Ben Bir Roman Yazacağım – I

Gece Gündüz
A A

Nasıl ve nereden başlayacağımı bilmeden çıkaracağım ceketimi, fırlatacağım köşe koltuğuna. Oturup gece yarılarında parçalanmışlığımı, olmayışımı, ölmeyişimi, özleyişimi, değersizliğimi öyle bir anlatamayacağım ki ertesi güne daha çok şey kalacak yazmak için. Sigaradan önce yaşamayı, sevdikten sonra seni bırakmayı inkâr ederek yazmayacağım. Zamansız, mekânsız ve olaysız olacak kurgular, kırgınlıklar, sayfalar ve sararan sayfalar. Anlaşılmazlığım, çok anlaşılır olacak ya da daha karamsar duygusal dibe vurmuşluklar sürüp gidecek.

Nereden başlayıp nerede bitireceğim, kim bilir belki de yarım bırakacağım. Bitmeyen budalalığım, bekleyişim, 3 zamanlı sevilmemişliğim hep aklımda olacak. Ellerim, tırnak diplerime kadar titreyecek yazarken ama konu kimse, neyse, her neyse titreyecek yüreğim. Hiç kimselikler akacak satırlardan, radyonun sesini açışımla her şafakta düşlerim yankı yapacak, başka bir gün belki de uykusuzluklar yılan gibi sokacak. Siz, işinize gücünüze bakın; ben, unuttuğum ne varsa dirilteceğim, birkaç kere gömdüğüm kendim ve kendin ya da hiçbir şey, hiç kimse…

Sustuklarım, kafamı yastığa gömdüğümde eğilmiş ve ölmüş düşlerim. Hepsinin envanterini bir romanda göreceksiniz. Çünkü ben gömdüğüm şeylerin mezarını, elimle koymuş kadar iyi bilirim, bulurum. Fakat birçok şey değişir; değişir zaman. Matemler gelir, keskin zehirli hançerlerini sokup çıkarır. Öyle bir kan kaybı ki gömmeyi unuttuğum, unuttuklarım; soğuk bir ekim gecesi, küreğini toprağına saplayıp üstünü açık bırakmışlıklarım da var. Onları hiçbirimiz göremeyeceğiz. Kimse kalkıp bana “unut” veyahut “sus” da demeyecek. Kime ne? Bir tek benim umurumda, bir tek benim içimde uyuyan kayıtlar, sağ yanıma iki büklüm serseri gibi yattığımda. Ölen ve gömülen ne varsa benim yolumun üstünde.

Her gün aynada, sokakta, odalarda yeni ve yabancı bir adam olmak… Giyinişim, gidişim, duruşum, donuşum, iştahsızlığım, ısıtmayan güneşsiz ülkem, köleleşmiş milyonlarca eylemsizlik, bir büyük ekonomik buhran, rayları çalınmış demir yolu işçileri yorgunluğu ve umutsuzluğunda, cep delik cepken delik geçen günler; sarhoş, asude yüzleşmelerim, yağmur oluğuna dalıveren ayakkabımdaki küçük çaplı, ıslak, küfürlü isyan; faturaların arasına karışan nisyan, Allah’ın belası katar katar hüzün, gözlerimin önünde bekleme salonu, çok uzaklarda istasyon olmuş gövden, mahkeme duvarı suratın…

Zorla gülümsetirmişim, çok üstüne gitmişim, zamansız sevmişim, harcanmış sevgilisizliğimmiş, varmış yokmuş, çokça susmuş. Ayrılıklar, ölümler, yalnızlık olmasaymış. Şifrelerini yitirmiş bu kadın, olmayan şifreleriyle bir de aklımla alay etmiş. Çirkinlikten başlarmış güzelliği, baba tarafından asilmiş, yüzünü uykulara kaçırmasa iyiymiş; peki Ay, ıslak kayalara vurduğunda nerdeymiş? Bırakın, anlatmayın; şimdi benim sessiz akan öfkem var ve durmadan akacak geceden. Bir bakmışsın Ortaçağ’da, yarın Sirkeci’de, ertesi gün Konak’ta, köşkte ya da gözlerinin aynasında. Bir yer, tarih ve hikâye sormayın bana. İçimden gelmeyi bekleyen milyonlarca tutsak cümlenin, demir parmaklıklarını kırıyorum…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...