Kaygan Zemin

Gece Gündüz
A A

O gün çok heyecanlıydı. Yeni bir fotoğraf makinası almış, fotoğrafçılık kursuna katılmıştı. Kursun ardından ilk kez çekim yapacaktı. Fotoğraf çekmenin de sinema gibi, müzik gibi insanların duygularına dokunmanın güzel bir yöntemi olduğunu düşünüyordu. Serin bir yaz sabahıydı ve ışığın gün boyu yanında olacağını hissediyordu.

Yaşadığı semtin sokakları -eski bir İstanbul semtiydi- bu hobi için çok uygundu. Bu hobi için zaman ve emek harcamasının sebebi de bu güzel sokaklardı. Yıllardır içinde yaşadığı bu güzel ve sıcak sokakların hissettirdiklerini, yüzünü hiç görmediği ve bu sokakları hiç görmemiş insanların da hissetmesini istiyordu. Bunun için yollara düştü.

Yeşili günden güne azaltılan sokaklarda artan şeyler de vardı tabii ki. Banka şubeleri, şans oyunu gişeleri, oyun salonları, kıraathaneler, internet kafeler… İnsanları sokaktan, açık havadan koparmaya gönüllü zamane mekânları işte. Birer birer geçti yanlarından. Bir iki kare yakalamıştı ama istediği gibi bir fotoğraf çekememişti bir türlü. Sokağın sonunda banka şubesi vardı ve ona doğru yaklaşıyordu. Bankanın mermer merdivenlerinde iki tane çocuk gördü. Birinin üstünde beyaz demeye bin şahit gereken bir fanila ve kaç yıldır üzerinde olduğu anlaşılamayan bir kot pantolon vardı. Yırtık pırtık bir pantolon giyen arkadaşının üzerinde fanila bile yoktu.

İç çekti önce. Sessizce oturan çocukları gördüğü andan beri fotoğraf makinesinde olan elini yana saldı. Boynuna asılan makine değil, sokaklarda yaşamak zorunda olan yüzlerce insanın vicdani ağırlığıydı. Mahallede sayıları artan sadece mekânlar değildi. Sokakta olmaması gereken çocukların sayısında da ciddi artışlar vardı. Bütün bunların suçlusu kendisiymiş gibi hissetti. Ve birden durdu. “Onlar için ne yapabilirim?” sorusu geçti aklından. Boynundaki ağırlığı hissederek, yeni başladığı hobisini sosyal bir proje kapsamında kullanabileceğini düşündü. Onların durumlarını anlatan fotoğraflar çekecek ve bunları ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşacaktı.

Fotoğraf makinesini daha bir sıkı tuttu ve kararlı adımlarla çocuklara yaklaştı. Ayarlamaları yapmaya başladı. Tam bu anda çocuklar kendilerini çekmeye çalışan adamı fark edip toparlandılar. Deklanşöre bastığı anda atletli olan çocuk: “Ne çekiyorsun lan…” diyerek ve sol kolunu kaldırarak tepki gösterdi. Kaşları çatık, bir kolu havada ve o sinirli sözleri söylerken çıkmıştı fotoğrafta.

Böylesi bir tepkiyi hiç beklemiyordu. Yanlarına gidip konuşmak istedi onlarla. Çocuklara yaklaşıkça çocukların kaşları iyice çatılıyor, sivil polis zannettikleri adamdan yavaş yavaş kaçmanın hazırlıklarını yapıyorlardı. Dört beş adım kala çocuklar fırlayıp kaçtılar. Elinde makinesiyle kalakaldı banka şubesinin merdivenleri önünde. Böyle olacağını hiç düşünmemişti.

Eve döndüğünde fotoğrafa daha büyük bir ekrandan tekrar baktı. O anda çok anlamlı bir fotoğraf çektiğini anladı ve buna biraz olsun sevindi. Belki bir daha hiç görmeyecekti o çocukları ama o çocuklar ona çok büyük bir ders vermişlerdi. Fotoğrafı anlamlı kılan, kaşları çatık ve sinirli bir şekilde görünen çocuğun arkasındaki sarı renkli, plastik uyarı levhasıydı: “Kaygan Zemin”

“Güzel bir geleceği, iyi bir eğitimi, mutlu bir yuvayı sonuna kadar hak eden çocukları, o tabeladaki kayıp düşen çöp adamlar gibi kaygan zeminlere mahkûm ettik.” diye geçirdi aklından. Toplumla ilgili tüm açıklamalarımızı “sağlam temeller” ve “güçlü bir altyapı” kelimeleri ile yaptık ama çocuklarımıza kaygan zeminlerden başka hiçbir şey bırakamadık. Geçmiş olsun.

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...