Kral

Gece Gündüz
A A

Kral

Zamanın birinde, uzak bir ülkeyi yöneten bir kral varmış. Bu kral adaletiyle, halka yakınlığıyla, krallığına bağlı tüm halklarla detaylı şekilde ilgilenmesiyle, onları refah içinde yaşatmaya çalışmasıyla bilinirmiş. Halkı, ona bu özellikleri sebebiyle çok büyük bir saygı ve derin bir minnet duyarmış. “Kralımız çok yaşa!” nidalarını gerçekten hissederek ve yürekten haykırırlarmış.

Günlerden bir gün kral, tüm küçük şehirlerdeki temsilcilerine bir yazı göndermiş. Yazıları getiren elçiler, çok önemli olduğunu söyledikleri mektupları temsilcilere iletmişler ve “Sadece beş gün.” demişler. Şehir temsilcileri (Vali de denilirmiş) zarfı açıp hemen yardımcılarını toplamış, gerekli direktifleri vermiş ve derhal işe koyulmalarını istemişler. Elçiler, beş gün sonra yaşanacak önemli seyahate hazırlanmak ve dinlenmek için şehirlerdeki hanlara yerleşmişler.

Vali yardımcıları, kapı kapı dolaşarak kralın mektubunda yazanları halka aktarmışlar ve her mahalleden birer ikişer insan toplamışlar peşlerine. Beş günlük zaman zarfında herkesle görüşmeleri gerekiyormuş. Kralın çok önemli dediği konuda herhangi bir aksaklık olmasını kimse istemezdi. Halk, anlam veremese de mektup, çok sevip saydıkları krallarından geldiği için mektupta yazılanların gereğini yapmaya çalışıyorlarmış. Gereği dediysem de öyle çalışıp yapacakları bir durum da yok. Sadece aralarından herhangi bir farklı özelliği olanları söyleyeceklermiş. Kralın bu isteği ilk anda gerçekten tuhaf gelmiş onlara ama “Onun mutlaka bir bildiği vardır…” demişler.

Beş gün sonra elçiler, valilerin makamına gelmişler. Valiler görevi eksiksiz yapmış olmanın gururuyla kralın saraya davet ettiği “özel” insanları elçiye teslim etmişler. Bu özel insanlara birer at verilmiş ve her şehirden saraya doğru büyüklü küçüklü gruplar hâlinde, daha önce hiç yapılmamış bir seyahate başlamışlar. Yolda, gruplardaki “özeller” tanışmış, kendi “özel”liklerinden bahsetmişler. Bu bahiste, böbürlenmeden çok şaşkınlık ve belirsizlik varmış hepsinin gözlerinde.

Saray kapıları, 150 kadar özel insan ve elçilere ağır ağır açılmış. Hayatlarında hiç görmedikleri, sadece rivayetlerden duydukları ve hayal güçlerinin sınırlarınca canlandırabildikleri saraya giriyorlarmış işte sonunda. O an kendilerini gerçekten özel hissetmişler. “Döndüğümde anlatacak o kadar çok şey olacak ki…” diye geçiriyormuş birçoğu içinden. Bu cümleler, merakla etrafa bakan gözlerinden okunuyormuş. Ve işte o an… O sonsuz saygı duydukları, canlarından çok sevdikleri krallarıyla karşılaşmışlar. Grupta ağlayanlar bile varmış.

Grubun içinde çok enteresan insanlar varmış. Fiziksel olarak yapılması güç hareketleri kolaylıkla yapabilen, illüzyonlar yapabilen, boyu çok uzun olan, ayak parmakları yapışık olan, kılıcıyla harikalar yaratan; yani akla gelebilecek birçok konuda farklı olan insanlar, kralın huzurundaymış. Sadece bir tanesi bulunduğu şehirden zorla getirilmiş ve içinde bulunduğu durumdan hiç hoşnut değilmiş.

Bu genç, derme çatma ve mahallesinin kıyısında, insanlardan nispeten uzak olan evinde tek başına yaşıyormuş. Bu uzak durma ihtiyacının sonucuymuş evini böyle konumlandırması. Çok fazla iletişim kuramıyormuş kimseyle. Ancak buna rağmen sorun yaşadığı tek bir mahalleli yokmuş. Herkesle çok iyi anlaşıyor ve kimsenin onunla bir sorunu olmuyormuş ama o, insanlarla çok fazla görüşmek istemiyormuş. Onu mahallelinin gözünde “özel” kılan da buymuş. O zamanlarda herkesle iyi anlaşabilmek bir mucizeymiş.

Gencin içinde bir kurt varmış yol boyunca. Nedenini, saraya varınca göreceği için sabrediyor ve ses etmeden bekliyormuş. Kralın huzuruna çıktığında, o an sarayda ilk defa gördüğü onlarca insana bakmaya başlamış. Tam da bu anda başı şiddetli şekilde ağrımaya ve müthiş bir hızla dönmeye başlamış. Ayakta durmakta güçlük çekmiş ve yanındaki arkadaşının omzuna tutunmuş. Gözlerini kapatmak zorunda kalmış. Dengesini sağladıktan sonra yere bakarak yürümeye devam etmiş. O kadar kalabalık bir ortamda daha önce hiç bulunmamış ve beyni, henüz böylesi bir taarruza hazır değilmiş.

