Avrupa Sanatı – I (Karolenj-Otto-Romanesk Dönem)

Gece Gündüz
A A

Bugünkü Avrupa medeniyetine ciddi bir alt yapı sağlayan Roma İmparatorluğu’nun, M.S. 395 yılında Doğu ve Batı Roma olarak ikiye bölünmesinden 1453 yılına kadar geçen ara dönem, Erken Ortaçağ ve Ortaçağ olarak adlandırılır. Roma’nın doğu kolu, yani Bizans İmparatorluğu’nun 4. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlığı kabul etmesiyle birlikte, Avrupa Sanatı ciddi bir ivme kazanır. Pagan Roma’nın ikiye bölünüp zayıflamasıyla birlikte, 4. yüzyıldan itibaren Roma’nın batı kanadı, Kuzeyli kavimlerin istilasına uğradı.

Hun akınları neticesinde batıya doğru sürüklenen ve Cermen Ulusları olarak adlandırılan barbar kavimler, Avrupa’nın çeşitli noktalarına yayıldılar. Ostrogotlar ve Lombardlar İtalya’da; Franklar Orta ve Batı Avrupa’da; Vizigotlar İspanya’da; Vikingler ve Anglosaksonlar İskandinavya’da ve İngiltere’de egemenlik kurdular. Avrupa içlerine sokulan bu kavimlerin istilası, 8. yüzyıla kadar devam etti. Farklı coğrafyalara yerleşen bu topluluklar, zamanla Avrupa kültürüne entegre oldu. Birçoğu Hıristiyanlığı benimsediler; egemen oldukları topraklarda, Hıristiyan Sanatının ve Mimarisinin gelişimine katkıda bulundular.

8. yüzyılda Batı ve Orta Avrupa’ya hâkim olan Franklar, Kral Charlemagne döneminde topraklarını genişleterek Avrupa’nın en güçlü devleti konumuna geldiler. Charlemagne, Cermen Prensliğinden -Roma ölçeğinde toprak ve iktidar olmasa da- Roma İmparatorluğu’na benzeyen bir imparatorluk yarattı ve kendini, Kutsal Roma-Cermen İmparatoru ilan etti. Birleşik bir Avrupa’nın kurulması ve Batı Kültürünün temellerinin atılması bakımından önem taşıyan bu döneme, Karolenj Rönesansı adı verilmiştir. Bu dönemin sanat ve mimarisinin merkezinde, başkent Aachen’de inşa edilen İmparatorluk Kilisesi bulunur. Sekizgen gövdeli, yüksek kasnaklı, dilimli kubbeli, merkezi plana sahip bu Ortaçağ yapısı; Ravenna’da bulunan, 546 tarihli San Vitale Kilisesi’nden esinlenerek inşa edilmiştir.

Karolenj İmparatorluğu, 10. yüzyılda ikiye bölündükten sonra doğu kanadı, Kral Büyük Otto’nun yönetimine geçmiş, daha sonra Oğlu II. Otto ve Torunu III. Otto dönemleri bunu izlemiştir. Ottolar’ın egemenliğinde geçen bu döneme Otto Dönemi ve sanatlarına da Otto Sanatı denilmiştir. Otto Sanatı; Karolenj ve Romanesk Sanat arasında bir geçiş dönemi sanatıdır. Bu dönemde yapılan Saint Michel Manastırı, 11. yüzyılın ilk yarısında Otto Sanat ve Mimarisinin, Hildesheim’daki en göz alıcı örneklerinden biridir. Bazilika planına sahip manastır; orta nefte yarım daire biçiminde dışarı taşkın, apsis yönünde uzanan neflerle beraber kral galerisine doğru Transept biçimde uzatılmıştır. Romanesk Üslup ve Mimarinin öncül yapılarından birisi olarak dikkat çeker.

Karolenj ve Otto Sanatında görkemli manastırların yanı sıra ön plana çıkan diğer unsurlar ise Tassilo Kalisi, III. Otto İncili ve Bayeux Halısıdır. El sanatları ve kitap resimleri açısından zengin olan bu dönemdeki sanat eserlerinin çoğu Hıristiyan Litürji’sine yöneliktir. Erken Hıristiyan sanatının oluşumunda ve gelişiminde Helen ve Latin kültürü kadar, kuzey kavimlerinin de etkisi fazladır. 8. yüzyıla ait kutsal şarap kabı olan Tassilo Kalisi; değerli taşlarla, fildişi kabartmalarla süslenmiş III. Otto İncili ve Bayeux Halısı, hem görünüş hem de işçilik anlamında göz kamaştırıcıdır. Öte yandan Hıristiyanlığın hizmetindeki el sanatları, nadiren de olsa putperest dönemin de izlerini taşır. Normanların İngiltere’yi işgalini anlatan, 70 metre çapındaki Bayeux Halısı buna en güzel örneklerden biridir.

11. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte İngiltere’yi işgal eden Normanlar, beraberinde Avrupa’ya yepyeni bir sanat ve mimari anlayışı getirir. İngiltere’de “Norman Üslubu,” Orta Avrupa’da “Roman Üslubu” olarak adlandırılan Romanesk Sanat, Ortaçağ Avrupası’nın yeniden canlanışına ve hızla yükselişine zemin hazırlamıştır. Özellikle Haçlı Seferleri, değişik sınıflardan ve kültürlerden insanların birbiriyle kaynaşmasını sağlamış, kilise tüm sanatların ve etkileşimlerin koruyuculuğunu üstlenecek düzeye ulaşmıştır.

Romanesk sanat deyince akla ilk gelen, Ortaçağ’ın büyük manastır yapılarıdır. Bunlar yalnız dinsel değil, sosyal ve kültürel etkinlikleri de içeren yapı kompleksleridir. Bununla birlikte, Ortaçağ kent devletleri, piskoposların kontrolü altındaydı. Tüm kent devletlerinde yönetici sınıfı oluşturan piskoposların kurduğu ve idare ettiği manastırlar, Ortaçağ Avrupası’nın can damarı durumundaydı. Buralar hem idari hem de dini anlamda merkez noktalardı. Kalın masif duvarlar, büyük kuleler ve görkemli görünüşleriyle şatoyu andıran bu yapılar, Romanesk Üslubun; Fransa, İngiltere ve Almanya’da zirveye çıkan sanat programlarını özetler niteliktedir.

Romanesk mimarinin en yaygın formu olan, çok nefli ve Transept’li Bazilika form, 11. yüzyılda yapımına başlanan Speyer Katedrali’nde karşımıza çıkar. Masif ayaklara dayanan yuvarlak kemerlerle ve sütunlarla kubbeye geçiş sağlanmış; yan nef orta nefler, Transept biçimde doğuya uzatılmıştır. Roma yapılarından alınan yarım daire biçimli yuvarlak kemer, Romanesk mimarinin en belirgin özelliklerinden biridir.

Yine bu dönemde, erken dönemlerde kullanılan ahşap çatının yanı sıra, yapıların artık değişmez üst örtüsü hâline gelecek tonoz da kullanılmıştır. Yuvarlak kemerlerle dörtgen bölümlerin birleşiminden oluşan neflerin üzeri, dilimli kubbelere benzeyen çapraz tonozlar ile örtülmeye başlanmıştır. Floransa’da, Benediktin Tarikatı tarafından 1018-1062 yılları arasında yaptırılan, üç nefli ve bazilika planlı St. Miniato Katedrali ve 1063 yılında çanları çalmaya başlayan, iki ayrı bazilika hâlinde düzenlenmiş Pisa Katedrali gibi kompleks yapılar, Romanesk sanat ve mimari programın güçlü örnekleridir.

Mimariye bağlı gelişim gösteren Romanesk heykel; 11. yüzyılda en güzel örnekleriyle Poitiers Notre Dame Kilisesi’nin cephesinde karşımıza çıkar. Cephelere yerleştirilmiş çok sayıda kabartma figür, yapının ön yüzünü görkemli bir şekilde süslemekle kalmamış; yapıya hareket, canlılık ve zarafet kazandırmıştır. Cephelerin yanı sıra iç mekân düzenlemesinde de karşımıza çıkarlar. İç içe geçmiş çok sayıda figürden oluşan sütün ve ayaklar, iç mekân düzenlemesinde dikkat çeken mimari unsurlardır. Bu mimari plastik öğeler, St Pierre Kilisesi’ndeki sütun başlıklarında ya da St. Vazelay Madeleine Mistik Değirmen’de sanatçılar tarafından Tevrat ve İncil’den sahnelerler ile fantastik biçimde işlenmişlerdir. Kimi zaman günahların tartılmasını anlatan sütunlar, Mistik Değirmen’de Musa’nın buğday tanelerini (Tevrat’ı) öğüten bir değirmen şeklinde İsa’yı resmetmiş; değirmenden çıkan unu (İncil’i) toplayan Aziz Paul’u, çuvala toplayan bir değirmenci gibi tasvir ederek kompozisyonu tamamlamıştır.

Resim sanatında ise özellikle kitap resimlerinde, daha sıkı ve daha belirgin kalıplara ve şemalara bağlı anlatıma sadık kalınmış; konuyla ilgili sahne düzenlemesinin, statik ve soyut kalıplar içerisinde verilmesi amaçlanmıştır. 1188 tarihli, İmparator Friedrich Barbarossa ve oğullarının betimlendiği duvar resmi, soyut ve katı kalıpların en güzel örneklerinden biridir. Bu yönüyle Romanesk resim; iç mekân süsleme programında, bu dönemde daha geri planda kalmıştır. Resim sanatı, daha çok 12. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa’da boy gösterecek olan Gotik Dönem ile birlikte sanat ve mimaride kendini hissettirmeye başlamıştır. İmparator III. Heinrich’in dinsel reformları ile birlikte güç kaybetmeye başlayan papalığın; bu dönemle birlikte resim, heykel ve mimarideki etkisi azalmıştır.

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...