Harita

Gece Gündüz
A A

Şimdi önünde duran ve gerçekliğini tüm acısıyla hissettiren; evet tam önünde duran bir cümle ile donmuş geçmişin kıpırtısı… Sanki sıcaklığın giderek arttığı, buzulların hızla çözülmeye başladığı o an. Zaten bir süredir bozuk olan ahvalinin yerle yeksan olduğu; tarifi zor, anlatması güç ama tariflenemedikçe katlanan, anlatmadıkça derinleşen…

Bir harita koymuştu önüne kısa bir süre önce, kendi çizdiği bir harita. Hiçbir detayını atlamamak için saatlerce seyrettiği, hiçbir kıvrımını kaçırmamak için dokunduğu bir harita. Yağışlı bölgelerini karanlık bıraktığı aydınlığına hiç ulaşamadığı… Belki de çizdiği gün yırtıp atması gereken ama her bir çizgisine ayrı bir anlam yüklediği o haritanın yağmurunda ıslanıyor, karanlığında kayboluyordu şimdi…

O dillerden düşürülmeyen samimiyetin önüne set çekmiş, iç içe girmiş, karmaşık yapılar. İnsanların grisini soluduğu, düşünme algılarının git gide köreldiği yapılar. En son söylediklerinden pişman olduğunu düşündüğünde, o yapıların kaldırımları geldi aklına. O kaldırımlarda oturursan meczup, ayakta dikilirsen beyefendisin; hatta içerisinde bir kafede oturduğunda ki o hep bunu oturabilmek diye tarifler, kral bile olabilirsin. Şimdi bir meczup ne kadar sağlıklı düşünebilir; bir kral ya da beyefendiden çok daha fazla, her hangi bir akranından çok daha az. Çok daha az düşünmüştü ağzından çıkan kelimelerin ağırlığını, değerlendirmeye tabi tutmamış, karartmıştı gözünü. “Peki sen benim neler yaşadığımı biliyor musun?” cümlesinin ağırlığı, duyduklarıyla beraber yaşadıklarında karşılık bulmamış, adeta kemiklerini kırmıştı.

– Neden iyi bir insan olmaya ihtiyaç duymalıyım ki?
– Ya da her zaman iyiyi düşünmeye?
– Neden her zaman sağlıklı tavırlar sergilemeliyiz mesela?
– Kim söyleyebilir fizyolojik bir sorun yaşamadığı halde bedensel yakınmalar yaşamadığını?
– Toplumsal histeri…

Oturduğu koltukta sorduğu sorular ve verdiği tek bir cevap, tarihsel bir tutarlılık seyretmedi kendince. Önüne koyduğu haritadan öncesi için de ben söylerim diyemezdi fakat yine kendince saçma bir genellemeydi. Artık insanlar için alışılmışlıklar var mesela; bir gazetenin üçüncü sayfası ya da otuz saniyelik bir televizyon haberi, çocukların gelin olması ya da cezaevlerinde tecavüzlere uğraması. Bir kadının tecavüze uğraması, şiddet görmesi mesela; insanların ölümü, insanlığın ölümü… Yorgun muydu? Hayır! Değişecek, değişmeli. Beynini kemiren sevgi, öfke ve geçmiş üçgeninin arasından sıyrılıp doğrulmaya çalıştı; başarısız bir deneme olmuştu. Kaldığı yerden hareketle düşündü. Şimdi daha bir anlamlı geliyordu Rosa Luxemburg’un o sözü; “Ya sosyalizm ya barbarlık”, başka bir dünyanın mümkün olduğunun tecellisi ve 20. yüzyıl…

Bir sır olsa dahi duyulan o cümle, ortadaydı yaşadıkları. Kendince dahi kabul görmeyen ama istemsiz; toplumca kabul görmeyen ki onlara göre sebepsiz…

Hafifçe doğrularak bir kez daha baktı önünde duran haritaya, yanındaki şişelerden dolu olanını kavradı.
 
“varsa bir nöbetçi bar daha getir bana içerden lütfen bol yolluklu
ben, dışarıdan seni sevsem iyi olacak limited şirketi
sen de iç, içkiye sevişe sevişe alışacaksın

K. İskender

Anıl Alkan

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...