Görünmeyenler

Gece Gündüz
A A

“Bizi mutlu eden hayal, bin tane gerçekten daha tatlıdır.” -Puşkin

Yazın, ağaç gölgelerinin altında serinleyen; kulakları bülbüllerin narin şakımalarıyla temizlenen ruhlar, çok dikkatli baksanız bile gözünüze görünmezler. İsterseniz ağacın çok yakınında bir bank bulup oraya oturun, dahası gölgeliğe aldırış etmiyormuş gibi davranarak gizliden gizliye orayı izleyin; yine de gözünüze görünmez. Sonrasında nereden geldiği belli olmayan, pek şen şakrak ve aldırış etmeden etrafa tükürük saçarak her yere ağzını dokunduran bir çocuk yaklaşır. Ağacın vücuduna sırtını dayar. Sıcacık bir ışık üzerine düşer. Nedendir bilinmez, daldaki bülbül tüylerini kabartır, sanki sesi daha berrak çıkar. Çocuk dil çıkarır, gözlerini kısar, kirpiklerini kırpıştırır, kendi uydurduğu dilde kaldırımın üzerinde ilerleyen bir salyangozla konuşmaya başlar. Ve nedendir yine bilinmez, siz sanki pek mutlu olursunuz. Sanırsınız ki sizi mutlu eden ve güldüren; şu afacan, salyalı, tombulca çocuk! Mutlu ruhlar, bir çember oluşturur ağacın çevresinde, yastan ve hüzünden uzak türkülerini çığlıklar atarak söylemeye başlamışlardır.

Biliyoruz, siz tanıdığınız insanlarla karar verdiğiniz yerlerde buluşmaya; sayfalarca türlü türlü karakterlerinden bahseden yazarların kalın kitaplarını okumaya alışkınsınız; ne büyük yalancılarsınız efendim! Sanki akşam güneşinin altında yolda yürürken bankta otururken camdan dışarı bakarken birkaç saniyeliğine gözlerinizin kaydığı bulanık bir yüze hiç hayran kalmamış, tebessüm etmemişsiniz gibi… O bulanık yüzü aklınızda tutmak için aklınızda bir şiir dizesi ararsınız da hiç aklınıza gelmez hani; gerçekten de sizin dünyanıza hiç ait olmayan, sizi fark bile etmemiş o siluet; karanlığın ve akşamın ışıklarına karışmış bir sokağın içinde kaybolup gider. Pencereyi kapatırsınız, otobüsten inersiniz ve diliniz tutulmuş hâlde kalırsınız. Ya; hani nerede ay ışığının altında, haşmetli bir gecede yaşanan ateşli aşklar; birbirlerine sakarlıkla çarpıp elleri birbirine değen kadın ve erkek, arkadan gelen piyano sesi? Tatlı tatlı aşkla alevlenen vücudunuza değen yaz meltemi? Yok; yağmur yağar birden, bakmışsınız çamur içinde kalmışsınız. Hayır, aziz dostum, o kadar da kolay ve basit değil!

Herkes üzgündür de maskelerin arkasına saklanır; yalan mı, böyle demiyorlar mı? Yok efendim, öyle bir maske henüz pekâla icat edilmedi. Yalnız, belki de biz az görüyoruz. Ne kadar haberimiz var etrafımızdakilerden? En yakın dostunuzun ailesini, korkularını, sıkıntılarını ne kadar iyi biliyorsunuz? Çocuğunuz sınıf arkadaşının notlarının neden gittikçe düştüğü, salı günleri okula yüzünde morluklarla gelme sebebi üzerine hiç düşündünüz mü? Yaptığınız şakalara gülmeyen insanların soğuk ve anlayışsız değil de yaralı olabileceği olasılığı geceleri gözlerinizi kapatmadan hiç aklınıza gelir gibi oldu mu? Hadi, diyelim de gerçekten o maske icat edildi! Elleriniz var efendim! Çekip koparın maskelerini, kurtarın hepsini uyanamadıkları kâbuslardan.

