Bu Bebek Bir Harika Dostum

Gece Gündüz
A A

Bu Bebek Bir Harika Dostum

Bütün günün yorgunluğuyla eve attı kendini Buket. Öyle uykusuzdu ki ne yemek yapacak ne de oturup yiyecek gücü kendisinde buluyordu. Eve gelir gelmez, hiçbir şeye dokunmadan çıkarıp gelişigüzel bıraktı koltuğun üzerine kıyafetlerini ve yatağına attı kendisini. Uyku öyle güzel bir şeydi ki…

Bir süre geçti, bu huzurdu. Bir rüyadan, diğer rüyaya geçiş yaparken acı acı bağıran bir telefon sesi ile irkildi. Ne kadar uyuduğunu bilmiyordu; ancak uyanmakta zorlandığını düşündüğünde yeterince dinlenemediği açıktı. Günışığında uykunun kollarına teslim olmuşsa da; şimdi geceydi, ay ışığını görebiliyordu yattığı yerden.

Telefonu açtı. Bir erkek sesiydi bu. Heyecandan nefesi kabarmış bir şekilde konuşuyordu. “Buket acele et, geliyor bebek.” dedi adam. Kız afalladı önce. Bir an durdu, gerçek ile rüya arasında bir ayrım yapması gerekiyordu. Bu kısa aralıkta “Ne?” diyebildi sadece. Belli ki henüz ayılmamıştı. “Şuan seninle tartışmayacağım, Buket; bir an önce topla kendini, Sedef bekliyor seni, Acele et.” deyip çat diye kapattı telefonu.

Telefondaki kişi, Buket’i biraz telaşlandırmıştı. “Acele et.” de neyin nesiydi? Sanki doğum yapacak kişi kendisiymiş gibi hissetti. Gülümsedi ve saatine baktı. “İyi de bu saatte mi doğurulur, ben nasıl uçak bulurum son dakika?” diye aklından geçirdi. Laptopunu açarken “Saçma sapan konuşma, sanki bu işlerden anlıyormuşsun gibi, şuan bari sorgulama!” diye azarladı kendisini. Normalde uçuş saatini biliyordu; ancak yolcu durumundan bihaberdi. Kontrol ederken derin bir nefes aldı ve telefondaki adamın söylediği gibi acele davranırsa, yetişebileceğini söylüyordu ekrana düşen kayıtlar.

Apar topar kalktı yerinden, valizini hazırlamaya başladı. Birkaç parça kıyafet, bir kısım kişisel eşya ve her zaman cüzdanını ve gerekli diğer her şeyi içinde bulundurduğu çantasını kontrol etti, takı dolabının üzerinde bulunan iki adet kırmızı tacı koydu, kısa süre içinde hazırdı ve artık evden çıkabilirdi.

Az önce kendisini uykudan uyandıran Ali’yi aradı. Kız emin olmak istiyordu, bir şakanın kurbanı olamayacak kadar uzunca bir yoldu. Telefon açıldığında Buket:

– Dalga geçmiyorsun benimle değil mi Ali? Bak gece vakti yola çıkıyorum.
– Saçmalama Buket. Böyle bir şeyin şakası mı olur. Sedef, Buket olmadan doğurmam ben diyor. Elini çabuk tut.

Bu kısa konuşma sonrasında, evden çıktı ve bir süre sonra havaalanına vardı Buket. Gerçekten de yetişmişti. Zaten yetişemeyip kaçırdığı bir şey olmuş muydu ki.

Bir sürü düşünceyle ve üzerinden atamadığı yorgunlukla bindi uçağa. Aktarmalı bir uçuş sonrasında, yüzüne çarpan sabahın soğukluğunda gelmişti işte. İndiği gibi, vakit kaybetmeden hastaneye gitti, Ali’yi buldu, Sedef’in yanı başındaydı. Ali, esprili bir şekilde: “Bu kadın az kalsın beni öldürecekti. Sen gelmeden bu bebek doğmayacak, doktor ne derse tersini yapacağım diye tutturdu.” dedi Buket kapıdan adımını atar atmaz.

Buket: “Sancıların sıklaştı mı, acıyor mu çok?”
Sedef: “Sen geldin, artık acımıyor demek isterdim Buket, ama bu sefer gerçekten canım yanıyor.” dedi ağlamaklı.

Kısa bir süre sonra doktor geldi, kontrol etti Sedef’i ve “Ufak bir açılma kaldı, sonrasında doğurma kıvamına geleceksiniz, bakıyorum arkadaşınız da gelmiş.” dedi gülümseyerek. Sedef: “Doğumhaneye hem eşim, hem kız kardeşim girecek biliyorsunuz.” dedi. Yanındaki genç hemşire ile birlikte gülümsedi doktor ve “Biliyoruz.” diyerek ayrıldılar sancı odasından.

Normalde doğumhaneye bir kişi alıyorlardı; ancak Ali’nin sonradan söylediğine göre Buket gelmeden önce Sedef doktora: “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” şeklinde masumca (!) tehdit ederek ve tabiri yerindeyse biraz çirkefleşerek talebini kabul ettirmişti.

