Bir Kere – II

Gece Gündüz
A A

Kendisine şaşırmaktan kendini alamıyordu. Durup dururken gülüyor, adı geçince yüzü kızarıyor, utanıyor, tüyleri diken diken oluyordu ondan bahsedildiğinde. Duvarlara, sprey boyalarla yüzünün silueti ve röportajda söylediği “Birleşeceğiz, Kazanacağız” sözleri yazılıyordu. Kimse bilmiyordu ki halen gür sesli arkadaşı kadar kitap okumamış, işçi abileri kadar slogan atmamış, bilmediği terimlerin birçoğunu hâlâ öğrenmemişti. Arkadaşlarından duyduğu eleştirileri, sloganları, çok etkili olacak bir anda ve tam yerinde dile getirmişti sadece. O terimleri öğrenememişti belki ama medyanın gücünü artık yaşayarak öğreniyordu.

Gür sesli arkadaşı hep yanındaydı Ayhan’ın. Yaptığı konuşmanın etkisini biliyordu. Ona mikrofon uzatılsa, çok daha etkilisini yapacağını düşünüyordu ama “Olsun…” diyordu. Ayhan’ın etkisi, diğer fabrikaları da harekete geçirmişti. Yan sanayi firmaları da birer birer ana sanayide yaşanan bu eyleme destek veriyor, yürüyüşler yapıyor ve onlar da iş bırakıyordu. Yan sanayi firmalarının patronları, ana sanayi patronlarından daha telaşlıydı. Biliyorlardı ki ana sanayide yaşanan daralma, onların batması demekti. O yüzden fabrika patronlarından sürekli randevu almaya çalışıyorlar, görüşebilirlerse durumun ne gibi sıkıntılar doğuracağını anlatmak istiyorlardı. Sonuçta kriz, her zaman fırsat değildi.

Patronlar saatlerce toplantılar yaptılar, yurtdışında bulunan genel merkezle görüştüler, diğer fabrikaları arayıp fikirler aldılar, ilgili bölüm müdürlerine emirler yağdırdılar. Vardıkları ortak bir görüş vardı. Önce işçilerin “suyuna gidilecekti,” tepki gösterdikleri ana konularda küçük geri adımlar atılacaktı; ilk hedef, işçilerin çalışmasıydı. Zarar, milyon Euro’larla ifade edilecek boyuta ulaşmıştı. İşçiler, çalışmaya başladıktan sonra işçi liderleri teker teker ve fark edilmeden kovulacaktı. Ama hepsinden önce, “Ayhan Etkisi” denen şeyi ortadan kaldırmak gerekiyordu. Milyonların bildiği bu adamı ve oluşturduğu algıyı yıkmak istiyorlardı.

Ayhan, o açıklamasından üç gün sonra ortalıkta görünmüyordu. Nedenini kimsenin bilmediği bir sebeple, grev çadırlarının olduğu bahçeden ayrılmış ve bir daha kimse görmemişti. Gür sesli arkadaşı telefonundan ulaşmaya çalıştı ancak başaramadı. Tedirgin oluyordu ama kararlı olmak, o zamanlarda her şeyden önemliydi ve moral bozacak hiçbir şeyi dillendirmiyordu. Aklına bir şeyler geliyor ama “Ayhan yapmaz.” diyordu. Yapacaktı. Patronları ona, hayatında göremeyeceği şeyler teklif ettiler. Ev, araba, deste deste para… Maaş verirken pinti olan patronlar, kesenin ağzını Ayhan’a açmışlardı. Biliyorlardı ki Ayhan Etkisi’ni azaltacak küçük para transferleri, yılın sonunda hesaplanacak olan büyük kârın anahtarı olacaktı. Uzun uzun düşündü Ayhan. Farkında olmadan ve boyunu fazlasıyla aşacak olan bir seçime mecbur bırakılmıştı. Korkmadığı zamanları, ana kucağını özleyen bebekler gibi özledi. Çünkü korkuyordu. İnsanların en kötü kararlarını verdikleri anlar, korkarken verdikleridir. Kabul etti Ayhan… İsim verecekti. Ardından sendikada üst bir konuma getirilecek, patronun istediklerini işçilere dayatacaktı. İşçileri bir daha hiçbir şekilde görmeyecekti. Koruması olacaktı.

