Bir Sürü Erkek ve Bir Sürü Kadın – 3

Gece Gündüz
A A

Bir Sürü Erkek ve Bir Sürü Kadın – 3

Işıksız odada eski bir perdenin izin verdiği kadar aydınlanıyordu oda. İki insanın karamsarlığı belki de odanın aydınlanmasını engelliyordu. Sessizlik, sağanak yağmur gibi çökmüştü odanın içine.

Mavi gözlerini araladı adam. Tam açacak gücü yoktu. Ancak görmek istedi biraz daha onu.

Yaşlarını tuttuğu gözlerle baktı adama kadın. Gözlerini açabildiği için kendi gözlerinin içi gülüyordu. Her an ölecek korkusuyla değil, bugün de yaşıyor iyimserliğiyle eğitmişti kendini.

Yavaşça parmaklarını açtı adam. Parmak uçlarıyla kadının eline ulaştı. Onun sıcaklığını hissetmek, yaşamı hissetmek gibiydi. Sırf bu yüzden vücuduna karşı çıkıyor ruhuyla tutunuyordu hayata.

Kadın ona ulaşan parmaklara iki elle sarıldı. Her iki eline de birer damla yaş düştü. Silmekle uğraşmadı ellerinin üstünü. Sanki bir fidanı besliyor gibi düşünüyordu, sımsıkı tuttu ellerini.

Uçmak isteyen yavru bir kuşun kanatları gibi yavaşça açıldı adamın dudakları. “İyi ki varsın” dedi. “Sen olmasan boş bir et parçasıydım bu dünyada. Ruhum sokak köpeklerine dönerdi.” Bir ömür uzunluğunda konuşmuştu adam. Bir ömürlük cümleler kullanmıştı.

Kadın mavi gözlerine baktı adamın. Adamın gözlerine her baktığında ilkbahar rüzgarları eserdi kadının ruhunda. Yine papatyalar dökülmüştü adamın bahçesinden. Kadın konuşmak, cevap vermek, adama en azından kelimelerle bile olsa ufacık bir gül vermek istiyordu. Ancak kelimeleri aşan duyguları vardı şu anda. Gözlerinin içine bakabildi sadece… Adamın anladığını biliyordu. Uzun uzun bakmayı istiyordu. Dağ manzarasının muhteşem bir denizle birleşmesi gibi, denizin gökyüzüne kavuşması gibi sonsuzluk istiyordu adamın mavisinde… Bitmesini istemiyordu.

Güneş çekilmeye yüz tutmuş, perdenin görevini yapmasına gerek kalmamıştı. O an gökyüzünden keskin bir bıçak indi. Gökyüzü ikiye ayrıldı, deniz ikiye bölündü; kimse kimseye kavuşamadı. Adam kadının elini sıkıca sıktı, gücünü hissettiğince sıktı, bırakmayacakmış gibi sıktı… Adam artık çok sıktığını düşünüyordu; ancak kadın öylece duruyordu karşısında. Aniden daha fazla sıkamayacağını anladı ve bıraktı ellerini. Zamanı bıraktı, bedenini bıraktı olduğu yere. Son nefesini kadına ait bir cümleye harcamak istemişti.

Adamın göz kapakları kapanırken kadının umutlarının üstü kara bulutlarla kaplandı sanki. Adamın son nefesini taşıyan cümleleri yakalayıp hapsetmek istiyordu. Ellerinden kayıp giden parmakların ucunda donmuştu zaman. Onunla birlikte kapatacaktı perdelerini. Onunla birlikte bir odanın içinde duracaktı. Gözlerinin önünde yaşayan anılar tekrar edecekti kendini. Eğer anılar tekrar etmeye başladıysa bir şeyler eksilmiş demektir. Bir şeylere özlem duyuluyor demektir. Ve kadının özlemi olimpiyat ateşi gibi hiç sönmeyecekti.

Kadın kendi hayatının tamamlandığını hissediyordu. Donuk zamanın içinde hıçkırarak ağlarken kulağında adamın son nefesi, ona ayırdığı son cümlesi tekrar ediyordu kendini.

“Teşekkürler Tanrım, onu bana bahşettiğin için.”

Barış Berberoğlu

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...