Gecenin bomboş parlaklığının altında tek başımıza durduğumuzda; çalılıklar, ağaç gövdeleri, rüzgârın büktüğü ateş aklımızla oynarlar, bir tuzak kurarlar gözlerimize. Sanırız ki başımızı çadırdan biraz çıkarır gibi olsak, âlemin en korkunç canavarları, dev kurtları ve azgın boğaları üzerimize saldıracak. Biraz sonra iri dolu taneleri dağların ve nehirlerin üzerine sulu sepken akmaya başlayacak, sonsuz yıldırımların düşüşüyle yer ve gök birleşecek, her şey donacak. Bu masallar, masallar, masallar…

Kış günleri, şöminenin ve kalın yorganların dahi vücutlarını ısıtmaya yetmediği, herkesten pek daha fazla üşüyen, küçücük odaları hem sabah hem de akşam karanlık olan o azınlık sayıda insanlar tanır sadece yalnızlığı! Her akşamüstü, bu insanların yanına minik bir çocuk uğrar; bazen, lüle lüle kumral saçları, yassı burnu ve hep gülen küçücük bir dudağıyla bir kız ya da kömür gözlü, koyu tenli, konuşmaya bayılan bir oğlan… Hiç sıkılmadan, vazgeçmeden, nerede yalnız insan varsa bulurlar hepsini. Bu yalnız insanlar da yanlarına gelen çocukların türlü türlü şirinliklerine ve elbette tatlı dillerine kolayca kanarak, kimi zaman onlara bir top dondurma ısmarlarlar, oyuncak alırlar; sonra da muhabbet ederler. Bu çocukların pek tatlı dilli olduklarını anlayınca da muhabbet ettikçe ederler, doğrusu bir insanın mutlulukta varabileceği doruk noktasına ulaşırlar! Bu çocuklara, başka kimselere anlatmadıkları pek çok gizli şeyleri anlatır, yalnızca duvarların ve gözyaşlarının bildiği sırları, dertleri açarlar. Ve düşünürler ki: Artık üzerlerindeki ağırlığın bir kısmından sıyrılmışlardır; onların yaşamlarından, varlıklarından ve dertlerinden haberdar olan birileri de vardır bu hiç tanımadıkları yerde!

Sonra, bakın ne olur. Çocuğa son bir top dondurma yahut kitap yahut sıcak çikolata yahut battaniye getirmeye gidip geri döndüklerinde bakmışlar ki çocuk yok olmuş! Sanki dimağlarında yayılan silik ve bulanık bir hayal gibi gecenin içine karışmış. Yemek tabakları hiç kullanılmamış gibi fincanlar boş, koltuğun üzeri tekrardan soğuk; çocuk hiç gelmemiş gibi! Bir daha da hiçbir yerde çocuğun izine rastlamazlar.

İşte, buna benziyor yalnızlık sanki!

Ve yaşam: Omuzlarımızın üstünde taşıdığımız, vefa borcumuz olan; tek bacaklı, sefil bir ihtiyar. Size çocukken bisiklete binmeyi öğretmiş, sakallarıyla oynamanıza izin vermiş, kucağında sallamış… Öteki yanda, zihninizde gezinip duran; ne zamandır hayalini kurduğunuz kalabalıktan uzak, deniz kıyısındaki o eski ev, şöminenin üzerinde duran birkaç eski fotoğraf, tembellik, yaz meltemiyle alevlenen ten ve güneşin altında parlayan saçlar.

Zor iş! Büyüdükleri için çirkinleştiklerini, kirlendiklerini, mutsuz olduklarını söyleyip duran yetişkinler; ne zaman kabul edecekler bizzat kendi ellerini kana bulayarak çocukluklarını öldürdüklerini? Bazıları onları bir çırpı suda, öteki dört duvar arasında, diğerleri de sigara dumanından renkleri solmuş rüyalarında boğmamış gibi…

Her önüne gelen de havaya, yaşama, çocukluğa, aşka atıyor suçu!

Durun efendim, her şey yavaş yavaş… Şimdi, dünyadaki bu çocuklar da büyümeyecek mi birgün? Ne diye şimdiden kendi dertlerinizle meşgul ediyorsunuz onları?

Aysu Altaş

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...