Ocakta Mavi Bir Gece

Gece Gündüz
A A

Sahildeki güneş bahçesi ve uyandığında parlıyordu çatılar, sımsıcaktı oda, yatağın baş ucuna yığılmış kitaplar; tek bir harf yazılı, yırtık kareli sayfa, boş kağıt dolu çekmece; köşeye saklanmış, sarı, mavi, kahverengi pastel boya…

Sesler geliyordu fakat duyulmuyordu, midye kabuğuna kulak dayayınca duyulan dalga sesleri gibiydi; öğleden sonra müsekkin, sıcak, huzurlu bir gün ışığı giriyordu kapıdan. Tapınaklaşan duyguları, mutluluk sütunları dikiyordu. Rüzgârsız, rölyefli, müzeyyendi her yer; taş duvar, serçeli ağaçlar, bir de haddinden fazla anlam yüklediği sokak lambası. Ölmek üzere olan kızıllık vardı, ardında  kırlangıç sürülerine karışan gün batımı, birkaç parçaya bölünürken masmavi kristalleşen akşam vakti.

Hangi romanın gecesindeydi, bütünüyle burnunun ucunda birikiyordu ay ışığı?

Ekimin parçalanmış renkleri ve sonrasında görünmeyen zemheri, bu imkânsızdı. Ya ekim değildi ya da ocakta mavi bir gece koparıp almıştı Tanrı’dan. İhtimalin ve öngörünün rengi daha koyu olmalıydı. Bazen önünde yürüyordu, henüz günahsız ve söylencesizdi. Bazen kahverengiydi adımları, sararan fotoğraflarına bakınca çiçeklenmeyen özlemdi, ölgündü, solgundu, gözlerinde eylül ıslağı bir hüzündü. Fakat düş gücünden gerçeğe yorumlanan hissiz, inkişafsız; bazen gerçekten düş güçsüzlüğüne uzanan çok olağan, çokça şiirsel o renk bu değildi.

Gülümseyen milyonlarca yıldızın masmavi yatağına doğru nefesini tutarak baktı. Bu kadar sitarenin göz bebeklerinde ne işi vardı? Hem mavilikte kaybolmuyordu suretleri hem rüyalarda bembeyaz yitip gidiyordu anıları. Yaklaşıyordu, daha da yaklaşıyordu, asteroit yağmuruna tutulmuş ve kül olmuş gecelerinden doğan ölüşleri, henüz uyanmışlığının yanı başında öfkeli ve huzursuz  yeni bir renk ile  boyanıyordu.

Hiç eksilmeyen hüznü ile saçlarından başlıyordu çizmeye, gün batımında beklediği sahilin serin kalabalığından sıyrılarak sonsuza sabitlenmiş bakışlarının ne renk olduğu hakkında herhangi bir fikri yoktu. Şeylerin uzantısızlığından mıydı neydi acaba bu? ”Koyu ve siyah olmasın” diye yakut yeleğini anımsayışından ve dudağına kurşun kalem bırakışından kısa bir süre sonra el ele tutuştuğu düşlerin rengine de benzemiyordu.

(Nasıl olsa benzersizliklere, eninde sonunda gizli özneyi söylencesizleştiren bir renk bulurdu.)

Nihayet, uzun yıllardır kendisine oldukça cimri davranan Tanrı’ya rağmen göz bebeklerine masmavi bir merdiven kurup kocaman bir parça almıştı oradan. Birkaç tonu solgun ve eksikti, düş hırsızları ve  o “Mavi Ocak”tan  arkaik veda giderken götürmüştü…

(19 Ocak, Cumartesi Gece Yarısızlığı)

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...