Ve Sen Diye

Gece Gündüz
A A

Sen diye başlamak
Sen diye yaslanmak
Bir şiire, şaire
Hadi sonra vesaire
Sen diye yürümek
Bir yolu bitmesin
Kıvrılmasın başka bir sokağa
Bir kavağa, gövermiş bademe
Karaduta
Çarparak irkilmek
Sana dokunur gibi dokunmak
Seni okur gibi okumak
Sayfalara
ıslak toprağa
yalınayak
Fırtınada
Korkmadan yarınlarda
Sen diye umutlar ekmek
Sen diye biçmek
Bakışlarını
Kirpiklerini
Ellerini
Tarifi imkânsız
Sessizliğini
Toplayıp avuçlarımda
Masmavi gökyüzüne
Sen diye uçurmak
Sen diye koşmak
Kanadı
Kolu
Tozlu yolu
Yıkılan köprüleri
Yakalamak sen diye
içinden nehir gibi akmak
çağıldamak bir vadi tabanında
Durulmak
Dinmek
Sarılmak
Sen diye tutunmak
Şehirleri ayıran dağlara
Dualara
Rüyalara
Ruzigârlara
Küsmek sana küser gibi
Darılmak odalara
Sehpayı
Sandalyeyi
Köşe koltuğunu
Çıkarmak
Çatıya
Sen yoksun
Sen tozsun topraksın
Gülsün
Goncasın
Topuk dikenisin
Saksılarda kurumaktasın diye
Öfkelenmek
Tanrıya
Yağmura
Boynumdaki sancıya
Usulca basmak
Aynaya bakmak
izi kaldı mı sen diye
Sen diye yarım yamalak
Pişmanlık
Saplantı
Tatlı bir hüzün
Hilâlin 29’unda yüzün
Dolunaya perde çekmek
Derin
En derin
Makberde uyuyan sen diye
Geceye bir kibrit çakmak
Duman duman çekmek
içine
Daha da içine
Geçmişine
Gelmeyeceğine
Dönmeyeceğine
Sevmeyeceğine
Sen diye
kadeh kaldırmak
Yasla
Kışla
Yazla
Boşla
Kulpundan
Bırakmak sen diye
Soldan
Kıpkırmızı
Kızılcıktan kızıl
Gün batımı
Serin
Karanlık
Karşılıksız
Mesafelerden
Döngüsel
Parçalanmış
Sensizliğe sen diye vurmak
Ve bir daha bırakmak
Duvar saati
Takvimsiz
Yüreksiz
Her mevsim
Bardaklardan
Çıkan sesle kırılan
Sen diye zaman
Ve sen diye yalan
Büyüttüm içimde
Kor ateşlerde
Uzaklarda
Başucumda
Adını seslenmeden
Yandı yanıyor sımsıkı sarılmadan
Ve sen diye kavuşamadan
Alev alev yanan
Buhran
Hüsran
Ahtan
Ve sön diye denizlere sürdüğüm
Gözyaşı
Ve sev diye hüzünden öldüğüm
Vazgeçmeyen
Serdengeçti
Sen diye binip gitmeyen
Cehennemdin
Araf’tın
Son limandın
Sular altında kalan
Zincirleri kopan
Dibe vurmuş
Batık gemiler
Vardır
bilir misin?
Sen el edersin diye
Gömülmeyen
Gövdesinden ayrılmayan
Bir bütün
Günden güne karalarından
Yaralarından
Uzaklaşan
Ve sen unutulma
Ve sen boğulma diye
Vedasız
Oksijensiz
Nefessiz
Sürüklenmiş
Oksitlenmiş
Alabora
Olmuş
Ölmüş
Ahtapot
iskarpin
Mercan
Yosun kaplı
Kayalara sarılan
Ve sen diye püsküren
Ve sen diye yanardağ
Ve sen diye hıçkıran
Yeni “sen”ler çizen
Denizler
Gökler
Yağmurlar
Oldukça kurak
Sensizlikler
Sessizlikler ile
Ele ele
Dalgalanıp
Durulan
Omuzlarına
Yıldızsız
Geceler taşıyan
Ve sen diye
Avuçlarında güneşi batıran
Bıkmadan
Usanmadan
Yüreğine gömülmüş
Toprağını alan
Ve sen diye
Eski senler
Bulunmuş bir parça
Kokusuz
Renksiz
Bir fotoğraf
Gülümseyerek
Gelen
Susmayan
Sarılan
Kuşlar uçuran
Firuze göğsünden
Sonra sen
Hep sen
Hızla tükenen
Belki olmayan
Biraz daha kalmayan
Aralık ortasında
Eylül sonunda
Karanlık odalar
Uykuları bölen
Mühürlenmiş
Çekip gidişlere
Meftun
Seslenince duymayan
Koşunca tutulmayan
Ve sen
başka sevdaların
Esiri
Dilimde kalan
Bir tek kelime
Harf
Cümle
Kıyamet
içimde kördüğüm
Sabah uyanınca
Göz göz
Günlüklerin arasına
Sokuşturduğum
Bitmeyen öykü
Roman
Hikâye
Masal
Düşten yeni çıkmışlığım
Paslanmış
Kalbimde hicran
Ve sen diye
Gece yarılarında
Anlatamadığım
Uçsuz bucaksız
Bir var oluş şiirim
Bir de yazarak sevmişliğim…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...