Hiçbir Şeyin Bana Ait Olmadığı Dünya

Gece Gündüz
A A

Birçok gece, üzerinde düşünmeye değer bulmadım. Bu gece de bulmayacağım fakat yazmadan aklımın dehlizlerini boşaltmış, sağır pencerelerin rutubetli karanlığına birçok pencere açıp içeriye gün ışıklarını sokamayacağım. Bu cümleye anlam kazandırsın ve gerideki yapıyla sentaks uyumu yakalasın diye en uygun kelimeyi bulup katar katar bağlamak zorunda olduğum dünyanın manasızlığına biraz da sözüm.

Geçmişi, geleceğe ulama gerekliliğini bana kimin öğrettiğini nerden bileceğim? İkamesizliğe inanıyorum ben, Nietzsche’nin hakkı var. Elde avuçta kalan, kocaman bir sıfır çoğu zaman; o zaman içinden geçip diğer taraftan üzerini kilitle. Arkada kalanlarla bir uyum içerisinde, zencireklenmiş ve çöreklenmiş hatıralar kuşağında sıkışıp kalma.

Evet, doğru insan ardına bakmamalı; zaman, sabah yüzünü yıkadığın su gibi kayıp gider elinden ve kurur. Havlu aramakla da uğraşma, üzerine sil. Güneş sana eşlik edecek, rüzgâr 150 metre kadar yürüyünce yüzüne çarpacak. Kuşlar ağaç kavgası, kediler mıntıka turuna çıkacaklar. Doğanın pastoral dengesiyle senin yörüngen arasında hiçbir benzer taraf yok. Rol yapma, sal kollarını iki yana, kuşatsın seni önüne çıkan tüm bu saçma sapan lanet ahenk, metropol, inkişafsızlık. Acıktırmaz, susatmaz, uyutmaz bu hiçlik ve kaos…

Merak etme, avlusundan gireceksin birazdan görkemsiz, masif ve soğuk mermerli yalnızlık tapınağının. Hiç merak etme, hiçlikten ve sözde her şeye geç kalmışlıktan devasa bir kubbeyle seni taçlandıracaklar. Bir Diadem, bir Dinastik, beynimin içinde daima fantastikleşen bir senaryodan ibaret. Mutlak gerçek ve mutlak duygu, bu fırtınanın uçan payandalarından tekrar ve mutatlaşmış hâlde duvarına resim olacak.

Öyle ya her şey, bir manzaradan ve ressamından ibaret. Tiziano’nun Venüs’ünü, Manet’in Olympia’sını hatırla. Yüceltirler, alay ederler, birkaç saniye bakıp endişeyle rol arkadaşlarını ararlar. Göremezlerse kalplerine iner, sevgileri azalır, boya tüpleri hiçbir anlam ifade etmez. İkinci bir kişiyi hatırlamaya çalışırlar pek de kullanmadıkları, çalakalem yazılmış akıl defterleriyle. Hiçliğin kıyısında gezinmek bile tahammül edilemezdir onlar için. Senin inanmadığın ahenklere, sahteliklere, sıralı cümlenin ortasına; topraksız köylünün, can havliyle buğday aradığı gibi içinde “aşk” diye bir kelime eklemek; onu, eline hiç fırça almadığı hâlde boyamak hayat felsefelerine dönüşecekti tabii ki.

Sen, herkesi kendin gibi mi sanıyorsun, senin kadar hiçbir şeyin sahibi olmadığını mı düşünüyorsun? Vazgeç dostum, vazgeç! Kurduğun hayalleri, akşam karanlığında tavuk gibi uykuya dalan sıradan insanlarda görmüştün daha önce. Anneannenin küçük, sıcak, sobalı evindeki duvardaki kireçten daha kireç kesilmiş suratlarla karşılaştın onları sevdiğini söyleyince; hatta âşık olduğun bir kadın vardı ve sen, ondan âşık olduğun için özür dilemiştin. En çok yüceleştirdikleri, taptıkları bir duyguyu, bir anda ayaklar altına alabiliyorlardı pekâlâ. Onda, tüm bu hiçliğin ve aidiyetsizliğin merkezinin dünya olduğunu, olağan şüpheli ve fahişe formunda sık sık karşına çıkan hayatı çok daha iyi anlamıştın. Öyle bir anlamak ki sen sadece delirmiştin, pencereler önünde…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...