Aşamalar tek tek geçiliyor, işçilerin adeta “gazı alınıyor,” bir iki olumlu gelişme oluyordu ancak tam istenenler olmamıştı; sesler yavaş yavaş azalıyor, destek giderek azalıyor ve sonunda işçiler işlerine dönüyordu. Fabrika, tam kapasite çalışmaya başlamıştı. Yığılan siparişleri, daha fazla zaman kaybetmeden karşılayabilmek için yeni vardiya saatleri ayarlanıyor; zaten pestili çıkan işçiler, fazla mesailer yoluyla bezdiriliyordu. İstemeyen çalışmasındı, kapı oradaydı. Ayhan’dan aldıkları isimleri, sezdirmeden ve tepki oluşturmadan kovuyorlardı. İftira atacak, patron isteklerine göre hareket edecek insanlar yerleştirilmişti tüm üretim birimlerine. İşçi liderleri kovuluyordu. Hem de hakları verilmeyecek şekillerde yapılıyordu bu. Adı İşçi Yasası olan yasa, bir türlü işçiden yana değildi.

Arkadaşlarının telefonlarını açmayan Ayhan’a bir gün yok sayamayacağı bir telefon geldi. “Büyük kahraman” arıyordu. Babası -kendi sesini bile duyamadığı için- yüksek sesle bir “Alo!” patlattı. Ayhan her şeyi yapabilirdi ama hayatta sadece bir şey yapamazdı. Babasına yalan söylemezdi, söyleyemezdi. Çünkü babasının ona, tek ve en çok üzerinde durduğu tembihi buydu. Kendisine hiçbir konuda yalan söylemeyecekti. Söylemedi de Ayhan. “Nerelerdesin oğlum sen?” sorusuna, “Sendikadayım baba.” diye cevap verdi. “Ne sendikası, hangi sendika?” diyebildi babası. Şaşırmıştı. Oğlunun işyerinde olması, çalışıyor olması veya arkadaşlarıyla toplantı yapıyor olması gerekiyordu. Tamam, haber alamıyorlardı, anlıyorlardı, zor zamanlardı; babası çok iyi biliyordu böyle zamanları. Yıllarca kendisi sürüklemişti işçi dostlarını. Ama grevin orta yerinde bu ne sendikasıydı şimdi? Olumlu düşünmeye çalıştı Ayhan’ın babası. İçinde “Birleşik” geçen, yıllarca eylem kortejlerinde bulunduğu sendikaya katıldığını düşünüyordu. Toplantı yapıyorlardı ve karar verme sürecinde olduklarından haber alamıyorlardı. Gurur duyuyordu oğluyla. Kısa bir sessizlik oldu bu düşünceler aklından geçerken. Sonra sorusunu tekrarladı babası “Hangi sendika oğlum? Annen perişan oldu. Ne kadar evhamlı olduğunu biliyorsun, neden böyle yapıyorsun?” Ayhan, içinde “Türk” geçen sendikanın adını söyledi ve “Yakında geleceğim baba.” dedi. Yıllarca bu işlerin nasıl döndüğünü bilen babası, bir anda darmadağın oldu. “Gelme… ” diyebildi sesi titreyerek. “Yazıklar olsun!” ve bir de hıçkırık duydu Ayhan ve sonra kapanma sesi…

Beyninden vurulmuşa döndü Ayhan. “Bir şekilde izah ederim.” diyordu durumu. Yalan söylemeden; yaptığının kötü olmadığını, sadece ömründe önüne bir kez gelebilecek bir fırsatı değerlendirmek istediğini, onların da çok rahat bir emeklilik geçireceğini hayal ettiğini söyleyecekti. Ama “Gelme…” demişti babası. “Ulan bir kere be!” diye düşündüğü gün geldi aklına. Keşke yine öyle şikâyet ettiği bir hayatı olsaydı da babası “Gelme…” demeseydi. Yaptığı hatanın boyutunu, babasının tek kelimesi sayesinde görmüştü. “Bir kere ulan!” diyerek hayıflandığı günü hatırladı. “Al, sana bir kere güldü şans… Elinde avucunda, etrafında hiçbir şey kalmadı.” dedi kendine. Hayatında hiç hissetmediği kadar pişman olduğunu hissetti Ayhan. Uykusuz geceler, sıkıcı gündüzleri kovaladı. Kimsenin gözünün içine bakamıyordu artık. Hiçbir şey, heyecanlandırmak bir yana, ilgisini bile çekmiyordu artık. Yaptığı hata aklından çıkmıyor ve 24 saat pişmanlık duyarak yaşıyordu. Yaşamak değildi bu, nefes tüketmekti sadece. Pişmanlık yükü, kaldırabileceği gibi değildi artık. Çok lüks dairesine geldi o gece ve tertemiz bir kâğıda bir şeyler karaladı. Tüm ilaçları yuttu. Kâğıda yazdıklarını; koruması, olay yeri polisleri ve kâğıdın ortaya çıkmamasını sağlayacak insanlar tarafından okundu. Ayhan’ın kısa kahramanlığı, bu kısa notla bitiyordu.

“Tüm emekçi dostlarımdan özür diliyorum. Birleşemedik ve kaybettik…”

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...