Devrim Arabaları

Gece Gündüz
A A

Devrim Arabaları

“Keşke.” Bu kelime ile başlayan cümlelerin hüznü, başka hiçbir cümlede yoktur. Kime sorsanız “Keşke demeyeceğim bir hayat yaşamak isterim.” der. Bu cümleyi kurmak ne kadar kolay görünüyorsa yaşaması da o kadar zordur. Pişman olunacak şeyler, sadece hatalar yaparak yaşanmaz. Her şeyi kuralına göre yaparak, tüm talimatları yerine getirerek de pişman olunacak şeyler yaşanabilir. Devrim Arabaları’nın hikâyesi, bunun en hüzünlü örneğidir. Talimatlara uyan, o talimatları yazan kalemlerin kötü niyetli olabileceğini düşünmeyen temiz kalpli insanların, 130 günde 2 tane ürettiği, saçma bir benzin talimatı ile yolda kaldığı duyurulan Devrim Arabaları. Ülke sinema tarihinin en güzel filmlerinden biri ve sonuçları, ülkenin kaderini olumlu yönde değiştirebilecek “Devrim Arabaları.”

Dönemin devlet başkanı Cemal Ağa’nın bir vizyonu vardı. Ot satan bir ülkeye “Sanayi lazım.” demişti. “Kendi otomobilimizi üretebiliriz.” diyordu. Etrafındaki birçok insan, “Ülkenin beyhude bir hayale verecek parası yok, toplu iğne üretemiyoruz, arabayı nasıl üreteceğiz; ülkenin sokağa atacak parası yok, yan sanayi ve hammadde yok, ithal etmek üretmekten daha ekonomik.” gibi cümleler kuruyorlardı. Cemal Ağa’nın bu konuşmalardan sonra “Bizim asıl devrimi zihinlerde yapmamız lazım.” demesi de bundandı.

Proje ulaştırma bakanlığına verildi. Ülkenin yetiştirdiği en deneyimli ve iyi mühendisleri projeyi kabul ettiler. “Bir işin zor olması başka, imkânsız olması başka.” diye değerlendiren, zor işlerden kesinlikle korkmayan, yüksek sesle “Yapamazsınız!” diyen insanlara, “Ya yaparsak?” diyebilen mühendislerdi onlar. Ve yaptılar da. Eskişehir Cer Atölyesi’nde, ülkenin dört bir yanından seçilen mühendisler toplandılar. Atölyenin kapıları yavaş yavaş açılırken mühendislerden önce güneş ışığı giriyordu atölyenin içlerine doğru. Yapılan ilk toplantıda Gündüz Bey, gelen kıymetli çalışma arkadaşlarına işin kapsamını ve yetişmesi gereken tarihi söylediğinde homurtular ve itirazlar yükseldi. Hepsini dinledikten sonra sakin bir şekilde “Eğer bunu yapabilirsek, neler olabilir, neler değişir bir düşünsenize… Hep diyorduk yerli otomobilimiz olsa diye. İşte size fırsat.” dedi. Arabanın adının ne olacağını soran bir arkadaşına gözleri parlayarak “Devrim.” dedi. Zihinlerde yapılması gereken devrim, Gündüz Bey’in gözlerinde ve aklında çoktan gerçekleşmişti. Atölye girişindeki yazı tahtasına “129 gün kaldı.” yazdı ve ekip, tüm özverisiyle çalışmaya başladı.

Proje devam ederken bazı teknik sorunlar yaşanıyordu. Döküm atölyesinde çalışan Recep Usta önerildi. Bir de ondan fikir alınması kararı alındı. Sadece, kendisini öneren işçi arkadaş Gündüz Bey’i “Mühendis Bey, Recep Usta biraz asabidir ve sicili de bozuktur.” şeklinde uyardı. Gündüz Bey ise “Güzel, o da bizden.” diyerek tebessümle yanına gitti. Demiryollarının “Yaramaz Çocukları” idiler. Proje boyunca ekiple çalışacak olan Recep Usta’nın tecrübesi ile mevcut teknik bilgi çok güzel bir şekilde harmanlandı.

Tecrübeli olan mühendisler, genç meslektaşlarına yıllar içinde kazandıkları bilgi birikimlerini sonuna kadar paylaşıyorlardı. Yaşananlardan, “Devrim”e dair tahminler de yürütüyorlardı. Ülkenin tarihinde; 112 tane değişik uçak imal edilen, 185 tane eğitim uçağı üretilen, hatta şimdinin büyük ekonomisi hâline gelen ülkelerden 30 adet sipariş alınan uçak fabrikasının kapatılması vardı. Ülkede benzer durumlardan sonra varılan kanı, slogan haline gelen “Bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz.” sözüyle özetlendi.

“Olmaz, yapılamaz.” diyenler boş durmuyordu. Tüm medya kanallarını ve baskı unsurlarını kullanarak, kısıtlı bir bütçe ve az zamanda bitmesi gereken projenin önüne duvarlar örüyorlardı. Örülen duvarlar, sadece insanların yürüyen bir yerli otomobil görmelerine değil, aydınlık yarınları da görebilmelerine engel oluyordu. Bu durumu fark eden mühendislerde de sabır ve tahammül kalmıyordu.

Ama yaptılar. Biri siyah biri bej iki otomobili Ankara’ya, istenilen tarih olan 29 Ekim kutlamalarına gönderdiler. O saçma talimattan dolayı benzini azalttılar. Mühendisler araçtan indikten sonra göstergedeki o değişikliği görünce “Ah be ah!” diye ince bir sızı geçti içimden. “Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla benzin koymayı unuttuk.” sözleri beynimize kazılıyordu. Eskişehir’de kalıp gelişmeleri radyodan dinleyen ekip üyeleri, oldukları yerde dondu kaldı. Ekibin en tecrübeli üyesi en genç üyesine, “Adı Devrim olan bir otomobilin sokaklarda dolaşmasına zaten izin vermezlerdi.” tespitini söyledi sessizce. Aynı anlarda gazetelerin başlıkları değiştiriliyordu “Devrim yürümedi.”

O gün tüm gösteriler boyunca yürüyen, bugün bile hâlen çalışır vaziyette sergilenen bej renkli Devrim, zihinlerde yapılması gereken devrimi yapmayı başaramamıştı. 130 gün boyunca gece gündüz çalışıp fazla mesailerini devlete bırakan mühendisler, ülkede o yıllarda oluşması gereken sanayinin ne kadar değerli olduğunu biliyorlardı ancak bu değeri kabul ettirecekleri idarecilerin yanında, bu ülkeden olmayan insanlar vardı. Devrim’i üreten mühendislerinin başarısı da ne yazık ki cezasız kalmıyordu.

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...