Roman Kahramanları Gibi Yaşamak

Gece Gündüz
A A

Günlerden Pazartesi, aylardan Ağustos; için biraz buruk, birden fazla boş, bazen parmak izinden bıkmış sayfaların arasında kalmış begonvil yapraklarından loş… Bir akşamüstüydü işte; çevir çevir oku, hayat boş, bomboştu. Hadi biraz anlat, odanda kitap okurken farkına vardığın dipsiz gerçeklerden bahset onlara…

Nasıl anlatayım, işten ayrılalı aylar olmuş. Dudaklarımda anarşist isyanlar; yeni bir iş bulmak da gelmemiş içimden. Yorgun ve mutsuz geçmiş günler. Kıt kanaat geçiniyorum. Çoğu zaman beş parasızım. Ağırlığından sıkıldığım bozuk paraları avuçladığımda, “Bir sigara yapar mi bu acaba?” diye uzun uzun bakıyorum. Dolapta, öfkeden mantarını vurup içine düşürdüğüm yarım şişe şarap ya da kuru ekmekler gördüğümde, evden çıkmadığıma kızıyorum. M’nin bir sevgilisi olduğu çoğu zaman aklıma gelmiyor. Reddettiği gün şahlanan nefretim artık yok. Arada sırada onunla ilgili hayallerimin ne olduğunu düşünüyorum. Birçok gece uykusuz olduğum için sadece şiir okuyorum. Sıkılıyorum bu sessizlikten ama alıştım.

Kardeşim evlendiği günden beri garip bir suskunluk var üzerimde ve yan odada. Küllüğe basıyorum avazımı. Kimseyi arayıp sormuyorum. Kimse de benim ne olduğumu düşünmüyor. Arayanlarla konuşurken onları dinler gibi yapıyorum, aklım başka yerlerde. Balkonda oturulmuyor, hava çok sıcak. Yazdan, her sene biraz daha nefret ediyorum. Günler geçip gidiyor. Aynanın kenarı kırılmış, musluk gevşemiş, yağmur yağdığında arka odanın tavanından su akıyormuş… Hiçbir şey umurumda değil. Sararmış kitap yaprakları gibi heyecansız, ölgün, solmuşum. Rüzgar çevirip duruyor, ses etmiyorum. Zihnimin bir tarafı; yitirilen yıllara, tükenen sevgilere, harcanan anılara gece gündüz hesap soruyor; öteki tarafı, kalbimin içinde mahsur kalmış. Suya düşmüş at kestanesi ağacının yaprakları gibi, bata çıka sürükleniyorum uzaklara.

Okuduğum hangi romanın kahramanı kitapsız, satırsız, zamansızdı, bu kadar manasızdı, hatırlayamıyordum. İsimleri, resimleri aklımda tutamaz olmuştum. Bir unutkanlık çökmüştü, her şeyi unutur olmuştum. Ama işsizlik maaşını almaya daha 6 ay vardı. En çok hatırladığım, hatırlamak istediğim şey: “Kışın elime biraz para geçerse.” idi… Bir de bu yaştan sonra üniversiteye başlamıştım. Başıma aldığım belalar, bitmek tükenmek bilmemişti. Evde bir odam vardı, sokakta umutsuz adam. Apartmanın 93 merdiveniydi en çok yoran. Bir düşünmek vardı, Tanrı beni evrenin dışına atmıştı. “Kaçayım şuralardan.” diye sayıkladım Ağustos sonlarında. Bekleyen yoktu, Eylül yakındı.

Gidilmezdi buralardan sonbaharda. Ne Aleksey İvanoviç (Budala) gibi kumar oynayıp kaybetmeyi 2 kişi için yenecek ne de Tom (Gazap Üzümleri) gibi ailesiyle Oklahoma’nın kuraklığından mısır tarlalarını seyrederek Güney’e doğru umutla kaçacak kadar romanesk değildim. Bazen Necati Cumalı’nın Yalnız Kadın’ı, bazen Samuel Beckett’ın Estragon’u, bazen George Orwell’ın Gordon Comstock’ı oldum ben hep buralarda; size göre oralarda çakıldım kaldım. Mısır tarlalarını yağmalayan kargaların hışmıyla delik deşik olmuş korkuluklara; bıkmadan, usanmadan baktım durdum. Düşlerimi kaybettiğim koyu yeşil bir kumar masasına dönüştü her oturduğum taş; onları okuyup gitmemeyi öğrenmek için ya da…

22 Ağustos 2016 Pazartesi, odamda.

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...