Aşk Acısını Evde Geçirmek

Gece Gündüz
A A

Aşk Acısını Evde Geçirmek

Kızamık, kabakulak gibi… Çok yalnızlık, kaybolmuşluk, gömülmek odalara… O işte sondu. Ondan sonra evden çıkmaz oldum. Bir de işsizliğime denk geldi. Bununla da kalmadı. Bir yaz günüydü. Helios sanki bizim evin çatısında geziyordu güneşten arabasıyla. Yakıyordu tüm kiremitleri. Çatısız yaşıyordum. Yağmur yağmıyor, her yer kavruluyordu. Denizler, beni çağırıyordu ama gitmiyordum. Poseidon bizim balkondan görünmüyordu. Öylece duruyordum. Kapanıyordum ahşap kapılar arkasına. Yanar mı diye korkmadan…

Bizim ev büyük, kocaman, her odaya gömülür kalırsın. Her yere bir bardak bırakırsın. Kanepelerin örtüsü yere düşüktür. Terliklerin teki hep başka bir yerde eğri durur. Sinirin bozulur bazen. Sanırsın ki bu kafa karışıklığı. Değildir. Mutfağı kuzeyde ama sıcak. Çaydanlığın altını yakınca bitene kadar kaynatmaktır, biraz da unutmak.

Düşünmeyerek hesapladım ama M’yi düşünerek kaç yıl geçti bilmiyorum. Vuruyorum kendimi çaya, dolduruyorum bardak bardak, ortasında acıyor, sonra o da tükeniyor. Solumdan bi’ yalnızlık giriyor, tam kitaplığın yarısını göründüğü hizadan. Marcel Proust “Swan’ların Tarafı’ndan” çıkıp gelmiyor. Israrla M’nin güleç yüzü giriyor kapıdan, gülümsüyor işte. O, hep öyle gelir otururdu sanki şuraya. Hangi koltuğa oturursa otursun orası şuraya dönüşürdü. “Beni tanımasaydı n’olurdu?” ihtimalleri geçerdi aklımdan, hala geçiyor. Evde daha az otururdum, daha az yazardım. Belki. Her şeyi ona bağlamaktan sıkılır olurdum kim bilir…

İyi kötü bir aşk acımız vardı, onu da odalara sürüklerdik terliklerimizle. Daha ne olacaktı? Unuttuğum bir şey olmasa da hatırlıyorum hava 38 dereceydi, kuyruk sokumuna kadar terlediğim zamanlarda bakkala gidip bir paket sigara almak sevdiğim bir iş değildi. Bir yere gidince de evi özlüyordum. Bilirsin, o baş belası her yere taşınmıyor. Aklımda taşıdığım birkaç cümle: “Evde kimse yok. Dış kapının anahtarını da vereyim, kaygısızca girsin çıksın. Gitme endişesi olmadan ortalığı toparlasın, ellerimde poşetler kapıyı dizimle çalayım, toksam bile açım diyeyim, 2 yumurta kırsın yiyelim, yumurta kokan yağlı dudaklarımızla çay içelim göz göze.” diye sona eriyordu ve sadece benim kurgumdan ibaretti.

Bazen saçında toplanıyor bu yarım kalmışlıklar M’nin . Otursam uzun uzun mektuplar yazar mıydım, o bir Milena olsaydı, ben Kafka. Ama işte benim adım K ile başlamıyordu ki. Vazgeçmeye alışık ben, aklıma geldiğinde yine kendimi sıradanlaştırırdım. Yine parasızlık, işsizlik, sensizlik gelirdi aklıma. Bir boşluktan bırakır gibi sırt üstü yatağa uzanırdım. Hızla düşerken açar, Soneleri okur belki yerden bel hizasına kadar yüksekte olduğumu hissederdim. Odalara şuursuzca girip çıkarken, gıcırdayan menteşelerin sesinden sıkılıp kapıların arkasına damla damla döktüğüm zeytinyağından haberin olsa ne olurdu, ne fark ederdi?

Çıldırmış şairler gibi susmaktan başka ne geçti elime M?

Benimkisi bir Shakespeare yalnızlığıyken ve yorgun parmaklarımla tuttuğum kitabın ortasında, senden sonra odalarda unuttuğum aşk acısıysa…

Beyaz Erdem

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...