Körlük

Gece Gündüz
A A

Tik tak, tik tak…

Son 15 saniye de bir öncekilere benziyordu. Derken saat 07:15’i vurmuş ve gereğinden fazla bir alarmlı saat sesi… Zannediyorum saatin içine gizlenen, her sabah karşılaştığı Asiye Teyzenin ta kendisi olmalıydı. Öyleydi de. Asiye Teyzenin bir kolu diğerinden uzundu, evet öyle olmalıydı da…

Önce çok konuşan bu teyzenin sesini kesmek için vücudundan ayrılmak istemeyen kolunu uzattı saate. Ve ilk denemesinde başarılı olmuştu. Sessizliğe bürünen odada uyumaya devam etmek, Şeytan’ın ikinci oyunuydu ki yatağının hemen karşısında, kendi hâlindeki masanın üzerinde duran ikinci saatli alarm çalmaya başlamıştı. Hiç düşünmeden yastığının altındaki tabancasına sarıldığı gibi bir el ateş etti saate. Tek gözü kapalıyken nasıl yaptı bunu hayret doğrusu. 12’den vurdu diyebilirim. Öyle olduysa da öldürmeyen Allah öldürmüyor işte, yine çalmaya devam ediyordu saatin alarmı.

Sayesinde, istediği her yere gecikmeden, vaktiyle ulaşması için kaldıran saate ihanet değildi de neydi bu.

Bu arada söz açılmışken “saye”den bahsedeyim. Yanlış anımsamıyorsam “saye” Farsça kökenli bir kelimeydi ve anlamı gölge idi. Sayesinde, yani gölgesinin yardımı ile beraber ayağa kalktıklarına ateş ediyordu. Bu iyi değildi…

Yalnız yaşıyordu evinde. Öyle ki pencerelerini açmaya üşendiği için rutubetlenmişti evin tüm odaları. Esasında otel olarak kullandığı evi, onun için önemsizdi. Hâlbuki böyle olmamalıydı.

Adını dahi anımsamadığı kadın ve adamların hakkına giriyor ve onlara ihanet ediyordu. Elini, yüzünü yıkadı. Aynayı kapıcı Salih Abi tutuyor, o ise sakal tıraşı oluyordu. Çok geçmeden eski hizmetlisi Zeliş’in omuzlarına asılı olan elbiselerini üstüne giyindi. Dış kapının hemen yanında duran, bir önceki iş yerinde çayını, kahvesini eksik etmeyen Adem Abinin kulağına asılı kravatı alarak kendi boynuna geçirdi. Daha fazla geç kalmadan bir çay demleyip ekmek kızarttı. Doğruca salondaki masaya kuruldu. O farkında değilse de sandalyenin takati kalmamış, masanın ise beli ağrıyordu.

Neyse ki çok uzun sürmeden adını unuttuğu kadın ve adamları evine kilitleyerek yola koyuldu. Taksi durağına çoktan varmıştı. Biraz sıra olmasına karşın Vedat Bey, kendisini buyur etti. Hiç vakit kaybetmeden atladığı gibi sırtına, iş yerinin yolunu tuttular ki trafik kurallarına da harfiyen uyuyorlardı. Kısa mesafeli yolculuğun sonuna gelmişlerdi. Bahşiş vermeyi de unutmadı tabii. Gönlü geniş olmak, böyle bir şey olsa gerek…

Asansöre yaklaştı…

Aynı muhitte oturan biri vardı. Adı şu an aklıma gelmiyor ama obez olduğunu biliyordum. Hâli vakti yerinde değilse de Janti bir arkadaş olduğu kesindi. Yalnız yükü ağırdı garibimin. Çalıştığı bina üç katlı ve günde 100 kez kullanıldığını varsayarsak asansör işi çok yoruyordu kendisini. Ama ne yaparsınız, ekmek parası. Kendi yaklaşık 150 kg, yerin çekim gücünün de “saye”sinde 200 kg civarında yük taşıyabiliyordu. Taşırdı da taşımamak ne haddine…

Çok geçmeden indiği asansörden doğruca çalıştığı odaya gideceğini umuyordum. Bir odası olmalıydı, en azından bir masası. Ama hayır! Ne bir odası vardı ne de bir masası. Önüne yatmıştı; amirinin odasının önündeki paspasın yerine! Ya da amirinin hiç paspası olmadığı da ihtimaller arasındaydı.

Kısa sürede uykusu ağırlaşmıştı. İlk başta yediği içtiği bir şey dokunmuş olacak sanmıştım ki amiri, onun ütülü gömleğinin üzerinde ayakkabılarını silerek odasına girene kadar…

Ne de güzel demişti Sabahattin Ali: “Menfaat, bir bal çanağı, insanlarsa sinektir; kenarından yetinmeyip ortasına dalanlar, çırpına çırpına boğulurlar.”

Barış Özbek

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...