Gönül – II

Gece Gündüz
A A

Gönül – II

15 yıl önceydi. Anne ve babası birkaç günlüğüne memlekete gitmişlerdi. Çözmeleri gereken bir arsa sorunu vardı. Kısa sürede çözüm bulup dönmek istiyorlardı. Bu sürede de iki kardeşi kapı komşularına emanet etmişlerdi. Çok severdi Sevim Teyzelerini çocuklar. Çocuk sahibi olamamıştı Sevim Hanım. Eşi Tahsin Bey’i iki yıl önce kaybettikten sonra çiçeklerine ve kapı komşularının çocuklarına adamıştı kendini adeta. Durumu öğrendiği an “Başka birine bırakırsan çocukları, darılırım Ayşe Hanım” dedi. Annesinden ilk ayrı kalışıydı Gönül’ün. Çok ağladı otobüsün arkasından ama Cemal aldı kardeşini, lunaparkın yolunu tuttular. Çok eğlendiler o gün abi kardeş. Cemal yaşından beklenmeyecek olgunlukta bir çocuktu. Sevim Hanım, Cemal’in ilerde çok başarılı olacağını düşünüyordu.

Telefon acı acı çalmaya başladı. Sevim Hanım telaşla koştu ve telefonu açtı. Ayşe Hanım, işlerin çözülmediğini anlatıyor, ne kadar mahcup olduğunu anlamasını, hakkını nasıl ödeyeceğini söylüyordu hattın diğer ucundan. Sevim Hanım anaç bir ses tonuyla ve Ayşe Hanım’ı rahatlatacak kelimelerle sorun olmadığını bildirdi, selamlar söylendi, büyüklerin elleri, küçüklerin gözleri öpüldü ve telefonlar kapatıldı. Bir hafta daha kalacaklardı. Cemal Gönül’e söylemedi durumu. “Hadi Gönül!” dedi “Parka gidiyoruz”.

Çok sıcaktı hava. Cemal gölge yerlerden gitmeye çalışıyor, kardeşini korumaya çalışıyordu sıcak yaz güneşinden. Gönül’de ise bir tuhaflık vardı o gün. Abisi sorduğunda “İyiyim abi hadi çabuk gidelim daha çok oyuncağa binelim” diyordu. Ne olduysa o sıcak günde oldu. Güneşin kızdırdığı bir anda Gönül bir anda yere düştü. Cemal kucağına aldığı gibi kardeşini koştu yakındaki Devlet Hastanesine. Önce bayıldığını düşündü sadece, doktorların telaşını ve koşturmacasını görünce kurt düştü içine. Bir doktoru çevirmeye çalıştı, olmadı. Hemşirelere sordu, bilgi alamadı. Sonra birden kolundan tutup bir odaya aldılar Cemal’i. “Neler oluyor, kardeşim nasıl?” diye soran gözlerle bakıyor etrafına ama tüm personel seferber olduğu ve zamanla yarışıldığı için ağızlarını bıçak açmıyordu.

İki saat kadar, odada tek başına, içine düşen kurtla boğuştu durdu. Yıllar sonra gözlerinden okunacak olan ruhundaki yorgunluğun başladığı gün o gündü ve ilk günden savaştığı şey çok büyüktü. O da henüz çocuktu çünkü. Çocukken, savaşabileceğinizden daha büyük bir düşman ile yüzleşirseniz, ruhunuz ömrünüzün sonuna kadar o savaşın izlerini taşıyacaktır. Hayatın zorluğu da zaten, o düşmanların yıllar geçtikçe sizinle birlikte büyümesi ve sayılarının artmasıdır. Cemal savaşına erken başlamıştı. Ölüm, aklının ucundan dahi geçmiyordu. Zira ölüm, çocuklukta karşılaşıncaya kadar akla gelmeyen, yaşlılıkta akıldan çıkmayan bir konudur. Cemal de henüz karşılaşmamıştı o derin karanlıkla.

En umutsuz zamanlarda bir şekilde yardıma koşan insanlar vardır. Bazen rüyada görünürler ışıklar içinden çıkıp gelirler, bazen tek bir kelime ile moralinizi düzeltirler. Bazen de size öyle güzel bir haber verirler ki, dünyanızı değiştirirler. Odanın kapısını yavaşça açarak içeri giren doktor amcası da Cemal için yardıma koşan insandı o an için. Beyaz saçları, tecrübe dolu ve babacan bakışlarıyla Cemal’in karşısında durdu, yılların izlerini taşıyan eliyle Cemal’in omzuna dokundu “Otur bakalım koca adam” dedi. Aynı anda koltuklarına oturdular. Cemal’in kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. “Kardeşim nasıl doktor bey” dedi. Doktor gözleri parıldayarak “Sen çabucak hastaneye getirmeseydin, kaybedebilirdik ama kurtardık” dedi. Kaybetmek… Kurtarmak… Bir an idrak edememişti kelimelerin anlamını. Başka bir dilde konuşuyordu sanki doktor amcası. Bu kelimeleri hangi kelimelerin yerine kullandığını bilmiyordu. Cemal’in boş bakışlarını fark eden doktor açıklaması gerektiğini hissetti. “Kardeşin sıcağa bağlı bir beyin kanaması geçirdi. Sen erkenden getirdiğin için, yaptığımız müdahale işe yaradı diyebilirim. Kardeşinin genç olması da süreci olumlu etkileyecek. Şimdi önümüzdeki 48 saat çok önemli. Anne ve babana haber vermemiz gerekiyor. Telefon numaranızı hemşire ablana söyler misin?”

