SON EKLENENLER

Sürgün – Güz Mektubu

Sürgün – Güz Mektubu

  Ankara, 22 Eylül 1989 Hasretim, Sıraya bir selam daha ekliyorum bugün. O kadar uzun bir sıra ki bu, sanki
İçli Bekleyiş

İçli Bekleyiş

Güz birikmiş ceplerime, Ruhum sıyrılıp omuzlarından boşça kalakalmış. İçimi asıp balkonda bırakıyorum, Biraz canıma yükleniyorum, Sandalyeye de mi dargınım? Hiç
Eylül Benim Adım

Eylül Benim Adım

Ruhum kafese hiç girmemiş bir kuş gibi Gökyüzüm hep mavi, masmavi… Pranga yememiş ayak bileklerim Ve saçlarım en deli rüzgâra
Duygusal Terörizm

Duygusal Terörizm

Sevdiğim, Zamanın önümüze süreceği türlü dertleri var. Altın tepsi ile sunulmuyor hiçbir şey Her şeyin önünde kocaman duvarlar… Üstelik ağlamakla
A Canım

A Canım

Uzun zamandır sırtın bana dönük, Güne/güneşe soğuk suratınla aynalar kırık, Besbelli canının cam kenarı birine emanet, Yarım kalışlardan bihaber sen,
Sonbaharda Gel

Sonbaharda Gel

Yetinmek gelmiyor ömrüme. Kuldan dilemiyorum ya. Gözlerindeki sevda denizinde boğulmaktır hakikatli son. Öyle ki aldırmadan, fikrini dahi sormadan. Sen, aklıyla
Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Ölüm

Bin Bir Gece Yalnızlıkları – Ölüm

Ölümden korkuyorum. Baktığınızda herkes korkar ölümden fakat ben iliklerime kadar hissediyorum ölümü. Bu durum ilk başlarda bana motivasyon sağlıyordu ama
Maziye Ait Bir Tepe

Maziye Ait Bir Tepe

İnsan bazen kendi gördüğünü herkese yormaya çalışıyor. Bu şey gibi; Ildır Tepesi’ne birini götürdüğümde sanki mucizeye bakar gibi bakmasını, gördüğü
Evre(m)

Evre(m)

Bir selamın yeter yarını arkamda bırakmaya, Bir gülüşüne bugünün duvarlarını yıkarım kalmaz sabaha, Kaşkolü hakiye boyalı çarşambadan elime sensizlik kaldı,
Doğ Benimle

Doğ Benimle

Bugün dizelerim “Sen” Fikrim “Sen” Kelamım “Sen” Tırnak işaretlerini sıkı sıkıya örtmüşsün pencerelerine. Aralasan ya perdelerini, vakit geç olmadan. Ağustosun
Hikâye

Hikâye

Kimsesiz bir gece yarısını çekip aldım üzerimden. Ellerim, yüreğim kadar boş şimdi. Çaresizlik merdivenlerini çıkıyorum, yalınayak. Benim bu ucuz hikâyemin
Özgürlükten İnce Hiçlikten Kalın

Özgürlükten İnce Hiçlikten Kalın

Yıprak bir ruhun yorgunluğudur şiirlerim. (Belki de yıprak bir Tanrı’nın şiiriyim.) Her yazışımda ve her yaşayamayışımda Kişiliğimi deşer, leşimi yere
Sancı’m

Sancı’m

Pes edip her şeyinle gidiyorum. Susup tacımı kucağına bırakıyorum, Anahtarı sende olan kaç hayalim var? Kaç sarnıcın gölgesinde sözler yaktım
Sürgün – Gelincik Kuşan Benim İçin

Sürgün – Gelincik Kuşan Benim İçin

Saat sabahın şimdi sen olmadığı vakti. Bilmem hangi yıldadır hasretim. Bilmem ki kaç yıldır hasretliğim sana. Akşamdan kalma bir baş
Bekleme Salonundan Kaçan Şair: Nilgün Marmara

Bekleme Salonundan Kaçan Şair: Nilgün Marmara

Yirmi dokuzunda toprağa koyulan bir can için ne söylenebilir ki, yirmi dokuz yıla kaç acı, kaç anı sığabilir ki diye

Sizden Gelenler

Sessiz Alarm

Sessiz Alarm

Alarmım sessize kurulu Saatim yaşımdan bir ömür geri Bilerek ileri alıyorum Vaktin geçmediği, Yaşama yetemediğim zamanlarda Ne kadar ağırlaşsam da
Kahır

Kahır

Ne de zor Her sabah çıkarken artık o eve geri girememek Her zaman olduklarımızdan ayrı yerdeyiz Kimimiz uzun zamandır birlikte
Planlanmış Rastlantısal Olasılık

Planlanmış Rastlantısal Olasılık

Varoluşun ilk anından itibaren, yaşamın zeminini oluşturan olaylara baktığımızda her birinin, kendi içindeki anlamsızlıklar bütünü olduğunu görüyor ve bir bütünün
Gökyüzü

Gökyüzü

Gökyüzü; terk edilmiş, akan damlalar artık onun değil, yeryüzünün. Bu yüzden gökyüzü hep tek başına… Ne kadar biriktirirse biriktirsin bencil
Gün Gelir Kendine Acır İnsan

Gün Gelir Kendine Acır İnsan

Yapmak istediğin onca şey varken yapamamak nedir bilir misin? Biliyorsan eşlik et bana, yalnız değilsin; bilmiyorsan da kulak ver, belki
Bugün Değilse Ne Zaman?

Bugün Değilse Ne Zaman?

“Hep bizi soruyorsun, kendinden hiç bahsetmiyorsun.” dediler konuşurken. Her birinin kendine özgü bir hayatı, mutlulukları, huzur buldukları şeyler vardı. Konuşurken
Açlık

Açlık

Dünya, her gün insanlığın yeni bir gün görebilmesi için durmaksızın dönüyor. Peki, herkes için mi dönüyor bu Dünya? Günler herkes
Tadı Yok Sahiden

Tadı Yok Sahiden

Hiçbir şeyin tadı yok sahiden. İçtiğim çayın, Dinlediğim şarkının. Hiçbir şeyin tadı yok sahiden Bilgeliğin, Cahilliğin Ve sensizliğin. Bir gelip
Üç Maymun

Üç Maymun

Gören var mı; İçimdeki ateşin gözlerimin beyazına sinişini, Pınarındaki damlanın akmak isteyişini, Göl değil, nehir olacağını, Denizlere karışacağını, Gören var
Biraz

Biraz

Biraz yalnızlık var içerimde Düşünmeceler var, kaburgalarımın altında sakince Yedi düvel doksan dokuz tane Eskiden kalma bir radyo ve kırmızı
Sol Göz Sağ Göz Giriş Baykuş
+ kaç yapar acaba? Cevap Bekleniyor
Şifremi Unuttum
Yükleniyor...