Zaman Yaşlandı

Gece Gündüz
A A

Zaman Yaşlandı

Saatler geçiyordu… Tik tak tik tak… Akrep ve yelkovan umarsızca dönüyordu. Geçen her saniye, ömrümden alıp götürüyordu. Sanki eksilmek gibi bir his. Evet adeta eksiliyordum. Yüzümde çizgiler oluşmuş, saçlarımda birkaç tel beyaz da var. Aynalar yalan söylemez öyle ya. Sana, seni tüm çıplaklığınla gösterir. Evet, aynalar acımasızdır ama gerçektir. Bu ben miydim sahi? Karşımda duran kadın ben miyim? Ben ne zaman kadın oldum, ne zaman büyüdüm, hangi ara geçti bu yıllar? Ne çok şey gitmiş benden ve ne çok şey gelmiş. Tanıyamıyorum kendimi, zorlanıyorum.

Küçüktüm ben, çocuktum. O zamanlar mutlu muydum, bilmiyorum ama umutluydum, hayallerim vardı. Ne oldu onlara, neden kafamın içinde yoklar şu an? Geçen yıllar, onları da götürmüş demek… Özdemir Asaf’ın dediği gibi; “İnsan büyüdükçe mi artıyor dertleri yoksa insan, büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri…”

Ne kadar da değişmişim ben. Ömür denen şey geçtikçe benden de geçmiş meğer; onu anladım. Evet, anladım, ben büyümüşüm yahu…

Ayna ile yüzleşmem bitecek gibi değildi, saat hızla geçmeye devam ediyordu ve ömrümün azalması, gerçeği tokat gibi yüzüme vuruyordu… Düşünmek istedim biraz; pencere kenarında duran yeşil kadife kumaşlı, ahşap oymalı berjer koltuğum adeta beni çağırıyordu. Sıcak bir çay doldurdum ince camlı kulplu fincanıma; rahmetli babaannemin hatırası…

Duygulandım gene bak, süzüldü iki damla. Neyse, gözümün önüne eski günlerim geldi. Deli dolu, biraz da çılgın kalbi küt küt atan bir kız… Şimdi ise öylesine durgun ve de dingin. Ah, ne çok yorulmuşum, kavgalarım birikmiş içimde, heveslerim kaçmış, sustuklarım tırmanmış boğazıma kadar, orada öylece kalmış; ne ileri ne geri… Cümlelerim tıkanmış söz olup çıkmaya üşeniyor. O yüzden belki de bu anlaşılmazlığım ve anlayamamışlığım…

Sonbaharı sevişim ve en çok Eylül’ü. Yağmur yağarken içimi kaplayan hüzün ve rüzgârda savruluşum… Serçe kuşu narinliğinde olması yüreğimin… Ve kendimi şiire verişim. Beni en iyi anlayanın ve hem de benim en iyi anladığımın kalem ve kağıt olması. İnsanlardan kaçıp uzaklaşmışım çünkü. Sığınmışım demli bir çaya ve şarkılara. Herkesleşmiş en yakınım dediklerim, ben daha da kaçmışım kendi dünyama ve çıkmışım yüreğime doğru yolculuğa… Yaş aldıkça anlıyor insan, hayatı ve beraberinde gelen ince sızıları ve de her bir sızı, kızgın demir misali dağlasa da kalbini, yine güçlü kalmayı ve acıyla mücadeleyi öğreniyor.

Meğer insanın kendiymiş aslında savaştığı. Ve sonunda anlarsın ki zaman yaşlanmış… Geriye senden ne kaldıysa heybene koyup yola devam edersin. Ama saat geçiyor, ömrüm eksiliyor, saçımda aklar var, yüzümde çizgiler… Yaşlanıyorum… Yeşil kadife koltuğumda demli sıcak çayımla, zamana “Haydi!” diyorum, “Haydi, dur artık!”

Betül Kocatepeli

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...