Kısa bir süre sonra doğumhaneye alınmıştı artık Sedef. Buket ve Ali sanki doğum yaptıracak kişi kendileriymiş gibi özenle hijyenik hale getirildiler. Sedef normal doğum yapacaktı. Yeterince acı çekilmeden gerçek bir anne olunmazdı, biliyordu. Bu sırada Buket kayıt düğmesine bastı. Sedef o kadar iyi beceriyordu ki bu işi. Fazla bağırmıyordu, yalnız alnından boncuk boncuk terler akıyordu. Doktor ve hemşireler, Sedef’e yol gösteriyordu; derin derin nefes almasını, yeterince ıkınmasını söylüyorlardı. Bu esnada Buket futbol müsabakasında gibi hissetti kendisini. Teknik direktör kulübesinde doktor Selim ve yardımcıları vardı, o talimatları veriyor ve Sedef de bir forvet edasıyla her dakika gole daha çok yakınlaşıyordu. Buket’le Ali ise heyecandan hop oturup hop kalkan taraftar pozisyonundaydılar.

Sonra Sedef, gerçekten bağırmaya başlamıştı. Ali elini bilinçsizce göğsüne götürmüş, acı çeken kadınını yalnızca izliyordu. Teknik direktörün el hareketleri hızlanmıştı, Buket ve Ali biliyordu ki, birazdan gol olacaktı. Sedef doğumhaneye girdiğinden beri, ilk kez o şiddetle bağırdı. Bir yandan bağırıp bir yandan doktorun söylediklerini yapıyordu. Artık dermanı kalmamıştı. Ve sonra en yüksek haykırışından sonra sustu. O an aslında herkes susmuş ve sanki nefeslerini tutmuştu. Biliyorlardı ki 9 aydır nefesini bilinçsizce tutan, ciğerleri oksijen orucunda olan bir can, birazdan nefes almaya başlayacaktı.

O an kafasını gördü Buket. Kan ve pisliğin içerisinden doğan muazzam bir canlı. Ağlıyordu. Henüz ismi konmamış bebek, ciğerlerinin acısından ağlıyor ise de herkes gülümsüyordu. Ve Ali bilinçsizce “İşte kızım.” dedi. Ali’nin de Sedef’in de gözlerinden artık yerçekimine karşı koyamayan damlalar akıyordu. Buket’in ise elleri titriyordu heyecanından. Bu an kutsal bir ritüelin tasviri gibiydi adeta.

Doğuran sadece Sedef değilmiş, Buket ve Ali de onunla doğurmuş gibi ondan önce odaya geçtiler. Az sonra Sedef’i de aldılar odasına. Ve biliyorlardı ki hemşirelerce silindikten sonra odaya bir nefes daha katılacaktı.

Bir hemşire kucağında bebek ile geldi; annesinin kucağına konuldu, dokunulmadan, kıyılmadan sevildi, daha sonra, az önce baba sıfatını haiz olmuş Ali aldı kucağına.

Şimdi gerçekten aile olmuşlardı. Sedef’in annesi ve babası birkaç yıl önce bir trafik kazasında vefat etmişti. Bir erkek kardeşi vardı ve o da yurtdışında yaşıyordu, aile ve kardeşlik kavramına oldukça uzaktı. Sedef’in tüm zamanlarında yanında olan tek bir kişi olmuştu: Ali. Ve Ali’den sonra Buket.

Sedef kucağındaki bebeği, kamerayı koyması gerektiğini söyleyerek Buket’e verdi. Buket bebeği kucağına alır almaz değişik bir heyecan hissetti. Tüyleri ürperdi, en başından beri ne kadar soğukkanlı olmuşsa da onu kucağına aldığında garip ve tarif edilmez bir his kapladı vücudunu. Tanrım ne kadar da güzeldi. Gözleri tam açılmamış, suratı şiş olsa da dünyanın en güzel varlığıydı kucağındaki. Anne olmaktan uzak bir kadın, bu kadar yakın hissedebilir miydi kendisini? Kadınlık ve annelik kavramlarının aslında ne kadar ayrı şeyler olduğunu anlıyordu. Onca yorgunluğun, uykusuzluğun, hatta açlığın bile sona erdiği bir andı bu.

Tüm bu hislerden sonra Buket çekirdek aileyi baş başa bırakmak istedi. Koridora geçti. Danışma bölümündeki personelle 15-20 dakika kadar sohbet ettikten sonra Ali geldi yanına ve “Sedef, ilk kez emzirdi. Her ikisi de öyle güzellerdi ki. Şimdi uyuyorlar. Şu anı ölümsüzleştirmek için bir şey yapmak isterdim.” dedi. Buket gülümsedi ve çantasından kalem ve bir not defteri çıkarıp Ali’ye verdi ve “Sadece duygularını yaz. Dünyanın en özel yazısı olacaktır. Kızın ve karın için.” dedi. Buket kahve almaya giderken Ali yazmaya başlamıştı bile.

