Ev

Gece Gündüz
A A

Büyük şehirlerin gelişmekte olan yerlerinde kalan ve hâlen köy hayatının hüküm sürdüğü mahalleler vardır. Burada, bacalarında her daim duman tüten evler; sokaklarında tavukların ve sokak hayvanlarının özgürce dolaştığı, yolların ince bir yağmurda bile çamur deryasına döndüğü, toplu taşıma araçlarının seyrek uğradığı, büyük şehre yakın, küçük çapta hayatlar yaşanırdı. Mehmet de bu küçük evlerden birinde; fabrikada bulduğu işte beş yıldır çalışıyor, ustabaşı olmaya göz kırpıyor, eşi ve dünyalar tatlısı kızıyla mutlu ve mütevazı bir hayat sürüyordu.

Her şey, yaz olup eşi ve çocuğunun hasret gidermek ve biraz da kışlık erzakı hazırlamak için memlekete gitmesiyle değişti. Fabrikalarında bakım ve revizyon faaliyetleri olduğu için Mehmet gidememişti. Revizyon bittiğinde iki haftalığına yanlarına gidecek, birlikte döneceklerdi. “Gerçeklerin bir gün mutlaka ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.” derler. Kara haberlerin ise ışık hızı ile ulaşması gibi bir huyu vardı. Eşi ve dünyalar tatlısı kızı, memleketin sarp dağlarından aşmaya çalışırken şoförün bir anlık dalgınlığıyla şarampole yuvarlanan otobüste, sarılmış bir vaziyette can verdiler…

Dünya, dönüyordu herkese göre ama Mehmet’in dünyası başına yıkılmıştı. Tek bir kelime etmiyordu. Başı öne eğik hâlde, sessiz sessiz akıttığı yaşlar, hemen önünde çağlıyordu. Kimse bu seli göremiyor, kendi aralarında fısır fısır konuşuyorlardı. Acılı anne ve babası; Mehmet’e ağlamasını, ağlayıp rahatlamasını söylüyordu ama Mehmet, derin bir sessizliğe gömülmüştü. Uzun bir süre konuşmadı, tepki vermedi, sadece nefes aldı ve verdi… Bu hâline dayanamayan anne ve babası, evde yalnız kalmaması için oğullarının yanına geldiler.

İşi gücü bıraktı Mehmet. Fabrika, kendisine tazminat ve onun dışında bir miktar da yardım yapmıştı. Geçimini bu parayla sağlıyor, sabahları evden çıkıp yürüyüşler yapıyor, ufak tefek işlerle uğraşıyordu. Ufak tefek işlere, ihtiyacı olduğundan değil de kafasını meşgul edebilmek için giriyordu. Şehrin o tarafına inşaat firmaları adeta akın etmişti ve Mehmet, bu inşaatlarda çalışıyordu. Her akşam kazandığını getirip babasına verir oldu. Ancak zaman ilerledikçe verdiği para azalmaya başladı. Babası, bunu soramıyordu da bir türlü. Yaşlı adam, oğlunun kötü alışkanlıklara başladığından şüpheleniyordu.

Tam bu şüphenin doğduğu günlerde, yüzünün yarısı sargılı bir köpekle çıkageldi Mehmet. Uzun bir zaman sonra oğlunun gülümsediğini o gün fark etti babası. “Bu ufaklığa araç çarptığında oradaydım ve hemen alıp veterinere götürdüm. Kurtardık çok şükür baba.” dedi gülümseyerek. “İnşaatta bakıyordum bu haylaza bir zamandır. Arabanın birine havlarken üzerine direksiyonu kırdılar ve yaralayıp kaçtılar. Ama kurtardık baba.” dediği anda oğlunun gözlerindeki parıltıyı gördü yaşlı adam. Gözleri dolu dolu oldu. Oğlu için endişelendiğine mahcup olma durumu ile birlikte, sanki eşi ve kızını kazadan kurtarmışçasına mutlu bir evladı karşısında görme durumu, duygulandırmıştı yaşlı adamı.

Aylarca evde baktı köpeğe Mehmet. İnşaata götürüp bir daha o duyarsız insanların içine salmak istemedi masum hayvanı. Evin bahçesine güzel bir de kulübe yaptı. Zamanının büyük bir çoğunluğunu onunla geçiriyordu artık. Kazandığı üç beş kuruşu birlikte yiyorlardı. Oğullarının iyi bir arkadaş edindiğini ve artık yalnız olmadığını düşünen anne ve babası, oğlunun da isteği ve onayı ile memlekete geri döndüler.

