Ayşe Hemşire ve Doktor Esra

Gece Gündüz
A A

Ayşe Hemşire ve Doktor Esra

“Doktor Selim, acilen ameliyathaneye… Doktor Selim, acilen ameliyathaneye…”

Bu anonsu geçen görevli, içinden “Ayşe Hemşire, siz de hemen hazırlanın, durum kritik, siz olmadan olmaz.” diyordu. Aslında o görevli, bu çağrıyı da sesli ve herkesin duyabileceği bir şekilde yapmak istiyordu ama öyle olmazdı. Yine de tüm operatör doktorlar ve hastane çalışanları, Ayşe Hemşire’nin hünerini ve bu hünerin, çok kutsal bir hüner olduğunu biliyordu.

Ayşe Hemşire, okuldan sonra ameliyathane hemşiresi konusunda uzmanlaştı. Hastanedeki Çiğdem Hemşire emekli olacaktı ve yeni bir hemşire yetiştirilmesi gerekiyordu. İşinde gösterdiği titizliği ve müdahalelerindeki atikliği, Ayşe Hemşire’yi ilk aday yapmıştı. Artık Çiğdem Hemşire’yle birlikte ameliyatlara girecek ve ameliyat hemşireliğinin inceliklerini öğrenecekti.

Soğukkanlı oluşuyla bilinen Ayşe Hemşire, gözlemlemek için girdiği ilk operasyonda eli ayağı titrerken ve tüm kasları kasılırken buldu kendini bir anda. Onun bu tedirginliğini fark eden Çiğdem Hemşire, sert bir sözle onu kendine getirdi ve en kritik anda yardım etmesini istedi. Ayşe Hemşire, iki dakika önce titreyen ellerle hastanın kurtarılması için uğraşan insanları tedirginlikle seyrederken, şimdi  ise hastayı hayata döndüren hamle yapılırken doktorlara yardım ediyordu. O an anladı; ilerleyen yıllarda yapacağı işte saniyelerin bile ne kadar önemli olduğunu.

Çiğdem Hemşire’nin emekli olma zamanı gelmişti. Nöbette, birlikte çay içerken birden Ayşe Hemşire’nin elini tuttu ve “Boynuz kulağı geçermiş, Ayşe Hemşire.” dedi gülerek. “Bu genç yaşında edindiğin tecrübenle, soğukkanlılığınla ve atikliğinle nice hayat kurtaracaksın. Gözüm asla arkada kalmayacak.” dedi. Ayşe Hemşire’nin kendine güveni ve üzerindeki sorumluluk hissi bir kat daha yükseldi. Artık ameliyathanede en yetkili hemşire, Ayşe Hemşire’ydi.

Yıllar içinde kendini daha çok geliştirdi ve tayinlerle sürekli değişen doktorların hepsine, hastaneye ambulansla hızlıca getirilen ve ölümle yaşam arasındaki ince çizgiyi tüm hücrelerinde hisseden yaralı hastalara, okuldan yeni mezun olup acil servisin stresli ve hareketli koridorlarında kendini bulan genç meslektaşlarına, çok yardımları dokundu.

Hastalar iyileştiklerinde bazen elini öpüyor, bazen “Allah sizden razı olsun. Beni çocuklarıma bağışladınız.” diyor ve bazen de kaybettikleri yakınlarının ardından akıttıkları gözyaşlarını ameliyat önlüğünün omzuna damlatıyorlardı. Hastalar operasyon sırasında doktor ve hemşirelerde nasıl kanlarıyla izler bırakıyorsa, aynı izler, çok soğukkanlı da olsa, Ayşe Hemşire’nin ruhuna da bulaşıyordu. Bu izler onu hem daha olgun, hem daha vefalı hem de ailesine çok düşkün bir insan yapıyordu.

Ailesini de ameliyat titizliğinde oluşturdu Ayşe Hemşire. İki çocukları oldu, çok sevdiği eşiyle. Yıllarca sağlık sektörünün değişimini birlikte gözlemleyip şaşırırken, hayatlarının değişimini de aynı şaşkınlıkla izliyorlardı. Çok zeki bir oğulları vardı. Sürekli değiştirilen eğitim sistemi ve sisteme bir türlü tam olarak uydurulamayan öğrenciler, genç nesiller ve aslında gelecek heba oluyordu. Oğullarının neler yapabildiğine, neler başarabileceğine, nelere ilgisi olduğuna bakmadan; sırf değişen dünyada bir mesleği olsun, açta açıkta kalmasın diye meslek lisesine gönderdiler. O yıllarda üniversite sınavında meslek liselerinin katsayıları çok düşüktü. Ancak Ömer, meslek lisesinden avukatlık kazanan tek öğrenci oldu.

Bir de küçük kardeş Esra vardı, Ayşe Hemşire’nin hayatında. Küçüklüğünde hastane koridorlarındaki mozaiklerle oynamış, tehlikeli olmayan tıbbi aletlerden türlü çeşit oyuncaklar türetmiş, o yıllarda üzerine hastane kokusu sinmiş, tatlı Esra… Koyu saçları, kocaman gözleri ve bıcır bıcır konuşmasıyla hastanenin maskotu hâline gelmişti kısa sürede. Dilinin dönmediği harflerle konuşmaya çalıştığı büyüklerin dili, zamanla büyüklerin kullandığı Esraca Dili’ne dönüşecekti. Hiç olmadık zamanda verdiği tepkiler ve kimsenin beklemediği anda söylediği sözler, tüm hastane kadrosunu gülmekten kırıp geçiriyordu.

