Heykel Sanatına Giriş

Gece Gündüz
A A

Heykel sanatı, tarih öncesi çağlardan günümüze kesintisiz ulaşabilmiş ender sanat kollarından biridir. Başlarda dinsel amaçlı taşınabilir kült objeler hâlinde, amorf ve primitif formlarda üretilmiş. Uygarlıkların ortaya çıkmasıyla birlikte anıtsallaşmış, güç ve ihtişam göstergesi olarak gelişim sürecine devam etmiştir. Bu gelişim sürecinde malzeme, form ve tasvirler kendini yenileyerek bir sonraki döneme ya da sanatçısına daima ilham kaynağı olmuştur.

Helenistik döneme kadar bu gelişim süreci kümülatif biçimde devam eder. Klasik dönemle birlikte kusursuz, mükemmel form ve oranlar, Yunan heykeltıraşlarının elinde göğe yükselmeye başlarlar. Heykel sanatı, bu binlerce yıllık gelişim sürecinden sonra gerek estetik, gerekse stilistik formlarda mükemmeli; Eksekias, Praxiteles, Phidias, Polypletheus, Nyron gibi usta heykeltıraşların sihirli ellerinde yakalayabilmiştir. Tarih öncesi çağlardan günümüze değin evlerde, tapınaklara ya da toprak altında; dinsel, tinsel, gösterişsel veya güncel yaşam içerisinde gelişim sürecine devam etmiş, böylelikle zamanın ötesine geçebilmiştir. Bu kadim sanatın zirveye giden yolda, ne gibi aşamalardan geçtiğini, kültürler arası etkileşimini, tarihsel dökümlerini dönem dönem izleyerek ve inceleyerek takip edebiliriz.

Prehistorik Dönem Heykelleri:
Yazının bulunmasından önceki çağlarda ortaya çıkan, daha çok dinsel nitelikli amaçlarla yapılan heykel grupları vardır bu dönemde. Büyük çoğunluğu sanat kaygısı güdülmeden yapılan 30-40 cm ebadında bir ölçüye sahiptirler. En eski heykel grubunu oluşturan; üremeyi, bereketi, kadını ifade eden, bu dönemin kült objesine Venüs figürini denir. Taş, kemik ve fildişi malzemeden yapılmışlardır. Boyutları 4-25 cm civarındadır. Orta kısımda şişen, göğüs kısmına doğru daralan bir hacme sahip figürinlerdeki bu orantısızlık, ilerleyen dönemlerde daha aza indirgenmiş, yüz hatları belirgin bir hâl almıştır. Kireçten yapılan 11 cm boyundaki Willendorf Venüsü, bu figürinlerin en eskilerinden biridir. Heykel, M.Ö. 22000-24000 tarihlidir. Kadınlığa dair karakteristik unsurlar, bu eserde göze çarpmaz. Çoğu kırmızı renkli olan bu heykeller, zaman zaman tılsım olarak kullanılmış, istisnai olarak da Ana Tanrıçayı temsilen üretilmişlerdir.

Neolitik Çağ Anadolusu’nda özellikle Çatalhöyük’te bulunan figürün, tahta oturur vaziyette, yüzü belirgin ve dişilik özellikleri vurgulanmış hâlde; Konya Karaman civarındaki höyüklerde bulunan ile aynı özellik ve malzemedeyken daha sonraki yüzyıllarda bu heykel tipi, artık çocuk doğuran ve emziren bir kadın tipolojisinde gelişimine devam ediyor. Böylelikle Kültepe’de M.Ö. 2000’li yıllarda bu heykel grubunun en gelişmiş örneğine rastlıyoruz. Taşınabilir kült bir objeden çok da fazla ileriye geçemeyen bu dönem heykelleri, yerleşime geçildiği zamanlarda daha büyük ve anıtsal bir görünüme kavuşacaklardır.

Mısır Heykelleri:
Tamamıyla dinsel sebeplerden yola çıkarak üretilen heykel gruplarındandır. Estetik değeri yüksek, stilize edilmiş formlardan oluşan kadın heykelleri açık renk, erkek heykelleri koyu renklidir. Tanrılar arasındaki hiyerarşi, Mısır heykel sanatına doğrudan etki eder. Firavun, diğerlerinden daha büyük ve ön plandandır. İsis, Horus ve Osiris gibi tanrılar, heykel programında en çok kullanılan kalıplardandır. Tüm tanrılar, yanı başlarında bir Atribü ile şekillendirilirler.