Birkaç hafta sonra belediyeden bir yazı geldi. Şehrin gelişmekte olan bölgesinde yaşayan Mehmet’in evinin olduğu yere, belediyenin yeni hizmet binası yapılacaktı. Kâğıtta, bu durumu anlamadığı yığınla kelime ile açıklayan bir metin vardı. Kâğıdı hınçla buruşturdu ve köpeğinin yanına oturdu. “Buradan kovmak istiyorlar bizi kızım. Ama izin vermeyeceğim.” dedi köpeğinin başını okşarken.

Sabah erkenden kalkan Mehmet, doğru belediyenin yolunu tuttu. Başkana durumunu ve isteğini söyleyecek, evini vermeyecekti. Mehmet, binaya gidene kadar sakindi. Ancak korumalar ve güvenlik görevlileri sebepsiz yere engel olmaya başlayınca tepesi attı. Sesinin, koridorlardan geçip başkana ulaşması için elinden geleni yapıyor, güvenlik zapt etmeye çalıştıkça daha da çok bağırıyordu.

Koridorun sonundaki odanın kapısı yavaşça açıldı. İçeriden beyaz saçlı, takım elbiseli, tonton bir amca çıktı ve ağır adımlarla Mehmet’e doğru yürümeye başladı. Güvenlik görevlilerine isimleriyle seslenerek müdahale etmemelerini rica eden bu amca, belediye başkanıydı. Görevlileri bir bir Mehmet’in başından uzaklaştırdı ve “Gel kardeşim oturalım şöyle.” diyerek Mehmet’in omzuna elini attı. Mehmet bir anda sakinleşti. Oturdular; Mehmet eşini, dünyalar tatlısı kızını anlattı dakikalarca. Islanan yanaklarını silmesi için başkan, cebindeki tertemiz mendilini verdi Mehmet’e. Fark ettirmeden kendi gözündeki yaşları da siliyordu usulca. Sonra inşaatta karşısına çıkan “kızından” bahsetti. “Bize bu güzel hayatı çok görmeyin başkanım.” ricasında bulundu. Bulunduğu ilde sokak hayvanlarına en duyarlı belediye, -başkanı sayesinde- yaşadığı belediyeydi.

Mehmet, gözündeki son yaşı da silip başkanın gözlerine baktı. Başkan gülümsüyordu: “Evin senindir Mehmet kardeşim. Sadece şöyle yapacağız iznin olursa. Belki biliyorsundur, ben bir mimarım. Binanın projesinde evinin geldiği yere, yapmayı düşündüğümüz sokak hayvanları barınma ve besleme odağını koyacağım. Evinin yapısını ve dokusunu kesinlikle bozmayacağız. Orası hem senin evin hem de sokaktaki dostlarımızın sıcak yuvası olacak. Bu kadar da değil. Seni o birimin beslenmeden sorumlu memuru yapacağım. Aşı ve operasyonları hariç, dostlarımızın beslenmelerinden sen sorumlu olacaksın.”

Başkanı dinlerken gözleri ışıl ışıldı Mehmet’in. Elini öpmek için hamle yapsa da başkan elini geri çekti ve “Sen, benim kardeşimsin artık Mehmet. Babanı arayıp müjdeyi ver, belediyede işe başladım diye. Onlar da sevinsin. Hadi şimdi evine dön ve kendini işine hazırla. Ben arkadaşlarla konuşacağım. Sen de telefonunu danışmadaki arkadaşlara bırak olur mu…” dedi ve vedalaşarak çalışmak üzere odasına geri döndü. Başkanın arkasından bakarken güneş, bulutların arkasından kurtuldu ve Mehmet’in karşısındaki pencerede, karanlık günleri aydınlatmak için hevesle parıldadı. Mehmet’in hayatında, en pozitif bir anda bile aklına gelmeyecek, çok güzel bir değişiklik olmuştu. Belediyeden yazı gelen o günden sonraki günlerde; Mehmet, kızı ve onlarca arkadaşının gözlerinden, huzur ve mutlulukları rahatlıkla okunabiliyordu…

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...