Sonra Konuşalım mı?

Gece Gündüz
A A

Hep ertelenen ve ötelenen adam oldunuz mu hiç?

Ben tarihleri pek hatırlamıyorum artık. Silip gidiyorlar usulca. Kaç zaman oldu; hep aynı kısır döngünün ortasında, elimde bitmek tükenmek bilmeyen bir kurşun kalemle geziniyorum. Bir geliyorlar hiç gitmeyecek gibi. Isıtıyorlar içini, eski günlerde ısındığımız kuzineli soba misali. Sarılmaktan değil aslında. Öyle yüreğin ısınıyor işte gelenlere. Anlatıyorlar, dinliyorsun, destek oluyorsun, derdiyle dertleniyorsun. Bir karşılık düşündüğünden vallahi değil. Zamanı akışına bırakmayı da seviyorsun hani. İncelen bir hesabın yok. Kalınlaşan, kabuk bağlayan yürekler var. Özlemişler, kırılmışlar, incinmişler…

Sadece onlar mı peki? Sen belki de daha paramparça bir hâldesin. Fakat omurgayı bükmüyorsun. “Boş ver, benim derdim ertelenir; ben zaten ötelenen bir adamım.” diyorsun içinden, kimse duymuyor ama. Çok sağlıklı bir yüzün var; zor günlerde sigara ve içkiye sakladığın sarı dişlerin arkalarda, dudağın da sabrın gibi ortadan ikiye çatlamış. Hep gizliyorsun. Onun dudaklarının çatlağına dokunuyorsun, onun gözlerindeki yaşları siliyorsun parmaklarının dışıyla. Zamanla kuruyor yaşları, çatlakları kapanıyor. Gün ışığı oluyor gözleri. Mutluluk köprüsünden koşarak karşı kıyıya geçiyor. Sen de otadığın kuşa, üşüten bir tepeden bakıyorsun. Cıvıl cıvıl uçup gidiyor. Bekliyorsun yıllarca, “Acaba geri dönecek mi?” diye lakin gelen giden olmuyor.

Sonbahardan çıkarken akan çatıyı onarıyorsun. Ama olacak gibi değil. Her yer su kaçırmış. Yeni kiremitler alman gerekiyor. Almazsan belli ki bu kış çatı akacak. Bacaya bakıyorsun, o da yaprakla dolmuş. Bir de baca temizleme işi çıkıveriyor kışa yakınlarda. Sobanın dirsek boruları çürümüş. Yağmur olukları toprakla dolmuş. Ceviz ağacı iyice yaslanmış saçaklara, neredeyse içine göçüyor. Yapılacak işlerin çokluğundan yorgun düşüyorsun. Günler akıp gidiyor. Usul usul onarıyorsun. Nihayet zemheri kapıya dayanmışken işleri tamamlıyorsun. Soğuk kış akşamlarında, sobanın dibinde rüzgâra kulak kesiliyorsun. Ellerin yenice bir savaştan çıkmış. Saçların güneşlere doymuş. Sobaya henüz attığın odunun ateşi tavanda hareler çiziyor. Odaların sıcağında üstün açık. Sabaha karşı üşüdüğüne aldırmıyorsun. Rüyalar peş peşe. Bir de yağmur çatıya sevgilisine sarılır gibi sarılıyor.

Uyanınca serin sabahlara; alışıyorsun rüzgârla konuşmaya. Yalnızlığın; sobayı yakana, kurumuş ceviz dalını kırana kadar. Kahvaltıda tereyağlı yumurta, köy peyniri, bahçelerden domates… Bir tek cigaran bitince zor geliyor çarşıya gitmek. Günleri nefes gibi çekiyorsun. Yol aynı, toz toprak yaprak. Gökyüzü göz bebeklerin kadar… Boynuna sarılıyor sıkıca bu aynılık. Hayal, umut ya da bir beklenti içinde olmadan yaşamak artık o kadar zor gelmiyor. Bazen eski günler geliyor aklına. Ne çok emek verdiğini hatırlamak istemiyorsun. Arada bir dönüşü ve gidemeyişin damarlarında dolanıyor. O günlerde pastırma sıcakları çöküyor yazıya. Sobayı yakmıyorsun; geceler bol yıldızlı ve soğuk oluyor. Rüzgâr konuşmak için gelmiyor.

Bu sessizliği, onun ayak sesleri bozuyor. Karşına gelip oturunca arkanı dönüyorsun. Çekip gittiği günlerin derin sancısını, kavak ağaçlarının kırılan dallarında görüyorsun. Omuzlarında bir ıslaklık hissediyorsun. “Herhalde çatıda bir yeri atladık.” diyorsun ama bir nefes değiyor saçlarının ucuna. Hâlbuki soba da yanmıyor. Daha da sıcak oluyor oda. Gidişinin üstüne badana vurduğun duvarlar terliyor. “Keşke gitseler…” yükseliyor kırlangıçlar gibi içinden. Dönüp bakıyorsun orada ağlamaklı. Mor hırkasında bir damla gözyaşı. Bazı şiirleri yırtmış ellerim, ellerine koyu bir uzaklıkta. İtilaflı dudakları. Gün ışığı gözlerinde dipsiz karanlıklar. “Neden geldin?” demek istiyorum, diyemiyorum. Hâlbuki en çok ben kırıldım, en çok ben yıprandım, en rezil yalnızlıkları ben taşıdım omuzlarımda. Fakat ağzımı bıçak açmıyor. Hançer gibi inen cümleleri silmeden gittiğinden haberi yok. Çaresiz. Utanıyor. Sıkılıyor. Ertelediği ve ötelediği adama kuracak hiçbir cümlesi kalmadığını fark ediyor. Elinde avucunda kalan tek söz, “Sonra konuşalım mı?” oluyor ve başı önünde çekip gidiyor…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...