Ayşe Hemşire, Ömer’in eğitiminde yaptıkları hataları tekrar etmek istemiyordu. Esra’nın okuduğu zamanda istediği bölüme katsayı veya puan kaybı yaşamadan gidebilecekse o liseye göndermeye karar verdiler. Esra da ailesinin bu çabasını asla boşa çıkarmadı. Gece gündüz, yaz kış, dur durak bilmeden çalıştı ve ülke genelinde ilk 1000 öğrenci arasına girdi. Esra, annesini yanına alıp sadece şehir seçmesini istedi. Yazacağı bölüm en başından belliydi zaten. Tıp.

Oğlunda eğitim konusunda sınıfta kalan Ayşe Hemşire, kızıyla derece yapıyor ve hayatın o kadar da acımasız olmadığını düşünüyordu artık. İki evladı da kendi çabalarıyla, mevcut durumlarında en başarılı yerlere gelmişlerdi. Ailesiyle her zaman gurur duyan Ayşe Hemşire, evlatlarının başarılarıyla daha fazla gururlanıyordu.

Geçen yıllar içinde Esra bir taşra üniversitesinde tıp fakültesi okurken bazı teknik terimleri annesine soruyor, eve geldiği tatil zamanlarında Ayşe hemşire arada kızını köşeye sıkıştırıyor, anne kız tatlı bir tıbbi sohbet çeviriyorlardı. Doktor adayı olan Esra, yaz tatillerinde artık emekliliği yaklaşan annesinin yanına gidiyor; hastane ortamını, artık günlerini geçireceği mekânlar olarak düşlemeye başlıyor, her an yeni şeyler öğrenme azmiyle gözlemler yapmaya devam ediyordu. Bir gün sıranın ona geleceğini, nöbeti onun devralacağını biliyordu. O gün için azimle çalışmaya ve öğrenmeye devam ediyordu.

Değişen ülke şartları ve dönüştürülen insanlar, sağlık çalışanlarına pek de normal davranmıyorlardı. Kendilerine şifa dağıtan doktorlar, yardım etmeye çalışan hemşireler, saygısız ve düşüncesiz insanlar tarafından şiddete maruz kalıyor ve hatta bazıları hayatlarını kaybediyorlardı. Ayşe Hemşire haber bültenlerinde bu haberleri gördükçe gururun yanına tedirginlik hissi de yerleşiyordu. O haberler artmaya başladığı dönemlerde Esra mezun oldu ve atanmak için başvurularda bulundu.

Ege’nin güzel bir şehrinden, büyük İstanbul’da başlayacak bir mesleki kariyer vardı; Esra’nın önünde. Ayşe Hemşire’nin aklı çıkıyordu; İstanbul’un kalabalığını düşündükçe. Nüfusun artması demek, o haberlerde korkarak ve üzülerek izlediği “sağlıkta şiddet” haberlerinin kahramanları ile daha fazla karşılaşma ihtimali demekti. Göreve başladığı ilk aylarda her gün ısrarla araması, mesai bitiminde araması ve sesini duymak istemesi de bundandı. Çok titriyordu üzerine çünkü biricik kızı, her gün yüzlerce hastayla uğraşıyordu. Onu çok seviyor, saçının teline zarar gelsin istemiyordu.

Aylar sonra, artık okuyan çocuk da kalmadığına göre, emeklilik kararı aldı Ayşe Hemşire. Kendisinin Çiğdem Hemşire’den öğrendiği ne varsa, onlarla birlikte zamanın teknolojik tıbbi cihazlarını da geriden gelen genç meslektaşlarına aktardı. Çünkü tüm sağlık çalışanları tıp biliminin aktarıldıkça var olacağını ve ne kadar yetkin personel olursa, insanlara o kadar çok yardımcı olacaklarını biliyordu. Emeklilik yazısı gelen ve yıllarını harcadığı ameliyathanesini düz beyaz saçlarıyla terk eden Ayşe Hemşire, ilk fırsatta İstanbul’a kızının yanına gitti. Yaşadığı ve görev yaptığı yerleri çok ama çok merak ediyordu.

Hastaneye geldiğinde Esra, annesine bütün hastaneyi gezdirdi. Annesi ilk hasta gelene kadar aletlerin yerleri, masanın düzeni, hastayla konuşma ve teşhisler konusunda birçok uyarıda bulundu. Doktor Esra, gelen ilk hastayla ilgilenirken Ayşe Hemşire, reçete yazan hemşirenin masasında bir sandalyeye oturdu ve kızını izledi. Başı sağ omzuna doğru yattı hafifçe. Boğazında oluşan yumru, hastane koridorlarında bekleyen hasta yakınlarının merakını, ameliyat masasında hayata tutunmaya çalışan yaralıların gayretini, o yaralıyı kurtarmaya çalışan sağlık emekçilerinin çabasını ve ailesine adanmış bir ömrün gururunu temsil ediyordu. Ayşe Hemşire, zor da olsa o yumruyu yuttu ve gözünden süzülen yaşların akmasını engellemedi. Kızının tedavi ettiği hastanın kapıdan çıkarken yüzündeki gülümseme ve minneti görünce paravanla kapatılan sedyenin oraya gizlendi. Esra, yeni hasta almamasını rica etti gözlerini silen hemşireden. Koştu annesine sarıldı ve birlikte ağladılar. Paravanın ardında kalan görünmeyen kısımda Esra Doktor annesinin; Ayşe Hemşire, kızının gözlerini sildi.

Ayşe Hemşire yılların yorgunluğunu atmış ve Esra’dan başka hiçbir doktorun veremeyeceği tedaviyi o anda almıştı. Ona bu güzel hisleri armağan eden, onun bu dünyaya armağanı olan biricik kızıydı.

Alper Kaya

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...