Mısır kültüründe sanatçılardan yaratıcılıklarını konuşturmaları beklenmez. Belirli kalıplara, şemalara uyarak sanatlarını icra ederler. Heykeller bu aşamada hayatta olan kişiye figüranlık yapsınlar diye üretilirler. Bunun, kişiye sonsuz bir güzellik kazandırdığına ve evrenin düzenini sağladığına olan inançlarından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Büyük bir kısmı anıtsal heykellerden oluşur. Özellikle Firavun Ramses Tapınağı önünde bulunan 4 heykel, bu anıtsallıkta başı çekerler. Buradaki heykel grubu Firavun ailesine aittir. Gerçek hâliyle benzerlik kurmadan, mükemmel ve kusursuz bir şablonla tapınağın önüne yerleştirilmişlerdir. Yine bu civarda, Giza ve Kefren piramitleri önünde bulunan Sfenkslerden biri, 73.5 Metre uzunluğunda ve hâlen dünyanın en büyük masif heykelidir. Sanat tarihi açısından çok önemli bir yere sahiptir.

Anıtsal heykel dışında ahşaptan, kilden küçük heykeller yapılmış fakat bunlar günümüze ulaşmamıştır. Heykellerde tanrıların kusursuzluğu ve insanın kusurları, iki farklı sanat ürünü olarak göze çarpar. Firavun ve ailesine özgü kalıplardan dolayı gerçeğe yakın heykel denemeleri, Tanrıların ve akrabalarının dışındaki insanlarda görülüyor. Mısır’da sosyal statü düştükçe heykellerdeki gerçeğe yakınlık ve samimiyet artıyor.

Uygarlığın son dönemlerinde, Firavun Akhenaton döneminde heykeldeki bu katı kurallar kırılmaya başlıyor. Athon İnancı denilen bu tek tanrılı sistemde, bambaşka tasvirler ve figürler ortaya çıkıyor. Figürler, hareketlenip daha doğal görünümlere kavuşuyorlar. Değişmeyen şey yine yüzler, aynı biçimde kusurlarıyla profilden resmediliyorlar. Samimi bir görünümdeler. Dönemin en ünlü eseri, Akhenaton’un eşi Nefertiti’nin kireç taşından yapılmış büstüdür. Elmacık kemikleri belirginleştirilmiş, simetrik bir yüzde hafif gülümseme şeklinde ifadeler meydana getirilmiş heykel, dönemin yumuşak üslubuna, katı kuralların kırıldığı forma önemli bir örnektir. Firavun Akhenaton’dan sonra sanatta, eski katı ve radikal anlayışa geri dönülmüştür.

Mezopotamya Heykelleri:
Mısır’daki kadar anıtsal heykeller bu coğrafyada bulunmamıştır. Bölge sürekli istilalara, savaşlara açık bir konumda bulunduğundan buradaki yönetimler süreklilik gösterememişlerdir. Bu yüzdendir ki buradaki sanat, bir devamlılık arz etmemiş, sürekli kopukluklar meydana gelmiştir. Her dönem, yeni üsluplar ve tasvirlerle kendini yenilemiştir. Diğer yandan sanatçılar, 3000 yıllık kültür ve geleneğin de izlerini yer yer koruyarak birikimli bir şekilde ilerleme göstermişlerdir.

Sümer Heykelleri:
Geneli 30-40 cm boyutlarında, kum taşından yapılan, dinsel ve tapınma amaçlı, zaman zaman tılsım olarak gündelik hayatta yer bulmuş; fakat stilistik açıdan çok değişmeyen adak heykel tipolojisine müdahildirler. Heykellerin karakteristik özelliklerinin yanı sıra hemen hemen hepsi tapınma hâlindeyken tasvir edilmişler. İnsanlar, dinsel inanış çerçevesinde Tanrıların kızgınlıklarını ve öfkesini dindirmek için bu küçük adak heykelleri yapmışlar ve tapınma eylemini bunlarla gerçekleştirmişlerdir. Kadın ve erkek gruplarından meydana gelen bu eserlerde erkekler; yünlü, saçaklı birtakım kıyafetler giymiş hâlde, sakallı; kadınlar ise omzu açık bırakan ve aşağıya doğru sarkan bir şekilde tasvir edilmişler. Her ikisinde göze çarpan ortak özellik; ellerin birleşik olması ve gözlerin büyük bir şekilde yüze işlenmesidir. Bunun yanı sıra sakal uzunluğu ve heykelin boyutu kişinin sosyal statüsünü ve yaşını gösteren en önemli detaydır.

