Bazen Diyorum Ki M…

Gece Gündüz
A A

Bazen Diyorum Ki M…

Git ulan haftada bir yaşadığı şehre! Sahilinde güneş batarken arkana yaslan, kızıllığa tak gözlerini -öyle böyle takma değil ama kapıl kapılabildiğin kadar gemilerine- geleni geçeni seyret. Yak sigaranı, düşünmeden gelme ihtimalini ölesiye gökyüzünü derin derin çek içine. Oradan geçmeyişini sev, gelmeyişini iliklerinde yaşa. Ellerini bırak masaya, kalakal. Susarak sev biraz da. Üstelik her şeyini sevmedim daha. Bir sancı saplansın sol kaburgana. “Plastik sandalyeler gibi sırtıma batan o muydu halbuki?” de. Belki yakar. Ona kırgın sorular sor kendince. Mesela şöyle başla: “Sen içine yaz günü güneş nasıl batar bilir misin M. ?” de bırak. Ağustos, Temmuz, Ağustos, Temmuz bir daha Ağustos bir daha Temmuz…

Bir türlü gelmez sonbaharın. İçin serinlemez. Mevsimler zehir, yüreğin zemheri olur. Hiç bitmeyen bir kar yağışı başlar. Tüm hayallerin bembeyaz örtülerin altında kalır. Basmaya kıyamazsın ya ezilmesinler diye nasıl bir duygu bilir misin, kıyamamak M. ?

Geçiyor zaman. Geçti. Gökyüzüne bakıp duruyorum geceleri. Nerdesin ve neden geceleri yitip giden yıldızlar gibi ben seni arıyorum bilmiyorum. Bununla da yetinmiyorum. Seni bi’ yerde bırakmışlık çöküyor içime. Halbuki ben orada bırakmadım seni. Her gittiğim yere taşıdım. Yine de bazen diyorum ki işte oraya gidip bi’ bakayım sen orada mısın? Orada değilsen, yokluğuna bakayım. Neşeli kalabalıklara, orta yaşlı sevgililere bakayım görgüsüzce sen yine orada olma. Bir çay daha söyleyeyim, çiçek satan Çingeneler bana boş gözlerle baksınlar. Selpak satmaya çalışan çocuklar masayı sarsın. Sen orada olmayıver n’olur? Kalkayım sahilden eskimiş urgan gibi örülmüş sokaklarından belki sen geçmişsindir diye aklıma bi’ sevinç dolsun, şehrinin kalbine kalbine yürüyeyim. Sen orada olma ne fark eder M. ? “Git ulan git diye içimi” yiyen sesin avazını biraz daha kısayım. Haberin olur olmaz nerden bileyim. Oturayım bi kaldırıma. Sana yaklaştığımı hissederek otobüslere binme isteğiyle dolunca içim, nereye gideceğimi bilmeyim.

Sen yine gelme. Ben metro çıkışındaki simitçide seni unutmak için hızlı hızlı ısırayım simitleri. Çantamdaki kitapların ağırlığı omuzlarıma vursun, kurşun kalemle sana veremediğim kitapların altını “gelmedi” diye çizeyim. Evini, mahalleni, bakkalını, apartmanın girişinden itibaren kaç merdivenle yukarı çıktığını, elinde ekmeklerle kapıyı nasıl açtığını düşüneyim. Biraz daha yabancı hissedeyim kendimi şehrine. Sıkayım elimdeki peçeteyi, avucumun içinde unutayım sana kızarken. Veyahut işte ne bileyim ben sen nerdesin, kimlesin çıkıp geleyim. Sana yüzlerce midye getireyim, sen orada olmasan da olur? Ben bırakıp gideyim. Limonun çekirdeği gibi içine düşeyim. Bütün gün aç ve sefil dolaşayım seninle karşılaşmasam ne olur M. ? Uzanıp çimlere ağzında yeni filizlenmiş bir ot parçasıyla seni düşünsem de sen orada olmasan ne olur? İkindi vakti küçük adımların başucumda olmasa ne olur? Onları görmeden, duymadan uyansam ne kaybederim?

Seni ararken gözlerim, bir Orhan Veli şiiri gibi düşse yere; “Mart deyince kedi, hak deyince işçi ve neden ihtiyar değirmenci Allah a inanır düşünmeden ve neden rüzgarlı havalarda yağmur iğri yağar” diye sayıklasam da duymasan ne olur M. ?

Bazen işte bazen ben öyle çok şey diyorum ki M. ! Sadece oturmaktan ve seni özlemekten ibaret duvarlar yükselmiş olsun her yanımda…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...