Bunca Zaman Sevdik, Neden Hep Gecelerde Yalnızdık?

Gece Gündüz
A A

Bunca Zaman Sevdik, Neden Hep Gecelerde Yalnızdık?

Onca zaman cevabı olmayan soru. Bundan sonra da bir yanıtı olacağını düşünmüyorum. Gecelerde hep yalnızdık. Sevmenin yetmediğine, bir gün çekip gittiğine tuhaf biçimde ikna olduk, öyle değil mi? Olmadı işte. Hep bir boşluk, kapanmayan çukur gibi açık kaldı üstü. Geceler vardı. Belki kapanırdı umuduyla uyanık kaldık. Öldürmek istediğin cani duygular başucundayken gecelere güvendin. Yalnızdın, huzursuzdun; kimi zaman özeldin, incinmiş hissettin. Sadece kendi aklınla, kalbinle, uykusuzluğunla gecelerde sessizce oturdun durdun. Kanıksadığın birçok şeyi bir gecede inkâr ettiğin de oldu. Bikarar yaşandı hayat, mütereddit bakıldı fotoğraflara.

Sonra sen, hep kendine sorularla döndün gecelere. İkna oldun ama içinde bir boşluk vardı. Kapanmayan çukur gibi açık kaldı üstü. Düşünmek istemedin, unuttun, saçma sapan bir şey yine hatırlattı. Bahane bu ya bir gecede inkâr ettin kabullenişini. Soruların, bitmek tükenmek bilmeyen soruların vardı ama yine cevap bulamadın. Sardın hüzünlere. Zaman geçmek bilmedi. Geceler, “Bunca zaman sevdik, neden bu kadar yalnız kaldık?” sorularında durdu kaldı. Hiç ama hiç ikna olmadın. Buhar olurdu solukların, buğulanmış resimler çizerdin pencerene, gözlerin dolardı sabaha karşı üç-beşlerde. Oysa gecelerde hep yalnızdın.

Sana kalsa hiç büyümez, çocuk kalırdın. Yerine başkaları yaşıyordu nasıl olsa; başkaları mutlu oluyordu. Söyleyecek pek fazla bir şeyin yoktu senin. Büyüyüp başına dert aldın; gecelerde yalnız, ısrarsız, ölümsüz, ağıtsız bunca zaman sevdin. Aslında bunların hiçbiri dert değildi. Fakat sen, hiç ikna olmadın. Kimse ikna etmedi, kendi kendine kabullenmenden de bihaberlerdi. Güya her şey seyrindeydi; hayat çok normal, insanlar çok olağan, konuştuğun kimsenin gözünde endişeden eser yoktu. Bir sen acayip, tuhaf, takıntılı ve ikna olmamıştın. Hâlbuki bunca zaman sevmiştin gecelerde. Yalnızdın, ikna olmamıştın. Hep bir boşluk, kapanmayan bir çukur gibi açık kalmıştı üstü.

Vurdun yıldızların omzuna başını ya da ay ışığında aklanan günahlar geldi aklına; uykusuzluğun halesinde Kurt Adam’a dönüşmekteydi suretin. Kırmadın, yormadın, avuçlarında suyunu çıkarana kadar sıkmak istedin; ne olduğunu bilmezden geldiğin saç sakal sendromuydu gece yarıları. “Kendi hâlindelik.” deyip geçenlerin şemsiyesi, sadece yaz yağmurunda kırılırdı hâlbuki. Seninki, 4 mevsim açmadan sırılsıklam ıslanıp rüzgârla kırdığın hep bir boşluktu; bazen pencereye vuran yağmur damlalarının verdiği huzursuzluğun huzuru anlatırdı onu sana ya da ekim sonlarında, çoraplarına kadar içine battığın yağmur suyu çukuruna küfretmekti gece 03:35 suları.

Hiç olmasaydı, acı bir hıçkırık olarak kalmasaydı gecelerde, boğulmazdın ihtimaller denizinde. Belki bu boşluklar, karanlığa arka arkaya çaktığın kibritlerle aydınlanır, biraz yanık kokardı odalar. Hem olmasaydın; elektrikler kesilince mum sevinci olurdun çay tabaklarında. Sonra âşık olup yüreklenmek, kafelerde çalan şarkılar, buluşmak için can atılan hafta sonları, ders notlarının arasına yazılmış birkaç şiir, aynalarda gülümseyen yüzüm, beyaz ellerinden süzülen tren bileti, ödünç verdiğim kitaplar, vapurdan inmeden çaylar, masmavi gökyüzü, kelebekler uçuşan saçların senden önce…

Gördün ya tutmaya çalıştım, tutamadım; elbiselerini çıkardı kaçtı elimden senli günler. Her şey senden sonra geldi. Hele bu boşluk, ah bu boşluk, ah bu gecelerde “neden”lerle başlayan sorular, ah bu ikna olmamışlık…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...