez okuyordum. Gelseydi ona hediye edecektim…

Hava günlük güneşlikti, ama yine gelmedi!

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...