Mavi Düş – III

Gece Gündüz
A A

Yanında, Yanı Başında, Solunda, Soluğunda, Kalbinde değil Aklında.

Aklınızı dinlerken kalbinizi dinlediniz mi hiç?

Sorularınızı, kendi benliğinize yönelttiniz mi?

Yaptıklarınız, size en son ne zaman doğru geldi?

Kırıp döktüklerim ile dolu olan yaşamımda sadece kendime zarar verdiğim bu hayatımda; size ulaşamayan kırgınlıklarım var.

Şiddetle karşılaştığım ve adını yeni yeni öğrenmeye başladığımda minicik bir kızdım. 6 yaşında var ya da yoktum. O zamanlar şiddetin bendeki kelime anlamı “ceza” idi. Dünyadan habersiz, sadece kendi ailemle sınırlı olan çevremde şiddete pek fazla yer yoktu ya da ben öyle zannediyordum. Bir gün ablamın hıçkırık seslerine uyanmıştım. Korkarak gözlerimi açtım ve onu bulmaya çalıştım. Odanın bir köşesine sinmiş vaziyette, yüzü duvara dönük ağlıyordu. Kolundan tutup kendime doğru çevirdiğimde yüzünün kan içinde olduğunu görmüştüm. Küçücük yüzü o kadar kötüydü ki ne yapacağımı şaşırdım. O ise usulca yanımdan geçip eline bir mendil alarak yüzünü temizledi. Anlamaya çalışıyordum ne olduğunu ama çözemiyordum. Ağlaması bitince korkak adımlarla yanına geldim:

“İyi misin?”

Derin bir nefes aldı.

“Evet ablacığım. Hadi yatalım.”

Yatağına yattı; ben de korkudan onun yanında uyudum. Sonradan anlamıştım. O gece ona cidden kötü şeyler olmuştu. Kendini korumak adına ona şiddet gösterilmesine izin vermişti. Teslimiyet yerine birkaç yara ve izi tercih etmişti. Üvey babamız tam bir alkolik ve zorbaydı. Sevgili annemiz ise ona olan aptalca aşkından dolayı bu olanlara göz yumuyordu. 6 yaşında iken üvey babamı iyi bir insan, kahraman olarak görüyordum. Ne istersem yapıyordu. Nereden bilebilirdim bana da ablama davrandığı gibi davranacağını.

Tek düşündüğü şiddet ve psikopatlıktı. Ona göre en uç suç seviyeleri buydu. Bir insanın bedenine eziyet edebilirsiniz, peki ya ruhuna?

Yine o geceye gidiyordu aklım; tüm ailemin yok olduğu o geceye. Sonu olmayan bir acıydı bu, benim cezamdı. Rüyalarımın hepsini çalan bir illetti. Korkmaktan o kadar çok yoruldum ki… Artık kelimelerin bana yasaklanmasından bıktım. Hürce haykırmak istiyorum. Benliğimi bulmak istiyorum. Düzenlere dikkat etmek istemiyorum. “Ben böyleyim…” deyip olanlardan sıyrılmak istiyorum. Ne kadar becerebildiğim ortada tabii.

Huzursuz bir durumdu benim yaşadıklarım. Ama her zaman devam edecekti, eminim. Gecenin bu vaktinde uyumadan duruyordum. Öylece boş ve anlamsız, bir şey yapmadan oturuyordum. Doğa, 10 dakikada bir gelip bana kızıyordu. Yapacağım bir şey yoktu. Bugün ağır şeyler yaşamıştım. Bunun etkisiyle uyuyamıyordum. Sahi yine dışarı çıkmayacak mıydım? Yine eski ben mi olacaktım? Ne yapacağız bilmiyordum. O adamı yine görürüm korkusuyla kendime yasakladığım o sokaklara çıkmak, benim için çok zordu.

Annemin anlattığına göre biz, çok zengindik. Babam, o adam yüzünden hayatını yitirmişti. Onu tanımama fırsat verdirmeden, bu hayattan göçüp gitmesi için elinden geleni yapmıştı. Sonrasında ablam ve annemi de elimden almıştı. Planında, hepimizi öldürüp tüm malımızı elimizden almak vardı. Ama atladığı bir şey vardı. Kurtulma ihtimalimiz!

