Ayracı Düşen Hayatlar

Gece Gündüz
A A

Yağmur yağıyordu, iliklerime kadar ıslanmıştım ve en ufak bir kelime söylemeye takatim kalmamıştı. Hıçkıra hıçkıra ağlarken omzuma yüklediğim tabutun diğer ucundaki adamın kim olduğunu dahi seçemiyordu gözlerim.

Mezara Fatma Anneden önce girdim. Öyle ki o an istediğim tek şey, Allah’ını seven o kalabalığın üzerime toprak atmasıydı. Fatma Anneyi oraya bırakıp gitmeyi içime sindiremiyordum. Bir gerçeği kabullenmem gerektiğini öğütlüyorsa da büyüklerim, haftalarca mezarı yanında uyumuştum.

Çocukluğum geliyordu aklıma ve bir de beraber büyüdüğüm Türkan. En acılı günümde yalnız bırakmıştı beni. Oysa Fatma Anne, benden çok onu severdi hani. Çok sonraları öğrendim; ünlü bir ajansta işe başlamış, dergi kapaklarının vazgeçilmez yüzü olmuştu. Boyalı, badanalı yüzünde eskilere dair hiçbir şey kalmamıştı.

Nasıl bir yerde duruyordu aşk. Evet, aşk nefrete ne yakındı öyle… Boyalı, pudralı o yüzünü kalemle çizmeye kalksalar çizemezlerdi ancak benim nefretim olmuştu. Öyle ki ben canım biliyordum; o, ok gibi saplanıyordu her defasında yüreğime.

Ah! Çocukluğum…

Yapayalnız dünyamda bugün Türkan, Fatma Anne oluyor; dün, Fatma Anne Türkan’dı…

Çalıştığı yere gitmiştim Fatma Annenin. Ben, bulaşıkçılık yaptığını sanıyordum. Oysa elinde oklavası, yer sofrasına diz çökmüş, sacda gözleme yapıyordu. O, gözleme yapıyordu; kafenin hemen önünde yürüyen kalabalık ise şeffaf ve her gün itina ile silindiği belli olan camdan Fatma Anneyi seyrediyordu. Bu teşhir edici işin onun için de makul olmadığını kestirmiş olacak ki bulaşık yıkadığını söylemişti.

Türkan, dergi kapaklarının yüzü olmuş; mankenlik yapıyor, viski kokulu masalarda gününü gün ediyordu. Fatma Anne ise konusu gözleme olan bir kafenin vazgeçilmez elemanı olmuştu. Giysi mağazalarında vitrinlere dizilen o mankenler ile Fatma Anne arasındaki tek fark; onların cansız oluşu, Fatma Annenin ise oksijenden nasiplenebilmesiydi.

İşte o gün ayakkabı boyacılığı yapmaya karar vermiştim. Uzun bir süre de yaptım. Bir ay, iki ay, üç ay, dört ay, beş ay, altı ay ve sonunda bir tamirci çırağı olmuştum. Tahsilini yarım bırakmış beni evlat edinen o güzel kalpli kadının hakkını, bir nebzede olsa ödemeye çalışıyordum.

Türkan ise bizi terk etmişti. Ara sıra “Yırtık bavuluyla çıkar gelir..” diyordum ama bahtı da kendi de açılmıştı bir haylice. Türkan, çirkinleşmişti ama bu çirkinlik fiziksel değildi. Nakış nakış içime dokuduğum aşk, sadece güzelliğin elbiselerini giyinmişti. Tıpkı kendi gibi; bunu bilmeyenler de aldanır olmuştu. Oysa önceden güzellik ve çirkinliği görmüş olanlar giysilere aldanmazdı. Kimin, hangisi olduğunu iyi bilirlerdi.

Ve ayracı düşmüştü hayatlarımızın; artık kaldığımız yerden devam edemezdik…

Barış Özbek

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...