İskender ve Galip

Gece Gündüz
A A

Gündüzlerin gölgede bile terletecek kadar sıcak, akşamların hırka giydirecek kadar serin geçtiği o sahil kasabasına ilk gidişimdi. Şirin, şirin olduğu kadar sakin, sakin olduğu kadar da samimi olan o kasabayı, hayatımın şekillenmeye başladığı o yıllarda görmek, her anlamda çok iyi gelmişti. Yıllar içerisinde, bir hafta bile olsa tekrar tekrar aynı yere gitme isteğimden anlamıştım bunu. O kasabada beni kendine çeken bir huzur mıknatısı vardı ve ben, onun çekimine karşı koyamıyordum.

Sabahları sakin ve balıklarla dolu olan serin deniz, öğleden sonra torunlarıyla birlikte sahile inen yaşlı insanlar, akşamları büyük ilçeye eğlenmeye giden delikanlılar ve genç kızlar… Hepsi sanki o kasabanın birer parçası değildi de kasaba, onların bu birbirinden farklılığıydı aslında. Dünya, üzerinde yaşayan insan kadar pencereye sahip bir yerdir. Ve her pencereden farklı bir yönü görünür bu güzel dünyanın. Ben o kasabada iki çok güzel pencereye sahip insanla tanıştım o yaz. İskender Amca ve Galip Amca…

Dünyada özgürlük akımının zirve yaptığı yıllarda uzun saçları ve İspanyol paça pantolonlarıyla ülkenin en saygın üniversitesinde okumaya başladı bu iki yürek. Dünya çapında döneminin elit ve en özgürlükçü üniversiteleri arasında gösterilen okullarında, dönemin en gözde mesleği olan mühendislik alanında eğitimlerine başladıklarında, memleketlerinde yollarını buğulu gözlerle bekleyen birer ana ve ülkede halen zorlukla yapılan tarım ve hayvancılığı sabırla devam ettiren ve oğullarıyla her zaman gurur duyan birer baba bıraktılar. İskender ve Galip, başarılarıyla analarının gözyaşlarını uzakta da olsalar siliyor, babalarının alın terini asla boşa çıkartmıyorlardı.

Bu çabaları, onların üniversite hayatlarını sosyal anlamda tam olarak yaşayabilmelerine bir miktar engel oluyordu. Maddi zorluklar ve bir an önce okulu bitirip mesleğe atılma çabası, onları sosyal hayattan uzak tutuyordu. Birlikte çıktıkları evlerde, bozkırda yaşanan soğuk kışların çilesini iliklerine kadar hissediyorlardı. Hayatlarında en ufak bir renk ve en küçük bir parıltı yoktu. Hep “Şu okulu hayırlısıyla bitirelim de ondan sonra rahat ederiz.” düşüncesi vardı akıllarında. Bu düşünce, başka hedefler konarak yıllarca ertelendi durdu ve çok büyük bir yeri işgal etti akıllarında. “Ha şundan sonra, ha bundan sonra…” diyerek ömür değil, koca bir pişmanlığı yaşadılar anlamadan. Anladıklarında da artık çok geçti…

Okuldaki başarılı arkadaşları, yurtdışında yüksek lisans ve doktora imkânları yakaladılar. Bazı parlak öğrencilere ise iş teklifleri geliyordu çok uluslu şirketlerden. Eylemleriyle kapitalizme karşı duran üniversiteli gençler, birer birer eleştirdikleri ideolojinin hizmetkârları oluyorlardı. Bu konuda daha keskin olan İskender’in yaşadığı hayal kırıklığı daha çok olacaktı. Onlar da parlak öğrencilerdendi ama burada kalıp bu vatana hizmet etmek istiyorlardı. Bir devrim olacaksa tam bağımsız temeller üzerinden ve bu topraklardan yükselecekti. O da olmadı…