Sadece ben kurtulabilmiştim. Evimizi ateşe vermişti. Ablam ve annem, alevler arasında kaybolurken ben, oradan nasıl kurtulduğumu hatırlamıyorum. Her seferinde onları neden kurtarmadığımı ve onları neden orada bıraktığım hakkında kendimi sorguluyorum. Ama bir cevabım yok. Beni oradan kim kurtardı, bunlar nasıl oldu, bilmiyorum. Doğa’nın evinde, onunla ve ailesiyle büyümüştüm. Onlar bana sahip çıkmıştı. O kadar akrabamız arasında kimse beni yanına almak istememişti. Herkes korkuyordu, Doğa ve ailesi hariç. Bu yaşıma kadar hep onların desteğiyle yaşadım. Sadece eksiğim, ailem olmuştu. Şirketi Doğa ve babası idare ediyordu. Ben, sadece imza atmak için işe yarıyor idim. Bu olanlar delilikti. O adamın hâlen yaşıyor olması ise saçmalıktı. Yıllar sonra onunla bu evde yüz yüze gelebilmiştim. Korku, o an bedenimi sarmıştı. Put misali kalakalmıştım. O ise öldürmeye odaklı bir cinayet makinesi gibiydi. Kötü bakışlarını asla eksik etmiyordu. Oradan kurtulmamı sağlayan ise yine Doğa olmuştu. Onun elinden yine beni kurtarmıştı. Ben, hayatımın tümünü Doğa’ya ve ailesine borçluydum.

Kapım tıklatıldı. Oturduğum yerde toparlanıp “Gel.” diye seslendim.

“Halen uyumamışsın anlaşılan.”

“Bugün benden uyumamı bekleme. Rahatsız ve huzursuzum.”

“O zaman ben de huzurlu olmanı sağlarım.”

Kapıyı kapatıp yanıma geldi. Yorganı kaldırıp içine girmemi işaret etti. Onu dinledim ve içine girdim. Üstümü örtüp yatağın yanına sandalyeyi çekti. Elimi tuttu ve saçlarımı okşadı.

“Artık düşünmeyi bırak ve uyumaya çalış, ben buradayım.”

Ona hayran bir şekilde bakmaktan asla yorulmayacağım. Şu an olduğu gibi. Onu hep sevecektim ve minnettar olacaktım.

Gözlerimi kapadım ve o gelemeyen uykumun gelmesini bekledim. Belki bugün bana acırdı ve uyuyabilirdim.

Ama bu eylemlerim başarısız oluyor bu gece. Neden her seferinde o uzaklara dalıyorum? Amacım isyan etmek mi? Nedenlerini sorgulamak mı? Bilmiyorum ve bu girdabın ortasında kayboluyorum. Düşüncelerim, iç savaş hâlinde beni ele geçiriyor ve ben, “Dur!” diyemiyorum. Hayatım, benim olsun artık. Bu mahkûmiyet bitmeli. Bunca zamandır yaşadıklarım bence bana yetti. O geceyi unutmama izin verilmeli artık. Canı gönülden istiyorum. Gözlerimi kapattığımda kara bulutlar değil de güzel düşler olmalı artık…

***

Aysın, bu bencilliğini asla ama asla unutmayacaklar biliyorsun değil mi? Sen, onlara ihanet ettin. Sen, onların diri diri yanıp ölmesine izin verdin…”

Hayır! Duyma onu, duymamalısın. Hissetme o korkuyu; birazdan Doğa gelecek, o pislik adam buradan gidecek. Bir tekme daha atılmıştı kapıya. Kimse duymuyor muydu çığlıklarımı? Neden kimse müdahale etmiyordu?

“Aysın, çık o delikten!”

“Aysın, yeter güzelim, aç şu kapıyı; ölüm sırası sende!”

Korkunç bir sarsıntıyla uyandım. Ne yani, kâbus muydu? Her yerim titriyordu. Bu olan şey, beni bitirecekti. Doğa, korkmuş bir hâlde karşımda duruyordu. Aceleyle gidip su getirdi. O kadar çok titriyordum ki bardağı tutamıyordum; onun yardımıyla bir yudum içebildim.

“İyi misin?”

Cevap vermek yerine sadece sarılabildim. Ona ve onun korumasına sığındım her zamanki gibi; o ve ben… Ve kulağıma o kelimeler fısıldandı.

“Aysın, evlenelim…”

Bu yazının diğer bölümlerini okudunuz mu?

Ahsen Aybüke

Paylaşmak güzeldir...

Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...