İlk cümleden sonrasını tam olarak duyamadı Cemal. “Sıcağa bağlı beyin kanaması” ifadesi aklında yankılanıyordu. “Dışarı çıkmasaydık demek ki böyle olmayacaktı” dedi. Doktor yaklaşan tehlikeyi anladı ve Cemal’i kendine getirmeye çalıştı. “Evladım öyle şeyler düşünme şimdi. Şimdi sadece telefon numaranızı söyle ablaya. Haydi benim güzel evladım.” Cemal birden kendine geldi ve ağlamaya başladı. Hıçkırıklarına engel olmaya çalıştıkça daha derinden hıçkırıyordu. Gözyaşları tişörtüne akıyor, doktor amcası ve hemşire ablası gözlerini başka noktalara kaçırıp, akan gözyaşlarını gizlemeye çalışıyorlardı. Doktor birden sarıldı Cemal’e. O an babasının sıcaklığını hissetti Cemal ve duruldu. Hıçkırıkları kesildi, sakinleşti. Doktor, sakinleşmesine yardımcı olması için bir bardak su verdi. “Annemler şu an şehir dışındalar. Biz komşumuz Sevim Teyzelerde kalıyoruz.” Telefon numarasını söyledi ve beklemeye başladı. Sevim Hanım gözyaşları içerisinde girdi hastaneye ve koşarak Cemal’e sarıldı.

Sabaha doğru anne babası geldi hastaneye. Gözyaşları sel oldu aktı hastanenin soğuk koridorlarına. Yoğun bakımda olan kızlarını göstermiyorlardı. Kritik süre geçene kadar göremeyeceklerdi Gönül’ü. İki gün geçti ve küçük kızlarını camın arkasından gördüler. Gözleri kapalıydı ve başında büyük bir sargı vardı. Cemal kardeşi uyanana kadar neredeyse hiç konuşmadı. Bir şey sorulduğunda kısa cevaplar veriyordu sadece. Bu halini hiç kimse fark etmiyordu. Kendisi gibi herkes, sadece kardeşini düşünüyor, onun için, onun iyiliği için dua ediyordu. Hastaneye geldikten 5 gün sonra Gönül uyanmıştı. Üzerindeki kabloları ve ses çıkartan aletleri görünce korktu ama öyle yorgun hissediyordu ki, korku duygusunu göstermeye bile mecali yoktu. Günler geçiyor, doktorlar tetkiklerine devam ediyor, aileyi en doğru şekilde bilgilendirmek istiyorlardı. Taburcu olma günü geldiğinde doktor anne ve babayı odasına aldı. “Gönül’ün beynindeki değişimleri izleyeceğiz. Ömür boyu… Bu kontrolleri aksatmayacağınızı biliyorum. Benim asıl söylemek istediğim Cemal’e dikkat etmeniz. Olayın en yakın şahidi ve sanırım kendini suçluyor. Lütfen ondan desteğinizi asla eksik etmeyin” dedi. Doktor, aile için iyi ve kötü senaryoları göstermişti aslında. Gönül kontrollere gelmezse hayatından, Cemal’e destek olunmazsa geleceğinden olacaktı. Aile, yıllar içinde Gönül’ün hayatını daha çok önemsemişti. Bu tercih onları oğullarından uzaklaştıracak, söylenecek bütün sözleri söyletecek ama aralarında aşılamayacak duvarlar ördürecekti.

Cemal kardeşi hastaneden çıktıktan sonra gecelerce uyuyamadı. “Neden gittik sanki o gün o lanet parka… Bok vardı sıcağın beyninde çıktık sokağa” diye soruyordu kendine. Kardeşini her gördüğünde bu sorular ve altından kalkmakta çok zorlandığı pişmanlık hissi geliyordu. Kardeşine olan sevgisinin büyüklüğü, pişmanlığının büyüklüğünü de arttırıyordu. Gönül’ü bu dünyada en çok seven insan oydu. Ama ona en büyük zararı da kendisinin verdiğini düşünüyor, düşündükçe şişelerin birisi boşalıyor yenisi açılıyordu…

O kahvaltı masasından kalktıktan sonra artık geri dönmek istemediğini biliyordu. Odasına gidip eşyalarını bir çantaya doldurmuştu. “Anne. Ben hepinizi çok seviyorum. Sizi çok fazla üzdüğümü de biliyorum. Ama ben Gönül’ün gözlerine bakamıyorum. Ona baktıkça yavaş yavaş öldüğümü hissediyorum. Onun da bana bakarken yüzünün asıldığını görüyorum ve bu beni kahrediyor. Ben artık onun gülmesini istiyorum. Beni dert etme ev falan ayarladım arkadaşımda kalacağım. Sizi çok sevmeye devam edeceğim, sizden haberdar olacağım ama artık yanınızda olamayacağım.” Annesine kocaman sarıldı Cemal ve kapıyı kapatırken duyduğu hıçkırıklar, yüreğindeki son canlı yeri de dağlayıp kuruttu.

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...