Asur ve Babil kültüründe ise heykel, hemen hemen yok denecek kadar az. Bu uygarlıklarda heykel yerine görkemli tapınakların girişine, krallarına ya da Tanrılarına ithafen yaptıkları rölyefler mevcut. Asur döneminde hayvan, hayvan-insan gibi korkutucu ve karışık rölyefler daha ziyade tapınakları süslerken; Babil’de daha estetik, sade ve göze hoş gelen rölyefler kullanılmıştır. Özellikle M.Ö. 500’lerde Babillilerin bereket, aşk ve savaş Tanrısı İştar adına yaptıkları İştar Kapısı’nda, bu rölyefler görkemli biçimde resmedilmişlerdir.

Ege Adaları Kültür Çevresi ve Heykelleri:
Mısır ve Mezopotamya kültürünü müteakiben oluşan Ege Adaları kültür çevresi, Yunan Kültür ve Medeniyetinin alt yapısını oluşturur. Kiklad, Minos, Miken uygarlıklarının katkılarıyla oluşan Girit Kültürü, başlarda bu coğrafyanın merkezi konumundadır.

M.Ö. 2000-3000 tarihlerinde 30 civarında adanın birleşimiyle meydana gelen Kiklad heykel sanatı; insan formu verilmiş, omuzları geniş, vücudun alt tarafa doğru daraldığı, ellerin göğüs ve karın hizasında birleştirildiği, küçük mermer taşı heykellerden meydana gelir. Geneli çıplak, baş kısmı geriye doğru yatık, ayakuçları aşağıya bakar vaziyette, kollar birleştirilmiş biçimde dinsel törenler ve ölü gömme ayinlerinde karşımıza çıkan formlardır. Her mezarda olmayan bu heykeller, bize o dönemden itibaren sosyal sınıflaşmanın olduğunu kanıtlar niteliktedir. Bu kültüre ait en karakteristik heykeller ise müzik aletleri çalan figürlerden oluşur. Özellikle M.Ö. 2700-2800’lere tarihlenen, her iki eliyle arp tutup sol omzuna dayayan, yüz hatları belirgin, giysi katları ve kemeri seçilebilen müzisyen heykeli Kiklad kültür çevresinin en karakteristik formu olarak karşımıza çıkar.

Girit Kültürünün diğer kolunu oluşturan Minosların heykel sanatı, Yılanlı Tanrıça Fetişi ile özdeşleşmiştir. Statik, katı duruşlu, blok halinde aşağıya doğru sarkan fırfırlı bir etek ile göğüsleri açık hâlde ellerinde yılan tutarken tasvir edilmiş Yılanlı Tanrıça, Minos kültürünün dişil ve anaerkil bir sanat anlayışıyla geliştiğini gösterir. Akrobatik hareketlerle boğa üzerinden atlama ritüeli ve buna bağlı formlar da bu kültür çevresinin sanatçıları tarafından ortaya konulmuştur. Takip eden zaman diliminde Girit çevresinin son temsilcisi olan Miken(Aka) Kültüründe ise anıtsal bir heykelle karşılaşmıyoruz. M.Ö. 1300-1400 arasına tarihlenen formların, büyük bir kısmını kadın heykelleri oluşturur.

Uzun giysiler giyip kollarını, bacaklarının üstüne koyan bu heykeller, tapınaklarda bulunduğu için ana Tanrıça ya da adak olarak nitelendirilmişlerdir. Bunun dışında Miken Sarayı’nın giriş kapısına yapılmış 3 metre boy ve genişlikteki aslanlı rölyefler, bu kültür çevresinin en önemli sanatsal çalışmalarından biridir. Ayrıca kişilik özelliklerini ve ifadelerini gerçekçi biçimde yansıtan Agamemnon’un altın maskı vb. objeler ise Mikenlerde portreciliğe dair çalışmalarda bulunduğunu, bu kültür çevresinin insana odaklanmış şemalar ve kalıplara yoğunlaştığını bize göstermektedir.

Mikenlerin çöküşünden sonra “Karanlık Çağ” denilen dönem başlar. Mısır’dan gelen yağmacı deniz kavimlerinin de etkisiyle Girit kültür ve sanatı, çok ciddi tahribata uğrayarak beraberinde birçok uygarlıkla yok olmaya yüz tutar. Karanlık Çağ ile ilgili elimizde çok fazla veri olmasa da birkaç yüz yıl sonra Arkaik döneme geçildiğini bilmekteyiz. Arkaik dönemle beraber Ege Adaları kültür çevresi, istilacı kavimlerin de etkisiyle yavaş yavaş homojen bir yapıya kavuşacak, Atina’ya kaymaya başlayacaktır. Bu süreç ise Helen kültür ve sanatının zirveye tırmanmasına zemin hazırlayacaktır.

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...