Aradan bir süre geçti, Buket geldiğinde kameranın şarjı bitene kadar doğum anını tekrar ve tekrar izlediler. Ali’nin ve Sedef’in gözyaşlarının parlaklığı dahi kayıt altına alınmıştı.

Bu arada Sedef uyandı ve o gün karısına bir kez daha aşık olan Ali yanına gitmişti. Birkaç dakika sonra Ali Buket’i odaya çağırdı. Küçük kızları, Sedef’in kucağındaydı. Ve Buket’e unutamayacağı kadar özel bir konuşma yapma hazırlığı içerisinde gibi gözüküyordu Sedef.

– Arkadaşım, dostum, kardeşim, Buket’im, Ali ile seni ne kadar çok sevdiğimizi biliyorsun. Her zaman yanımızdaydın. Ve ben geçmişte ne zaman düşsem usanmadan kaldırdın. Benim için yaptıklarını asla ödeyemem, biliyorsun. Kızımı kucağına aldığında ne hissettiğini biliyorum, gözlerinden okunuyordu zaten. Annelik sana benden daha çok yakışacak biliyorum; çünkü sen şefkatlisin, anlayışlısın, herkesten başkasın. Böyle güzel bir duygudan mahrum olman gerçekten büyük kayıp hem de gerçekten bir kadın olduğunu ve gerçek bir anne olacağını bildiğim halde.  Asıl söylemek istediğim konu ise; bugüne dek yanımızda olduğun için Ali ile ortak kararımız, bebeğin ismini senin koyman. Bir sürü isim zikredildi aylardır; ancak biz karar veremedik. İster daha önce düşündüğümüz isimlerden, istersen sadece senin ‘o’nda olmasını istediğin bir isim olsun. Yeter ki benim biricik kızıma ismini, bana destek olduğu kadar destek olacak, beni koruduğu kadar koruyacak biricik teyzesi koysun…

Buket’in gözleri yaşardı. Önce karşı çıkacak oldu. Bu harika bebeğin ismini annesi ve babası koymalıydı aslında. Sonra Sedef ‘‘Senden istediğim şeyi yalnızca yap.’’ deyince, karşı koyamadı Buket. Biliyordu, karşı koysa bile bu küçük meleğin annesi kazanacaktı. Tekrar kucağına aldığında meleğini, bu harika bebeğe ne isim vereceğini bilmiyordu. Aylardır Sedef ile isim konusunda tartışıyorlardı. Ama hepsi de bu güzel, bu harika şeyi tarif etmekte yetersiz kalıyordu. Düşündü, düşündü, düşündü… Böyle harika beyazlığı, böyle harika minik elleri, böyle harika minik burnu, böyle harika göz kapakları, her şeyi harikaydı, kusursuzdu, böyle bir bebeğe ne isim konulurdu, bilemiyordu.

Yaklaşık yarım dakika bebeğe kilitlenip baktıktan sonra, ansızın kafasını kaldırdı, kafasında çakmıştı bir kelime, bir isim. Önce içinden, sonra bebeğin kulağına fısıldadı. “Sen Harika’sın.” dedi. ve “Bu sıfatı hayatın boyunca muhafaza etmeni istiyorum küçük insan.”

İsmi bulmuştu ve gözleri dolu dolu olmuştu. Buket koymamıştı, bebekte tezahür etmişti ismi aslında. Sonra annesi ve babasına dönerek “İsmi ‘Harika’ olsun; eğer siz de uygun görürseniz. Çünkü onun, o muazzam güzelliğinden başka bir şey aklıma gelmiyor.” dedi Buket. Sedef ve Ali birbirlerine baktılar. ‘‘O zaman Harika’’ dediler. Kulağına fısıldadı tekrar bebeğin, Buket. “Gerçekten harikasın.”

İnsanlar  gün geçtikçe, büyüdükçe ve yaşlandıkça isimlerine benzermiş; hem anlam bakımından, hem de telaffuz bakımından. Ancak bu sefer bu küçük bebek, öz niteliğini ismine vermişti. Zaten kendisinde var olan sıfatı, ismiyle tamamlamıştı.

Bebeği beşiğine koydu Buket. O sırada Ali yazdığını Sedef’e okutuyordu. En son Sedef “Buket bunlar hep senin başının altından çıkıyor, değil mi?” dedi. Buket bir şey demedi. O an aklında olan tek şey Harika’ydı. Ve telefonundaki tarayıcının çıkardığı sonuçlar şunlardı:

H – Sakin, durağan kişilik.
A – Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişilik.
R – Tereddütlü kişilik, karar vermekte sürekli zorlanan kişilik.
İ – Hassas, duygusal ve kırılgan kişilik.
K – Başarılı, unvan sahibi, daima yükselen kişilik.
A – Algılama gücü ve mantık yürütme kabiliyeti yüksek kişilik.

Betül Kılıç

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...