Önlüğümün Düğmesi

Gece Gündüz
A A

Bütün eşyalarımızı vagona sığdırmış, her birimiz o eşyaların üzerine kıvrılıp uyumuştuk. İki günlük yolculuğun sonuna gelmiştik. Haydarpaşa tren garına geldiğimizi anlayan ağabeyim Kenan, birer birer uyandırmıştı bizleri. Annem, yükün bir kısmını sırtlamıştı. Ağabeylerim Kenan ve Yusuf, artakalan eşyalarımızı istasyona indirdi. Sabahın erken vakti olduğu için güneş henüz sıcak yüzünü göstermiş değildi.

Bu kadar erken saatte geleceğimizi hesaplamamış olacak ki Orhan Amcayı yaklaşık iki saat kadar istasyonda bekledik. Eski kasa bir kamyonet ile gelmişti. Yükümüzü kamyonete yükledikten sonra annem ve ablalarım aracın koltuklu bölümüne, ben ve ağabeylerim ise damperli bölmeye kurulmuştuk. Pek kısa süren yolculuğumuzun sonunda ismini sonraları öğrendiğim, Karadolap Mahallesine gelmiştik.

Yolculuğumuz esnasında annemin dilinden düşürmediği Pervin Teyze, evlerinin kapısını açtı. Yaklaşık beş yıldır bu gecekonduda yaşıyorlarmış. İki de kız çocukları vardı. Burada uzun süre kalamazdık. Öyle de oldu. Orhan Amcanın da yardımlarıyla köylerine kesin dönüş yapan komşularının gecekondularına yerleştik. Sahipsiz kaldığı için olacak, tahta pencerelerindeki camlar kırılmıştı. İçinde bulunduğumuz şartlara bakılırsa naylonlarla kapattığımız pencereler hariç ev yaşanılası sayılırdı.

Ağabeylerim, kısa sürede inşaatlarda iş tutarak ailemizi geçindirmeye başlamıştı. Yarıyıl tatilinin bitmesine de pek az zaman kalmıştı. Okula devam etmek istiyordum ancak ne bir önlüğüm vardı ne de bir çantam. Bu eksiklerimi hesaplayamayan annem, beni de yanına almış doğruca okul yolunu tutmuştuk. Gerekli bilgiyi ve evrak listesini öğrendik. Ertesi gün evraklarımızı tamamlayarak tekrar okula gittik. Kayıt işlemlerimizin ardından bir önlüğe ve çantaya ihtiyacım olduğunu hatırlayan annem, bir yandan ellerini ovuşturuyor, diğer yandan ihtiyaçlarımı mırıldanıyordu…

Çok geçmeden evimizin bulunduğu sokağa girdik. Pervin Teyze, yıkadığı elbiseleri ipe asıyordu. Annemin selam vermesi üzerine bizi evine davet etti. Durumumuzun nasıl olduğunu, herhangi bir şeye ihtiyacımızın olup olmadığını soruyordu anneme. Annem, “Yetimimi okula yazdırdım ancak bir önlük alamadım, onun derdindeyim.” dedi. Hâl bu ya nelere ihtiyacımız vardı nelere… Dolabımız dahi yoktu henüz, önlük de neymiş.

Pervin Teyzelerin durumu da iç açıcı değildi aslında. Bunu biliyorsak da ömrünce hiç kimseden bir şey istemeyeceğini, isteyemeyeceğini ezbere bildiğim annem, benim için yardım istiyor ve mahcubiyetini gizleyemiyordu. Pervin Teyze ise bir anda yerinden kalkmış, diğer odadan bir önlük alıp gelmişti. İlk görüşte içten içe sevindiysem de önlüğün gereğinden fazla uzun olduğunu fark ettim. Evet, önlük kız önlüğüydü. Pervin Teyze, bu önlüğün kızı Sevda’nın eski önlüğü olduğunu, etek kısmını kesersek bir süre idare edebileceğimi söylüyordu. Bu durum anneme pekâlâ zor geldiyse de kabul etti.