Ardından sırayla köylerden, kasabalardan toplanan özel insanlar, özelliklerini sergilemeye başlamışlar. Türlü türlü yetenekler, çeşit çeşit beceriler sergilenmiş ancak kral hepsine mesafeli bakıyormuş. İstediği ışığı göremiyormuş kimsede. Derken genç, ürkek adımlarla kralın karşısına çıkarılmış. Başı yine öne eğikmiş. Kral ,başını kaldırmasını istemiş. Genç, yavaşça ve korkarak kaldırmış başını. O beklediği an gelmiş. Kralın arkasındaki muhafızları görmemeye çalışarak kralın gözlerine bakması yetecekmiş.

Kral, gence yeteneğini sormuş. Genç, “Böyle düşündüğünüzü bilseydim gelmezdim.” demiş. Kral, ilk anda gencin ne demek istediğini anlayamamış. “Nasıl yani?” demiş kral. Genç, derin bir nefes almış ve konuşmaya başlamış: “Özel insanları toplayıp buraya getirerek, yönettiğiniz insanları; bütünüyle sıradan, değişik bir şey düşünmeyen, fikir üretmeyen, sorgulamayan insanlardan oluşturmak istiyorsunuz. Biraz farklı olanları topladınız, işinize yarayacak özellikleri olanları çeşitli görevlerde kullanacak, kalanları öldüreceksiniz. Böylece elinizde yönetilmesi ve idare edilmesi çok kolay topluluklar kalacak. Böyle düşündüğünüzü bilseydim asla gelmezdim.” Genci dinlerken kralın gözleri fal taşı gibi açılmış. Aradığı ışığı bulmuş sonunda. Emin olmak için gence sormak istemiş: “Sen, şimdi gözlerime kısacık bir süre baktın ve bunları gördün öyle mi?” “Evet,” demiş genç; “İnsanlardan bu yüzden uzak duruyorum. Ne duymak istediklerini biliyor, onlara istediklerini söylüyorum ama asla ne düşündüklerini duymak istemiyorum.”

Kral, aradığı cevheri bulmuş ama kimsenin bilmediği, aklından dahi geçiremeyeceği şeytani plan da gün yüzüne çıkmış. Köylerden toplanıp getirilen tüm insanları yok etse olmazmış, sonuçta saraydaki herkes gencin söylediklerini işitmiş. Bu gencin ve etrafındaki herkesin güvenini sarsmamak için bir şeyler yapmalıymış. Genç, cümlelerini bitirdikten sonra başını yine önüne eğmiş. Kral, tahtından kalkmış, gencin yanına gelmiş, omzuna dokunmuş ve “Yeteneğin, beni ve saraydaki herkesi fazlasıyla etkiledi genç adam. Aklımdan geçenleri, yüksek sesle herkesle paylaştığın için aslında seni cezalandırmam gerekirdi. Ancak yeteneğin; sana ceza vermek bir yana, ödüllendirilmeyi hak ediyor. Bunu, krallıktaki tüm insanların menfaatine kullanmamız mümkün. Sana bir teklifim var genç adam. Düşüncemi gördün ve bunu herkes duydu. Senin yeteneğini görene kadar fikrim buydu ama artık kesinlikle öyle düşünmüyorum. Gözlerime bakıp görebilirsin zaten. Teklifim şu ki: Benim yanımda sarayda kal, diğer krallarla yaptığım görüşmelerde veya insanlarla yaptığım görüşmelerde yanımda ol ki benden çekinip söyleyemedikleri şeyleri öğrenebileyim. Öğreneyim ki onların isteklerine daha iyi cevap verebileyim. Senin yeteneğin, benim ne kadar yanlış bir düşünce içinde olduğumu, çok kısa sürede bana gösterdi genç adam. Diğer özel insanları da evlerine geri göndereceğim.” demiş.

Yeteneğinin, bir lanet olduğunu düşünen genç adam, kralın bu sinsi planından dönmesini sağladığını görünce gerçekten özel bir insan olduğunu hissetmiş. En garip özellikler, hiç fark etmeyeceğimiz güzelliklerin anahtarı, mutlu bir geleceğe giden yolun ilk adımı olabilirmiş. Gencin aklından bunlar geçerken gözleri hâlen yerdeymiş. Kralın önünde başı öne eğik dursa da günün galibi oymuş. Bu mutluluğu bütün insanlara yaymak için kralın gerçekten iyi bir insan olduğunu görmesi gerekiyormuş. Yavaşça başını kaldırmış ve kralın gözlerinin derinliklerine bakmış. Gencin, teklifi kabul etmesi ve mutlu yarınları yaşamak için bu derin bakış yetmiş…

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...