Sessizliği

Gece Gündüz
A A

Karlar buzlar ülkesinden bir ses vardır aklında, hiç susmayan. Usul usul eriyen bir sessizlik; kimi zaman anlamsız bulduğun huzur ile gelir ve orada kalır. Kontrol edemezsin; yıldızları uyuttuğun geceler, avucunun içi öyle sıcak da değildir. Güzel kadındır, işçi kadındır, sessiz kadındır; daha çok seversin sustukça. Dudaklarına kristal parmak uçlarınla dokunup sessizliğini bir sen konuşturabilirsin; bir sen kırarsın buzlarını, çatlar usul usul sessizliği. Kimse susturamaz o vakit. Bir sen, bir tek sen…

Kendisi malumunuz yok, gün ışığında çözülen sessizliği var; kendisi hiç ama hiç yok beyler bayanlar! Yokluğunun yokluğunu; varlığa, varsıllığa, kâğıda, kaleme, sobanın başında iki odun sıcağına çeviren, sessizliğini seven, sessiz sedasız buz adam olarak bir ben kaldım oralarda, buralarda. Serüvensizliği bitti. Romanını ise henüz yazmadım, hikâyesinde 3. kişi olmak da benim işim değildi. Varsa yoksa sessizliği; hep ama hep okyanus diplerinden kopup gelen yumuşak yosunlar misali bileklerime sarılan sessizliği… Fakat bilirim ki geçmeyecek bu günler, bir sonu yok. Bitmek tükenmek bilmeyen yılankavi hatıralar sürüklerken zemheriye, buzul zehrini bırakmakta içime beyaz gökler. Bir de kalabalıklar…

Boş ver sen, ne derlerse desinler. Ne var bunda ayıp mı? Evet, biz olamadık, biz olmadılar; bizsiz, issiz kaldım; ben olarak yola devam etmeyeceğim. O da sessiz bir denizkızı olmayacak yine rüyalarımda. İsmini kimseye söyleyemeyeceğim. Ekseriya hüzünlü olacağım. Onu düşünerek içtiğim meyhanenin önünden geçerken “Kaç param var acaba?” diye ceplerimi yoklayışım, havanın yağmurlu oluşu, durakların sessizliği, yaşamın tüm sıkıcılığıyla devam edişi, her geçen gün daha da koyulaşan kişiliğim ve kül rengi hırkam. Biraz kalabalıksızlıklar…

Ötekiler, berikiler; gövdelerde, dudaklarda, yüzlerde ararmış sevgisini; ses duymazlarsa delirirlermiş, avazları çıkana kadar bağırırlarmış, kırıp dökerlermiş. Ben, hâlbuki ben, sessizliğinde buldum huzuru. Böyle yaşamak kolay değil, vallahi billahi kolay değil. Ama geceler var sağ olsunlar, yıldızlı ve az yıldızlı gecelerde göğsünde uyut işte. Sarıl kâğıda, kaleme. Neyine senin dokunmak? Girmek parmaklarının arasına 2 el alüfte, 5 yaprak. Yürümekten yürümemek, onunla ayaklarının ritmini kaybederek Yahya Kemal gibi soluklanmak evinin yokuşunda, sırtını cezir duvara verip soluğunu gözlerinde bulmak…

Bilirim, hepsi yalan: Sahildeki motorlar, balıkçılar, neşeyle güverteye çekilen bereketli ağlar, mor dağlar; denizler bir sergidir kurulur, kalkar. Dünyalar vardır, düşünemezsiniz. Çiçekler tomurcuklarından atlayıp çıkmaz, açmaz rengârenk; ele ele yürüyelim hayali kurduğun tarlalarda, serde bahar olmadığı için. Sessiz açar ne seviyorsa; sessizliğinde yaratabilirsen bir erguvan bahçesi. Yarat ve onunla yetin işte. Düşünme “Saçlarımı en son ne zaman maviye boyadı gökyüzü?” diye. Düşünme! Arzula sadece, bak böcekler de öyle yapıyor. Bekleme, öyle bir havada gelmesin; sessizliği öksüz ve yetim kalıyorsa kalsın. Şeytanı dinleme, pencereyi açıp sabah 6’da haykıracağım diye ciğerlerini üşütme. Kapat perdeleri, bırak yağmur eğri yağsın çatıya; birkaç mum yak erisin kalsın tabakta.

Mevsimler geçsin aradan, soğusun iklimler, geceler; aldırma. Sen yine kış uykularından uyanıp boylu boyunca uzan beyaz örtülerde; kar şairi ol yeniden, koş! Koş, taze kar ormanlarının içinden, ağaçların gövdesinde birikmiş karları neşeyle düşüre düşüre koş! Soyun, kurulan, gülümse! Gülümse hareli; kuşlar pencerene düşsünler, ısıtsın pervazları kirpiklerin; karda bıraktığın ayak izleri sana gülümsesinler. Bir daha tebessüm et; saçlarının içine kadar girmiş kar tanelerini tutarak ümüğünden gıdıkla, onlar da sana gülümsesinler! Yürü usul usul. Yürü tatlı üşümeyle! Yerden iki parça yarı ıslak odun al at içine, bacalar gülümsesin, tütsün ocağın; sıcacık sobanın dibine yeni yıkanmış pijamalarınla uzan, çek kafana lapa lapa aralık-ocak-şubat düşlerini; sessizliğinde en çok…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...