Önlüğü de yanımıza alarak evimizin yolunu tuttuk. Annem, önlüğü bel hizasından kesti. Her şey yolunda gidiyor gibi görünüyordu ama atladığı bir şey vardı ki önlüğün düğmeleri, erkek önlüklerinin tam aksine arka taraftan ilikleniyordu. Başka çarem yoktu, o önlük ile okula gitmek zorundaydım. Aksi hâlde köy okulumuzda olduğu gibi kazak ve hırkayla derse almazlardı beni.

Ve o gün geldi; kitaplarımı, defterlerimi poşete koyarak okulun yolunu tuttum. Tören yapıldı, İstiklal Marşımız ve Andımız okundu, okula giriyorduk. Yanlış sırada beklediğimi okula girdikten sonra anladım. Okul müdürünün daha önce elime tutuşturduğu kâğıtta yazan 3D sınıfını buldum. Çok geçmeden sınıf öğretmenimiz geldi. Herkes bana dikkat kesilmişti. Bense düğmesi arkada olan kız önlüğüyle onların arasında oturmaktan bir hayli utanıyordum.

Ayağımda kara lastik, dizi yamalı pantolonum ve Sevda’nın önlüğü. İnanıyorum ki sınıfa sonradan katılan bir öğrenci olmasaydım da şu hâlimle yine yeteri kadar dikkat çekecektim. Ama okumalıydım. Okumalıydım çünkü en çok annem öyle istiyordu. Annem öyle istiyordu çünkü ben doğduktan üç ay sonra vefat eden babam, “Evlatlarımın hiçbirini okutamadım, Ali Murtaza okumalı.” demiş. “Gerekirse ceketimi satarım, yeter ki okusun.” demiş. Ancak ömrü vefa etmemiş babamın.

Zilin çalması üzerine Zehra Öğretmen beni yanına çağırdı. Sorular sorarak beni tanımaya çalışıyordu. Günlerce bu tanışma faslı uzayıp gitti. Bütün bir dönem ailemi, annemi tanımak istediğini hesapladığım öğretmen, annemi çağırmak yerine beni takip etmişti. Takip edildiğimi fark etmiştim ancak niyetinin ne olduğunu merak ettiğim için geri dönerek bir şey söyleme gereği duymadım. Tahta kapısından içeri girmeye hazırlandığım gecekondumuzun hemen önünde bana seslendi. Madem seslenecekti, neden takip etmişti beni? Belki de hangi koşullarda yaşadığımızı görsün istemeyeceğimi düşünmüş olabilirdi. Eğer öyleyse haksız sayılmazdı da.

Annem ile tanıştılar. Bu tanışma, zamanla dostluğa dönüşmüştü. Öyle ki Zehra Öğretmen, zaman zaman bizimle aynı sofraya bağdaş kurar olmuştu. Öğretmenim bu durumdan pek memnunsa da son zamanlarda annemi durgun ve gereğinden fazla düşünceli görüyordum. Çok geçmeden ısrarla sormalarıma dayanamayarak içindeki sıkıntıyı söylemek zorunda kaldı. Zehra Öğretmen, yedi yıldır evliymiş ancak bir çocuk sahibi olamamışlar. Başarılı olduğumu, beni iki üst sınıfa atlatabileceğini ve gerekli tüm alakayı gösterebileceğini söyleyerek beni annemden istemiş. Daha iyi şartlarda yaşayabileceğimi, daha iyi bir eğitim alabilme imkânımın olabileceğini ve daha nicelerini ekleyerek annemi ikna etmek üzere günlerce çabalamış.

Hiç soluksuz “Hayır.” diyememiş annem Zehra Öğretmene. Beni bir başkasına verebilme ihtimalini düşünmüş. “Beni, benim iyiliğim için başkasına verebilme ihtimalini düşünmüştür annem.” diyerek avundum. Sanıyorum bu kesindi de. Ya Zehra Öğretmen, o da beni mi düşünmüştü? Eğer bir çocuk sahibi olabilseydi; ayağında kara lastik, yamalı pantolonlu ve bir kız önlüğüyle dikkat kestiren bir yetimi gözü görecek miydi? İşte o zaman da beni evlat edinmek isteyecek miydi?

Ve ben, okulu bırakmış; bir kivinin, karpuzun ve muzun nasıl yenildiğini ilk kez kendisinden öğrendiğim Kazım Abinin mağazasında çıraklığa başlamıştım…

Üstelik bu öğreti, tamamen gözlemdi…

Barış Özbek

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...