Hayal kırıklıklarıyla geçen akademik kariyerlerinden sonra İskender ve Galip, Anadolu’nun birbirinden farklı iklim, yöre ve kültürleri içine savruldular. Bu dünyada en çok birbirlerini anlayan iki insan, birbirlerine yaşadıklarını anlatıyorlardı kimi zaman mektupla kimi zaman telefonla. Yaşadıkları bütün deneyimleri, diğeri de öğrensin diye, yıllar boyu uzun uzun mektuplar yazdılar birbirlerine. Her biri, yıllar içinde farklı farklı adreslerden farklı farklı adreslere gönderilen hasret ve ders niteliğinde mektuplar… Hayatı büyük hayal kırıklıklarıyla dolu iki insanın, o kırık parçaları teker teker birleştirerek oluşturdukları, birbirinden çok uzak ama birbirine çok kuvvetli bağlarla bağlı iki kocaman dünya…

Artık yaşları ilerleyen ve memlekette gezilmemiş il bırakmayan iki tecrübeli mühendisin, kadınlarla da arası iyi olmadı. Hayata yakın pencerelerden bakabildikleri insanlar bir türlü çıkmadı karşılarına. 72 milletten insanla tanıştılar yıllar içinde ama bir türlü yakın frekanslarda olabildikleri insanlarla aynı zamanda aynı yerde bulunamadılar. Yıllara yayılan büyük bir hayal kırıklığı daha…

İskender ve Galip, artık ülkede istedikleri yere atanabilecek duruma gelmişlerdi. 40’lı yaşlarında iki genç delikanlı, aynı şehre tayinlerini istediler. İki oda bir salon küçük bir daire kiraladılar. Başkenti seçtiler. Okurken her sokağını yürüyerek ezberledikleri şehre gururlu bir geri dönüştü bu. Gri şehrin grisine, bazen açık bazen de kapkara yeni tonlar kattılar. Bazen Ankara’nın o meşhur soğuğunu iliklerinde hissettiler yıllar önceki gibi; bazen de kendilerini yapayalnız hissettiklerinde Anıtkabir’in taşlı yollarında ağır ağır yürüdüler. Bekâr evlerinin soğukluğunu, bazen İskender’in odasının duvarında asılı olan ve anason yüklü akşamlarda indirilen sazla; bazen edebiyatı mühendisliğinden iyi olabilen Galip’in şiirleriyle yaşanılabilir hale getirdiler. Aldıkları maaşlar, ülke standartları üzerinde ve iki bekâr adamın harcamalarına fazlasıyla yettiğinden banka hesaplarında biriktirmeye başladılar. Emeklilik hayalleri kurmaya başladıkları yaşlarda bu birikim çok iyi olmuştu. Yıllar içinde oluşturdukları en büyük hayal, kendilerine ait bir yazlık almak ve ömürlerinin kalanını orda devam ettirmekti. İki kader yoldaşı, hayata karşı dik duruş ve mücadelelerine, az bilinen bir sahil kasabasında devam edeceklerdi. Güçleri yetene, nefesleri tükenene kadar…

O küçük sahil kasabasında bu hüzün yüklü hikâyeyi dinlerken açık ve güneşten çok kolay etkilenen tenim kıpkırmızı olmuştu. İskender Amca tebessüm ederek “Sohbet güzel ama hadi biraz denize gir de serinle evladım.” dedi. Denizden geldiğimde toparlanmaya başlamışlardı. “Nereye gidiyorsunuz İskender Amca?” diye sorduğumda “Biz iki yaşlı adam, bu hayatta -imkânımız olduğu halde- ne bu dünyayı gezip ‘İskender’ olabildik ne de girdiğimiz büyük savaşlardan ‘Galip’ çıkabildik. Biz, sadece yandık. Sen de şimdi hikâyemizi dinledin ve yandın. Artık sen de bizim penceremizden bakıyorsun dünyaya evlat…” dedi ve biri, hafif beli bükülmüş, diğeri ise saçları bembeyaz olmuş iki savaşçı gibi gururla ve ellerindeki yönetmen sandalyeleriyle ağır ağır uzaklaştılar sahilden…

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...