Monolog a-12

Gece Gündüz
A A

… Sıkıcıydı. Oldukça sıkıcı. Boşluk ve ayna mutsuzluğunun güneybatısında duruyordu. Sessizdi. Öldüren bir sessizlikti. Hatta ve hatta mumsuz ve ekimsiz bir geceydi, çekimsiz parmağıyla yarısına kadar okuyabildiği o “esrarlı sayfa”da gözleri kayboluyordu:

“Akşam odamda uyuyamadan, tek başıma geçireceğim sıkıntılı saatleri düşünmek istemiyordum; ertesi sabah unutmuş olacağıma göre, bu saatlerin hiçbir önemi olmadığına kendimi ikna etmeye, bir köprü gibi beni, önümdeki korkunç uçurumun ötesine geçirebilecek, geleceğe ilişkin düşüncelere tutunmaya çalışıyordum…”*

Sonra kitabı zarif ellerinin arasında usulca kapatarak doğruldu. Geleceğe ilişkin düşünceleri ve korkacak bir uçurumu olmadığını anımsadı. Düşündü… Bomboştu zihni. Bir daha düşündü. Karıncalanmış alnına odanın yarı açık penceresinden giren rüzgâr çarpıyordu. Bir şeyler hatırlar gibi oldu: Tüm aylar ekimden ve tüm günler geceden oluşuyordu. Kimi gecelerde düş kırıklığı romantizmini yazıyordu. Çok fazla şiirseldi bunlar. Hiç olmamış hissi ile yerinden kalkıp odasında düşünceli biçimde geziniyordu.

“Şiirsel de olabilirdi, ne vardı bunda?” diye mırıldandı. Oturup roman yazacak hali yoktu. İçini dökse yeterliydi. Garip bir histi o, kendisini roman kahramanı  gibi hissediyordu çoğunlukla. Az konuşup az yaşıyordu. Kitaplarda sürgünleşen bir hayal dünyası vardı, hepsi bu kadar. Fakat o gece Swann’ın yalnızlığı ve odasındaki düşünceli hali, içine oturmuştu. Çıkmak istedi o çok sevdiği kitaptan bir an. Roman kahramanı adıyla bu kadar çelişmemeliydi. Kendine yeni bir dünya yaratabilirdi. Orta Çağ olurdu, tarih öncesi olurdu, Milenyum olurdu, vakti önemli değildi. Yeter ki aylar hep ekim, günler hep onuncu ayda dönüp duran bir takvimde sabitlensin idi. Yeter ki…

Hangi romanın gecesi olursa olsun, kalbinin esrarında yeni bir çıkmaz yaşanırken mum ışığı burnunun ucunda ürkütücü ve kederli biçimde yanabilirdi. Önemsemezdi. Bu aldırmazlıkla ve ussuzlukla bir kere daha düşündü: Romansızdı. Onca hayal kırıklığı ve kişisi olduğu halde romansızdı. Bunca zamandır yazıyordu; doğayla arkadaştı, kuşları ve başakları çok sevdiği halde sayfaların etrafını onlarla süslemiyordu. Onlar ya da ötekiler için herhangi bir öykü yahut hikâye yazmamıştı. Sadeliği severken  kimseye öykünmüyordu. Şayet roman başka bir şeydi. Düşündü…

Romansızlığını sevdiğini fark etti. Hiçbir zaman roman yazmayı düşünmemişti. Hep okurdu. Bazen uykuya yenilmemek, bazen geceyi öldürmemek uğruna cümlelerin altını çize çize okurdu. Daha çok uykusuzluk, daha çok düşüncesizlik, daha çok cümle yutmak için okurdu. Zihni ağırlaşırdı, altı çizili ve uykulu bir ağırlıkla geriye yaslandığında, taş ocaklarından kum çeken kamyonların gürültüsüne benzeyen sesler duyarmış gibi huzursuz hissederdi kendini.

Swann’ın ruh halini de düşününce ufkunda herhangi bir değişiklik olmazdı. Bir gece daha romansız bitebilirdi. Bir gece daha kendi cümlelerinin üstünde uyuyabilirdi. Onların gecesinde bir değişiklik yoktu ne de olsa. Oysa o, yeni bir dünya yaratma uğraşındaydı: Gizlice romansızlığını yazmaya başlamıştı bile. Kişisi, şimdilik ıssız ve yalnızdı. Henüz adını koymadığı bir denize bakıyordu özlemle. Pencere kenarında üşüyordu kadın. Yüreği üşüyen bir adam gibi üşüyordu. Çok rüzgâr vardı, çokça uğultu çalınıyordu kulağına. Mumların cılızlaşan ışığında ürkerek üşüyordu kadın. Limandaki son geminin hırçın dalgalarla yıpranan güvertesine dalgınlıkla bakarken kendinden geçiyordu.

Nihayet dayanamadı yazar,  O’nun bu acınası haline. Oturdu ve romansızlığına nasıl başladığını tekrar okudu. Belki bir şeyler daha yazar, onu sıcak bir odaya taşıyabilirdi…

(12 Aralık Gece Yarısızlığı)

* Proust, Marcel, Swann’ların Tarafı, YKY, İstanbul, 1999, s.32.

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...