Berber

Gece Gündüz
A A

Bahar gelmişti ağaçların dallarına. Çiçekler, polenler… Doğanın sabah saatleriydi bahar ve hiç mahmurluğu yoktu. Dünyanın bir gününe, biz “Bir yıl.” diyorduk. Ve sabah, mutlaka bahardı. Aklına, Nazım’ın “Ben içeri düştükten sonra Güneşin etrafında on defa döndü Dünya…” dizeleri geldi. Zamanın nasıl da göreceli bir kavram olduğunu düşündü. Onun uyuyamadığı ve asırlar gibi gelen gecelerin, huzurlu insanlar tarafından bir göz açıp kapama aralığında geçirildiğini imrenerek biliyordu.

Sonra birden “Ben de yapabilirim.” hissi belirdi yüreğinde. Kaynağını sorgulamadı, şikâyet etmedi, üşenmedi. Uyanmalı ve yeniden başlamalıydı her gün, biraz daha uzun hissettiği günleri yaşanılır kılmaya. Acelesi yoktu. Aşama aşama yapacaktı her şeyi. Bu başlangıcın farklı olmasını istiyordu ve içindeki his, farklı olacağını söylüyordu.

Yaşantısını düzenlemeye, yaşam alanını düzenlemekle başlama kararı aldı. Salonu ile mutfağı, birlikte bir odaydı. Bunun haricinde, bir de yatak odası vardı. Önce yatak odasını güzelce toparladı ve temizledi. Kirlileri banyoya attı ve temizleri güzelce katladı, dolabını düzenledi. Oluyordu sanki… Salona geçti hızla. Süpürge açtı önce. Koltukları çekip altlarını güzelce temizledi. Son olarak mutfak vardı hedefinde. En dağınık ve uğraştıracak bölüm de orasıydı. Zerre kadar yorgunluk hissetmiyordu. O yorgunluğu yarın hissedeceğini, bütün etlerinin kesileceğini adı gibi biliyordu ama şu an hissettiği şey, yeniden başlamanın verdiği heyecan ve huzurdu.

Mutfağı da hallettikten sonra sıcak bir duş aldı. Yaşam alanını temizledikten sonra sıra, kendisine gelmişti. Oda spreyini hole sıkıp evden çıktı. Bir sokak ötedeki küçük berbere gidecek, daha önce hiç yapmadığı bir şey yapacak ve “Saç sakal.” diyecekti. Sakal tıraşını hiç berberde olmamıştı. Bilinçaltına çocukluğunda yerleşen bir ustura korkusu vardı. Onunla ilk tanışması biraz acılı olmuştu ama herkes gülüp oynuyordu o anda. O sebeple usturadan uzak durmak için sakal tıraşını evde olurdu. Ama bu yeni başlangıç farklı olmalıydı. Tabular yıkılacak ve korkuların üzerine gidilecekti.

Sıra vardı. Süngeri parçalanmak üzere olan sandalyeye oturdu. Bir iki yerel gazete karıştırdıktan sonra genç berber, “Buyur abi.” dedi. Gazeteyi bıraktı ve berber koltuğuna oturdu. Yüzüne sevimli bir tebessüm kondurup “Nasıl yapalım abi?” diye sordu berber. “Saç sakal.” dedi ve ilave etti: “Saçları, makineyle 3 numaraya vuralım.” Üst tarafları seyrekliğe hatta kelliğe doğru ilerliyordu. Yan ve arkalar uzundu ve artık sıkılmıştı bu durumdan. Bundan sonra hep 3 numara yaptıracaktı saçlarını. Berber, “Tamam abi, çay söyleyeyim mi abi, içer misin?” diye sorunca kabul etti. Çayı geldi, içti çabuk çabuk ve ardından sakal tıraşı başladı. Yüzünün nefes aldığını hissetti. Limon kolonyasının yakıcılığı, aldığı nefesi ferahlatıyor, karanlıktan sıyrılıyor ve kendine geliyordu.

Makineyi prize taktı genç berber ve testere sesini andıran makineyi, ensesinden başlayarak yukarıya doğru yavaş yavaş çıkardı. Kesilen saçlar, az önce özenle serilen önlüğün üzerine akıyordu. Önlüğün ön kısmına düşen saçları gördü. Saç rengi koyu değildi ama aradaki beyaz telleri hemen fark etti. Aydınlığın rengi, beyazdı. Bunu biliyordu ama karanlıktan aydınlığa çıkarken beyazlığı saçlarında görmek içini burktu. “Beyazlaması gereken yarınlardı.” diye geçirdi içinden, saçları değil.

Berber bir anda, nazik bir hareketle başını yukarı kaldırttı. Birden kendine geldi ve “Pardon.” dedi. Berber, “Yok abim, sorun değil.” dedi. “Saçlar beyazlamış, onlara bakıyordum. Yaş da yok pek ama beyazlıyorlar işte.” dedi. İnsanlarla pek iletişim kuramazdı böyle ama farklı devam ediyordu gün. Bugüne uygun bir cevap geldi genç berberden. Hiç beklemiyordu bunu. “Abi, o beyaz telleri diyorsan, hiç kafana takma, ben keserken onlar beyaz değildi. Sen, şimdi göremiyorsun tabii onların yerini aynadan. Ama ben keserken normal renkteydi onlar da. Düştükten sonra beyazladılar. Sonbahardaki yapraklar gibi düşün abi.” Gözlerinin içi parladı. Berberin gözlerine baktığında, onun gözlerinde de aynı parıltıyı gördü. Aynı güzellikte bir cevap vermeyi istedi genç kardeşine. “Senin saç tellerin değil, ruhun çok ince. Hay sen çok yaşa kardeşim.” dedi gülerken. Böyle güzel bir güne, böyle güzel bir esnafın denk gelmesine de ayrıca sevindi. Bu cümleden sonra fark etti, dükkânın duvarlarındaki Neşet Ertaş ve Ahmet Arif resimlerini.

Güzel bir parfüm sıktıktan sonra, genç berberin elini sıkarken “Sana kitaplar getirmemi ister misin?” dedi. Berberin gözlerindeki parıltının arttığını gördü. “Çok teşekkür ederim abi. Okumayı çok seviyorum. Sen nasıl istersen.” dedi berber utanarak. Ve aralarında çok güzel, çok samimi ve biraz da edebiyat kokan güzel bir dostluk başladı. Yeni hayatında, böyle güzel insanlar olmasını istiyordu; ilk günden birisi katılmıştı bile.

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...