Mavi Düş – VI

Gece Gündüz
A A

Dünyanın sonu, son toprağı benim ellerimde ufalanan ana toprağım galiba. Soru sormayan bedenlerin çığlıklarında kaybolan hayaletimi kurtarmanın yükü çok büyük.

Ana toprağında, mevsimin en güzel çiçeklerinden oluşan bahçenin ortasında davetliler ve Doğa. Sabahtan bu yana herkes benimle uğraştığından dolayı çok yorgundu. Gelinlik istemeyişim, çiçeğe olmaz deyişim, makyaj yapılmasın diye attığım çığlıklar… Onlar nasıl uğraştırmalar öyle; şu an kendimden nefret ettim. Perdeyi bırakıp cam kenarından ayrıldım. Üstümde güzeller güzeli muhteşem gelinlik, saçlarım da dalgalı ama fazla hareketli değildi, başımda güzel çiçekli bir taç… Sanki hepsi ayarlanmış gibi tam olmuştu. Gülümseyişime engel olamadım. Güzel bir başlangıç yapacaktım yıllar sonra. Ben, yaşayabilecektim. Müzik sesleri gelmeye başlayınca kapıda hazır beklettiler beni, Doğa gelip beni alarak tören alanına götürecekmiş. Kapı tıklatıldı ve içeri o girdi. Gördükleri karşısında şok olmuştu. Tabii haklı, yıllardır beni ruhsuz bir hâlde görüyordu. Bir iki adım yanıma yaklaştı ve elini bana uzattı. Elini tuttum, titriyordu resmen.

“Hayallerimdeki hâllerini kıskandıracak kadar güzelsin. Ama bir eksiğin var…”

Boşta kalan elini cebine attı ve içinden bir şey çıkardı. Avucunun içinde göremiyordum.

“Görmek ister misin?”

Evet dercesine başımı salladım. Avucunu açmasıyla sevincimden ne yapacağımı şaşırdım. Kaybettiğim yüzüğüm onun elindeydi.

“Bu yüzüğü hatırlayacağını biliyordum. Bu, annenin yüzüğü; sana verdiği için çok kıymet veriyordun. Bunu kaybettiğin gün ve sonrasında sürekli onu aramaya çıkıyordum, biliyorsun; bir gün onu buldum ama sana söylemedim. Yıllardır bu günü bekledi Aysın, benim seni beklediğim gibi o da seni bekledi. Sahibinin parmağına çok yakışacak, eminim…”

Bu sözlerle o da ben de ağlamaya başladık. Etrafımızda ne kadar insan var ise o gelin odasında, onlar da öylece ağladılar. Parmağıma yüzüğümü taktı. Kocaman sarıldım ona, sanki benim canımdan öte bir can oldu. “Doğa, seni seviyorum…”

Yavaş adımlarla çıktık odadan; ailemden kimse kalmadığı için odadan sonra Doğa’nın babası beni aldı yanına, koluna girdim ve yürüdüm. Doğa, önümüzden ilerledi. Gözünün önünden ayırmak istemiyordu beni. Alana geldiğimizde o kadar sevinçli ve heyecanlıydım ki anlatamam. Herkes bizi alkışlıyordu. Memurun yanına gelince durduk ve babası, beni Doğa’ya teslim etti. Masaya doğru ilerledik ve yerlerimize oturduk. O anlardan aklımızda kalan tek şey “Evet” kelimelerimiz idi. Ben, bu adam olmadan hayatımı asla devam ettiremem galiba… Zor da olsa danslarımızı ettik, pasta kestik, oynadık, eğlendik. Şaşırdığım en komik şey ise yalandan gelen akrabalarım idi. Ben onları tanımıyordum bile. Bana yardım etmeyi asla seçmemişlerdi ve ben de hastalıklıymışım gibi korkmuşlardı yıllarca. Tabii bende de yok gibiydiler.Hatta yoklar. Komik durumun devam etmesi için ellerinden geleni yaptılar. Yalandan tebrik etmeler, Doğa’ya yaranma çabaları gibi davranışlara gülüyordum. Tebrik aşamaları bitmişti sonunda, düğün bitimine yaklaşmıştık. Yorulunca biraz oturmak istemiş ve Doğa’nın yanından ayrılmıştım. Masaya oturmamla yanıma küçük bir kız çocuğu yaklaştı. Elinde duran kâğıdı bana uzatıp kaçtı. Gülerek kâğıdı açtım. Ama beklenen güzel bir şey yazmıyordu:

“Asla mutlu olamayacaksın! Bunlar son perde tiyatro. Sen, mutsuz olmaya mahkûmsun ve o paralar bana ait, sevgiline yedirmek gibi bir amacım yok. Öleceksin Aysın, sadece bekle.”

Şaka mı bu? Şaka olmalı ya… Ne alakası var şimdi bunun? O öldü… Gözümün önü karardı bir an. Düşecek gibi oldum sandalyeden. Tutundum masaya, sakin olmaya çalıştım. Durumumu uzaktan fark eden Doğa, hemen yanıma koştu.

“Güzelim ne oldu? Neyin var?”

Donuk bir hâlde elimdeki kâğıdı uzatabildim. Hepsini bir hamlede okuyup suratıma şaşkınca baktı. Benim yaptığımsa sadece ağlamaktı. O ise hemen panikle korumaları yanımıza çağırdı ve düğünün bittiğini herkese söylemelerini istedi. Sanki zaman durmuştu. Yerimden kalkıp yavaş ve ruhsuz bir hâlde bahçeden geçip eve yöneldim. Kapıya gelince girişteki merdivenlere oturup olanca gücümle bağırmaya başladım. Bunlara artık dayanamıyordum. Bitmiştim ben; yeniden başlayacakken yine neden böyle olmuştu ki…

“Artık yaşamak istiyorum, seni beyni olmayan adam, duyuyor musun beni? Ben, artık yaşamak istiyorum, defol git cehennemine!”

“Seninle savaşacağım!”

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Ahsen Aybüke

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...